Abbas YOLCU

Tarih: 22.05.2018 09:31 Güncelleme: 22.05.2018 09:31

BİLGİÇ, BİLGİN VE BİLGE


AYRICA

DR. SELMAN DEMİRCİ

ahengerselman@hotmail.com

 

BİLGİÇ, BİLGİN VE BİLGE

Dücane Cündioğlu, Türkiye’de düşünen çok az sayıdaki kişiden biri... Hiç kimse mutlak manada hakikati temsil etmediği gibi ve tüm yönleriyle doğru olamayacağı gibi Dücane’nin düşünceleri sorgulanabilir, tartışılabilir ve belki birçok konuda yanlışlanabilir de... Bizim ehemmiyet verdiğimiz nokta kendisinin kendi aklını işlevsel kılma çabasıdır ve bunu sağlamak için ortaya koyduğu çabadır. Kendisini zaman zaman takip ederek internette yer alan bazı felsefe derslerini dinleme imkânı buluyorum. Oldukça ufuk açıcı olan derslerinden birini sizlere özetlemek istedim.

Düşünce yoğunluğu arttıkça bilgi azalır. Bazıları malumatın çokluğunu, örneklerin ve ayrıntıların fazlalığını konuşmacının gücü lehine yorumlar. Oysa malumat arttıkça düşünce azalır. Malumatı fazla olanların yorum gücünün düşük olması bundandır. Yorumlamak zorunda kalınca bolca örnekler vermesi bundandır. Yorum gücü ile ayrıntıların zenginliği arasında bir ters orantı mevcuttur. Aristo bilmeyi bu yüzden külli olanı bilmek olarak tanımlamıştır. Ali’yi Veli’yi bilmek yerine insanı bilmek daha önemlidir. Muhayyile yerine akla hitap eden metinler bu yüzden yorucudur. Ayrıntılı bilgiler paylaşmaya malumatfuruşluk denir ve Türkçede buna “bilgiçlik” denilebilir. Kavramsal konuşmalar aklı işletmeyi zorunlu kıldığı için daha sıkıcı ve daha yorucudurlar. Bilgiçlerin konuşmaları ise örneklerle takdim edildiği için daha zevkle dinlenir.

Konuştuğu konunun temel yasalarına vakıf olan, onu yüksek soyutlamalarla temellendirebilme yeteneğine sahip olanlara ise “bilgin” ya da “âlim” diyebiliriz. Tarihçi ve tarih felsefecisi arasındaki fark konuyu anlamakta faydalı olabilir. Tarihçiler zaman, mekân ve kişilerle uğraşan betimleyicilerdir. Oysa Tarih Felsefecisi bu ayrıntılarla değil tarihin zaman, mekân, kişi özelliklerini aşarak kavramlara yoğunlaşır. İşgal ile fetih arasındaki farkın ne olduğu Tarihçinin değil Tarih Felsefecisinin uğraş alanıdır. Tarih kişilerin baktığı yerden, dünya görüşünden hareketle Tarihi olayları ayrıntılandıran ve belgeleri kendi kompozisyonuna uygun kullanan kişidir. Tarihçi ispat ile uğraşmaz ve ispat da edemez ancak ikna eder. Çünkü mantık ilmi açısından Tarih ispatın alanı değildir. Hukukta da amaç iknadır ispat değildir. Tarihçi ve Hukukçular kanıtlar sunabilir ancak kanıt üzerine konuşamazlar. Tıpkı bir matematikçi sayılar üzerine konuşamayacağı gibi ve yine tıpkı bir veznedarın ve hatta bir iktisatçının para üzerine konuşamayacağı gibi... Bunları ancak Tarih felsefecisi veya hukuk felsefecisi yapabilir.  İşte bilgiç ile bilgin arasındaki fark budur. Burada tarihçi ve hukukçulara bilgiç denmek istenmemekte konunun anlaşılmasına yardımcı olarak bu figürler kullanılmaktadır.

Nesne ile öznenin farklı olduğu bilme biçimine bilgi/ilmi husuli denirken nesne ile öznenin aynı olduğu bilme biçimine irfan/ ilmi huduri denir. Bilinen ile bilenin eşitlendiği bilme biçimi irfan ile karşılanır. Bu kavram İnsanın nefsini bilmesini tanımlamak için kullanılır. Bu aslında bilmenin ötesinde bir tanımadır. Zira “Men arefe nefsehu fegad arefe Rabbeh” deki ibare de “tanımaktır”. “Kim nefsini tanırsa Rabbini tanır.” Arif aslında bilenden çok tanıyan demektir. Spinoza’ya göre insanın kendini bilmesi hislerini bilmesi demektir. İrfanın devreye girdiği bilme biçiminde bilen kişiye “arif” ya da “bilge” denir. Bilginin olmayışı cehalettir ve âlimin zıttı cahildir. Oysa irfanın ve görgünün olmayışı gaflettir. Arifin zıttı gafildir. Ulema (âlimler) ve urefanın (ariflerin) ötesinde bir de zürefa (zarifler) vardır. Bunlara da çelebiler diyebiliriz. 

Bilgiç, bilgin ve bilge üzerinde ufuk açıcı bir dersin özetini böylece sizlerle paylaşmış oldum. Faydalı olacağını umuyorum.