Abbas YOLCU

Tarih: 31.07.2018 13:41 Güncelleme: 31.07.2018 13:41

KRAVATLI VE ORTADOĞULU


KIRK AMBAR

Abbas Yolcu

ayenihaber@hotmail.com

 

KRAVATLI VE ORTADOĞULU

Noksanı olmayan bir orta doğulu...

Dün demokrasiyi şeytanın amellerinden biri sayıp,  tağutlara hizmet için uydurulmuş bâtıl düzen şeklinde vasf ettikten sonra, değişen veya değiştirilen yahut değiştirilmesi dayatılan devrana uyum sağlamak adına aynı demokrasiyi kutsallaştıran bir şahıs, ancak ve sadece orta doğuda yaşama imkânı bulabiliyor.

Dolayısıyla tutarsızlık onun kanında var. Ve tutarsızlığa düşmek, vicdanını da bedenini de asla ve kat’a rahatsız etmiyor.

Yüzü kızarmadan, ar ve hayâ duymadan “dün dündür, bugün bugündür” oportünizmine rahatlıkla yaslanabiliyor.

Daha önce  “bâtıl düzen”in bütün olumsuzluklarını orta yere dökerek ağlayıp sızlanan, dizlerini döven, üzüntülerini dile getiren bu orta doğulunun hayâlinde canlandırdığı “ol perî sûret”ten yani gelmesini arzu ettiği “hak düzen”den kastı  “dünya sûretleri” imiş meğer.  Hâlbuki Âtaullah İskenderî nam ünlü mutasavvıf, ”dünya sûretlerinin bulaştığı ayna nasıl parlar?” diye sorular soruyordu etrafındakilere…

Bu bahsi geçen orta doğulu,  bir zamanlar içinde yaşadığı topluluğa uygulanan “batılılaştırma vetiresi”nin tamamen bâtıl olduğunu haykırırken, batıdan gelen ve getirilen yazıdan kılık kıyafete kadar her ne varsa hepsini Allah lillâh aşkına teptiklerini yani reddettiklerini cümle âleme ilânen duyuruyordu.

Ama zaman geçti, sular akıp gitti, giden suların yerine başka sular akmaya başladı. Sonunda orta doğulu, ta’n ettiği batıdan getirilerek dayatılmış batılı emtiaya perestiş etmekten hiçbir utanç duymadı.

Suratında şirketlerin ceoları gibi belli belirsiz bir sakal ile piyasa yaparken boğazına bir kravat geçirmeyi böylece hem(i) çağdaş, hem(i) muhafazakâr görüntü vermeyi cağın icabâtından sayar hale geldi. Pis orta doğulu, görgüsüz orta doğulu, sonradan görme orta doğulu, câhilleştirilmiş orta doğulu…

“Hak gelmedi, bâtıl da zâil olmadı”fakat bu hal ve gidiş, orta doğulunun çok da umûrunda değildi. O sâdece kendisine biçilen rolü en iyi biçimde oynamaya çalışan zavallı bir figürandı. Rejisör ona “bağırıp çağırmak” rolünü vermişti. Ve hakkını yememek gerektir ki o rolü başarı ile tamamladıktan sonra sahneden def edilmişti.

Sonra ihtiyaç hâsıl olunca tekrar sahneye dâvet edildi ve öncekinden farklı bir rol verildi kendisine. Evlâdına bir sandalye armağanı karşılığında idi bu rol…

Önceleri aşağıladığı, hakaretler yağdırdığı demokrasiyi, bu rolünde takdir edecekti, fakat dini, imânı, rabbi ve peygamberi bu kutsallaştırılmış demokrasinin dışında tutmayacaktı. Onun için birkaç günlük sakal ile vaz geçilemez kravata ihtiyaç vardı. Bir arabesk roldü bu. Hem dindar hem çağdaş, hem muhafazakâr, hem ilerici, hem batı düşmanı, hem batıcı…

Ve o,bugün demokrasi bulamacına daldırılıp çıkarılmış bir dindarlık modeli ile diğer hempâları gibi  “malı götürüyor.”Bir taraftan da ağlamaklı ses tonuyla konuşurken dudaklarını titreterek kendisine biçilen rolü başarılı bir şekilde ifâ ediyor.

Bu orta doğu sansarı için “vatan yoktur, millet yoktur, bayrak yoktur, uğrunda çarmıha gerilebileceği” hiçbir değer yoktur, fakat boş söylemleriyle vatanını en çok sevendir, bayrağı için “ölmeye yatabilen”dir, “varlığını milletinin varlığına armağan edebilen”dir.

Ve sıkıyı gördüğünde herkesten önce vatanını, milletini, bayrağını terk ederek beğenmediği,  ezelî ve ebedî düşman addettiği ehl-i sâlibin kucağına tereddütsüz oturduktan sonra aldığı hazdan dolayı râşeler geçirendir.

O, bir orta doğuludur.