KIRK AMBAR
Abbas Yolcu
ayenihaber@hotmail.com
NİYAZİ
Bak Niyazi...
Saçlarını uzatmışsın, “rüzgârlara bırakmışsın. Ve fakat “dünya güzelliğini” sana vermemişler. Şayet öyle zannediyorsan, yani dünyanın güzelliği, hep bana verilmiştir” diyorsan yanılıyorsun. Boğazındaki kravat da sana şairin dediği gibi “necâbet” kazandırmıyor, kazandıramıyor Niyazi. Ama olsun.”Seni sevmeyen ölsün, ölsün./
Az gelişmiş ve gelişmesi asla mümkün olmayan bir cemiyette doğmuşsun. Bu, senin hem coğrafî, hem tarihî kaderin. Ve sen, mahkûmu bulunduğun her iki kaderinin sana yaptığı “şaka”yı hazmedemiyorsan da onları değiştirebilmen imkânsız. Zira kader varsa, onun değiştirilebilemez özelliği de vardır, Niyazi.
O halde halk deyimi ile “ufak at da civcivler de yesin”,Niyazi.
Senin bazı derin mevzuatı ve mes’eleleri kavramaya, yaşın da çapın da ebadın da sosyal yapın da içinde yaşadığın coğrafyan da kulağına okunup üflenen, “balığın tırmandığı kavaktan bahseden” tarihin de müsait değildir.
Ama maişetini te’min etmek, evlâd u ıyâlini daha iyi şartlarda yaşatmak gibi bir mükellefiyet altında bulunduğun için, efendi bellediğin bir takım ikbâl sahiplerinin huzurunda eğilmek zorundasın. Elbette hiç kimse senden bir Ebu Zerr olmanı beklemiyor ve dahi istemiyor. Elbette Muaviye’nin sarayı dururken Rebeze’deki kulübede ömrünü çürütecek kadar hamakat ehli değilsin. Dolayısıyla büyük adamların yaşadığı mâceralara öykünmeye kalkışırsan akıbetinde sana sadece yutkunmak kalacaktır.
Niyazi!
Sen “bir az gelişmişsin.”
Az gelişmişliğin ne demek olduğunu ehl-i vukuftan öğrendin mi ki?
Ünlü romancının belirttiği gibi” bin yıldır süren doğu- batı boğazlaşmasının” derûnundaki sebepler, bu süre içinde ortaya çıkan düşünsel(!) akımlar, ekoller, hareketler ve bunların doğurduğu neticeler, hususunda usta diye bilinen şahsiyetlerden nemalandın mı?
Niyazi!
Sen taşralısın, sen köylüsün, şairin dediği gibi “sen basmasın.”
Kılık kıyafeti ile saçı sakalı ile yiyip içtiği ile sana hiç benzemeyen dedelerin, bahsi edilen bin yıllık doğu batı boğazlaşmasında treni kaçırdılar. Onun için entelektüelin mahzâ hakikat olan tesbitini tekrarlamak zorundasın:”Batılılaşacağız, çünkü yenildik.” Entelektüelin ne demek istediğini anlayabiliyor musun?
Anlamıyorsun. Kim bilir, belki anlıyorsun, ama işine gelmiyor yenilgiyi kabul etmek. Onun için şuuraltına zerk edilen sloganlarla oyalanmak daha çok hoşuna gidiyor.”çıktık açık alınla on yılda her savaştan” denildiği gibi,”tağutların heykeline, hak yol islâm yazacağız” temennisi gibi, “tek yol devrim” nidâsı gibi,” ya Allah, bismillah, Allahuekber” tekerlemesi gibi.
Niyazi!
Politikacıların aralarındaki politik kapışmaları,”varoluş mücadelesi, ümmetin veya milletin ba’su ba’de’l-mevt hareketi, hak ile bâtılın savaşı”gibi hamasî cümleler kurarak anlatman, seni entelektüel yapmaya yetmez.
Boşa gayret sarf edersin.
“Gâye, her vasıtayı meşrû kılar” hükmünün doğruluğu kadar, ”politikaya giren herkes, şeytanla anlaşma imzalamak zorundadır” ve “beyaz eldivenle politika yapılmaz” hükümleri, hoşlanmasan dahi doğru kabul edilmiştir, işin “öz uzman aydınları” tarafından.
Sen dilersen kabul etmeyebilirsin.
Ama bir zamanların önde gelen söylemi ile “nurlu ufuklar”, bir “perî-sûret”, bir “hayâl”. İçinde yaşadığın topluluk, üretmiyor, üretemiyor Niyazi. Nutuk söylemek, hayâl kurmak,” hazların etrafına çöreklenmek”le üretim gerçekleşmiyor.
Az gelişmişlik senin ve benzerlerinin kaderi…
Senin yahut senin gibi saçlı oğlanların, suratı metrûşların yahut kravatlı bademlerin içinde yaşadığınız cemiyeti az gelişmişlik kategorisinden çok gelişmişlik kategorisine zıplatabilecek bir dünya görüşünüz ve bu dünya görüşüne ait sarsılması kesinlikle mümkün olmayan alt yapınız mevcut değil gibi.
Var mı?
Ve varsa şayet, bu dünya görüşünüzün adı nedir? Meselâ “soğuk füzyon” u gerçekleştirebilmek gibi bir projeye sahip misiniz?
Sırma saçlarını kül suyu ile yıkamadığın her halinden belli. Onun için şampuan parası kazanmaya çalış, Niyazi, bırak derin mevzulara başkaları dalsın.
“Sen mutlu ol, yeter.”