Abbas YOLCU

Tarih: 24.07.2018 17:11 Güncelleme: 24.07.2018 17:11

CENNET YEŞİLİ


KIRK AMBAR

Abbas Yolcu

ayenihaber@hotmail.com

 

CENNET YEŞİLİ

Niyazi!

Yani diyorsun ki veya demek istiyorsun ki –Akdeniz yöresi ağzıyla-“ne kadar mızganırsanız mızganın, bir altın çağ geliyor, bir asr-ı saadet, bilemedin bir hulefa-i râşidîn devri geliyor.”O, öyle bir devir ki” diyorsun veya demek istiyorsun “kimsenin göremediği, anlayamadığı, kavrayamadığı, akıl edemediği bir devir olacak.”

Niyazi!

Senin yeşil kravatına ve omzuna saldığın, rüzgârlara bıraktığın parıltılı saçlarına kurban olsun nev-i beşer.

Niyazi!

Bak, senin doğduğun dağlık, ormanlık ve çalılık bölgeye ait bir halk türküsü yahut ezgisi vardır. O türküde denilir ki:”Olsun bakalım olsun/kış ayıdır yaz olsun.”

Yani gelsin bakalım, beklediğin mehdiy-yi muntazar, altın çağ, paradise lost, asr-ı saadet, devr-i hulefa-i râşidîn.

Niyazi!

Devr-i dilârâ-yı cumhuriyette, senin gibi çağların ötesinden, çağların beri yakasına bir nev’i Sahyun nebîleri gibi nezredici yani uyarıcı-cinsel bağlamda değil elbet, düşünsel bağlamda-ve yine senin gibi “âtiyi karanlık görmeyen” dolayısıyla meyus olmayıp, azmi bırakmayan bir tebşîr edici “doğurmamıştır hiçbir ana.”

Niyazi!

İndividual değil ama böyle sosyal orgazmlara ihtiyaç duyulan az gelişmiş ve gelişmesi asla mümkün olmayan orta doğu topluluklarında  “afrodizyak nutuklar”a daima ihtiyaç duyulmuştur ve duyulmaktadır, hattâ duyulacaktır. Dolayısıyla üstlendiğin ve yüklendiğin ev ödevini bi-hakkın ifa eylemektesin, Niyazi.

Elbette muvaffakıyetle tamamladığın her ev ödevinin bedelini geçer notla alıyorsun. O geçer notlar sana, evlâd u ıyâline rızık, omzuna dökülen pırıl pırıl saçlarını yıkadığın şampuan olarak tevdî ediliyor. O halde, seni doğup büyüdüğün dağlık, ormanlık ve çalılık coğrafyadan kurtarıp, plazalarda dayalı döşeli, ışıklı; kibarcığın deyişi ile “fırıldaklı ve zırıldaklı mekânlar”da yaşam biçimine kavuşturan efendilerine minnet borcunu böyle ödemeye devâm etmelisin.

Devam etmelisin ki nankörlerden olmayasın, Niyazi.

Muştulayıcılardan olmanın, senin dininde dahi yeri bulunmaktadır. Her ne kadar muştulayıcılığın yanında “nefret ettirmemek” de senin din algında yer tutmakta ise de “varlığına kasdetmiş bed-hahların” için böyle bir tavır içine girmen söz konusu değildir.

Geçmiş zaman içinde yaşamış şairlerden biri “dinim kinimdir” demişti. Öyle diyorlar. Bu düstûru bakkala, manava, sahtiyancıya, kayıkçıya ve bi’l-umûm ahâliye haykırarak duyurmalısın. Hani, bir başka şair diyordu ya:

“Bırak beni haykırayım, susarsam sen matem et / Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet / Sevenleri toprak olmuş öksüz bir çocuk gibidir.”

Anlaşıldığı kadarıyla şiirle pek muarefen bulunmadığı için sen, haykırışlarını şiir yoluyla değil, seni kapısına bağladıkları mevkûtenin bir köşesinden hep yaptığın gibi nesirle duyur, ayak takımına.

Onlara “gevşememelerini” söyle Niyazi.

Ellerine haybeden geçen dünyalıklarını kaybetmemeleri için iri olmalarını, onları  “şeş cihattan aduvv”ların sarıp sarmaladığını dolayısıyla uyanık olmaları gerektiğini anlat.

Onları ümitsiz bırakma, istikbâlde daha güzel günlere, aylara, mevsimlere, yıllara erişeceklerini tebşîr eyle.

Kitap, her ne kadar” insan Kabiller soyu” diyorsa da sen kulak asma Niyazi.

Kitaptır… Demiştir.”Hazların etrafında çöreklenerek tıkınanların” keyfini bozacak, neşvesini kaçıracak tavırlardan uzak dur Niyazi.

İhtiyacın olan gündelik kalorini de al. Çünkü sen, ayak takımına çok lâzımsın.

Niyazi!