Abbas YOLCU

Tarih: 03.07.2018 14:54 Güncelleme: 03.07.2018 14:54

BİTİN FAYDALARI


KIRK AMBAR

Abbas Yolcu

ayenihaber@hotmail.com

 

BİTİN FAYDALARI

Onlara literatürde mevâşî adı verilmektedir. Ayak takımı da denilmektedir. Veya baldırı çıplak.

Onların önde gelen özelliklerinden bir tanesi, câhil bırakılmaları, ancak câhil bırakıldıklarının farkında olamayışlarıdır.

Görünüşte muhafazakârdırlar. Dini bütün bir görünüm arz ederler. Kenz biriktirmekte mâhir olup, hesapta geleneklerine, göreneklerine, tarihlerine yani cedlerinin mâzîdeki muhteşem yaşamlarına(!) hayranlıklarını kırda, bayırda, çayırda, otlakta, kasabada, karyede fırsat düştüğü her anda dile getirirler.

Asla bilemeyecekleri, öğrenemeyecekleri ama sitâyişle bahsettikleri şanlı mâzîlerinde öyle çok da matah hikâyeler bulunmamaktadır.

Mevâşî, mevâşi olduğu için insan adı verilen mahlûkun “kan dökücü, kıyıcı, zâlim ve nankör ve dahi bencil” özellikleri taşıdığını ve taşıyacağını görememektedir.

Onun için efendilerinin uydurduğu şanlı mâzî giydirmelerini hakikat zannederek, yaşadıkları çağdan gûya iğrendiklerini söylemektedirler. Ve gûya mâzîde “yaşanmaya değer hayat vardı” da o hayatı dinsizler, masonlar, komünistler, siyonistler, laikçiler, sosyal demokratlar, demokratik sollar, münafıklar, kâfirler, müşrikler, zındıklar, değiştirdiler ve önlerine “yaşanmaya değmez bir hayat” getirip koydular, Gûya.

Hâlbuki her çağda olduğu gibi onların muhteşem mâzîlerinde iyi insanlar olduğu kadar, gözlerini mal ve iktidar hırsı bürümüş azgın, kuduz, kan emici “homme-economicus”lar mevcuttu.

Mevâşînin yahut ayaktakımının önünde saygı ile eğildikleri şanlı tarihlerinde bahsi geçen uzak atalarından birine ait hayat hikâyesi kısaca şöyle anlatılmaktadır:

“Suyun öte yakası”nda doğup, gelişip, serpilerek şairin belirttiği üzere  “talihi kendisine yâr olunca, kehle de denilen biti işe yaradığı” için kapağı saraya atabilme imkânına kavuşmuş bir “kenz” biriktiricisi, bir “bahçe sahibi” idi. Haliyle yaşadığı asrın kelli felli bir “bitli paşası” oluvermişti.

Zikri geçen bu bitli paşanın muhterem kayınpederi ve efendisi ve dahi iktidarın sahibinin anlaşıldığı kadarı ile  “kadın zaafı” bulunuyordu. Yani halk deyimi ile kılıbıktı. Yine anlaşıldığı kadarı ile kendisi cihanda muktedir olan bu efendi, yularını sevgili zevcelerinden birisine kaptırmakla, şahsî iktidarını pek muhterem zevcesine tevdî eylemiş bulunuyordu. O da daha pek muhterem bitli paşa damadı ile muarızlarına karşı Bizans oyunları tertîb etmekte idi.

Bu arada bitli paşanın bilinen mal varlığını ilgililer şu şekilde beyan etmişlerdir:

“On bir milyon iki yüz bin akçe nakit para, bin yedi yüz köle, iki bin dokuz yüz savaş atı, yüz seksen beş katar devesi, yedi yüz seksen bin hasene altın, beş yüz altın (at) eyeri, yüz gümüş (at) eyeri, yüz otuz çift altın üzengi, yedi yüz altmış mücevher süslü kılıç, yetmiş sekiz bin duka altını, sekiz yüz on beş  çiftlik, yetmiş altı su değirmeni, beş bin ciltten fazla kitap ve pek çok değerli eşya...”(Hasene altın: Sikke-i hasene  olarak da zikredilir. Devletin damgası ile garantisi altında olan madeni ve genel itibariyle kastedilen altın paradır.)

Bugünün zenginlik ölçülerine göre bitli paşanın bu mal varlığı çok görünmese de o günün şartlarında epeyce yekûn tuttuğu anlaşılmaktadır.

Yine ehl-i vukufun beyanına göre bu muazzam mal varlığını bitli paşa “rüşvetli işler” koyup kotarmak suretiyle elde etmiştir.

Ama o da diğer dini bütünler gibi kendisini dinsel hizmetlerde bulunmaya adamış kendi adına Müslümanlar huşû içinde namaz kılabilsinler diye iki adet câmî inşa ettirmiştir, denilmektedir.

Ne yazık, ne yazık ki bitli paşa servetini yiyemeden gitti. Bütün ” kenz” biriktirenler ve bütün “bahçe sahipleri” gibi.

Ayak takımının hasretle yâd ede geldiği muhteşem mâzînin muhteşem insanları, inşa eyledikleri binaların dış duvarlarına kuşlar ölmesin de yaşasın diye yuvalar kurarken gösterdikleri âl-i cenaplığı ve merhameti, kundakta ve beşikteki sabîlerin hayatına son verirken “devletin kutsallığı ve dahi bekası” dümenine yatarak kulak ardı etmekte bir sakınca görmemişlerdir.

Ayak takımı, bu haliyle mazoşist eğilimler göstermektedir.

Fakat ayaktakımı, kendi mazoşizminden memnunsa, başkaları için onların mazoşist olmalarında her hangi bir sakınca bulunmamaktadır.