KÖŞE BUCAK
Mehmet Salih KÖSE
Eğitim Uzmanı
NASIL BİR KENT, NASIL BİR İLÇE?
Son yıllarda çeşitli sebeplerden dolayı köy hayatından kent hayatına hızlı ve plansız bir geçiş süreci yaşıyoruz. Yani kentler köylere ve kırsala göre daha itibarlı sayılmaya başlanıldı. İnsanımızı buna iten çeşitli sebepler var. Ekonomi, sosyal hayat, eğitim, sağlık gibi.
Ama bu hızlı insan akışı süreci sonucu kentlerimizde kentlilik özelliği bozuldu. Kentler, hazırlıksız yakalandı bu insan akışına. Bilhassa bu olumsuzluk betonlaşma ile daha net görüldü. Plansız ve sağlıksız kent adında kentlilikle hiç ilgisi olmayan mahalleler ve yerleşim yerleri oluştu. Trafik, eğitim, güvenlik, gençlik, işsizlik sorunları ortaya çıktı. Kent yönetimde bulunan, bilhassa da kent meclislerini oluşturanların kent anlayışları olmadığından, kırsal kökenli olduklarından ve seçimlerde oy aldıkları insanları düşündüklerinden dolayı, kentlilik adına fazla proje üretemediler. Genelde seçmenlerin ihtiyaçlarını dile getirdiler. Köyün egemen güçlerine kentte fırsatlar yaratmaya çalıştılar. Bu sebeple kentlerde birçok köy dernekleri görmek mümkündür. Hatta bu dernekleri kullanmak isteyen siyasiler de olmuştur. Ama hiç kimse şu soruyu sormamıştır kendince: Küçük parçaların mı çıkarı yoksa kentin bütünsel güzelliği ve estetiği mi?
Kırsal amaçlı düşünce kentlerde küçük küçük kırsal topluluklar, mahalleler ve yerleşim yerleri meydana getirdi. Her mahalle kent içinde kendi kırsal kültürünü yaşatmaya ve korumaya çalıştı. Sonra ortaya kent denilen plansız, şekilsiz, estetikten uzak, sorunlu yerler çıktı.
Kentler kimlikli olmalıdır. Bu kimlik önce gelişmişlik, caziplik, insan odaklı, doğacı, estetik, mimari güzellik, sorunsuzluk ve sessizlik içermelidir. Kentlerde okullar, hastaneler, yeşil alanlar, oyun alanları, alışveriş yerleri, dinlenme alanları, spor alanları, sinemalar, tiyatrolar, müzeler, cazip sosyal alanlar olmalıdır. Bilhassa temiz hava bol oksijen olmalı. Sular kirletilmemeli, deniz varsa her türlü denizden yararlanmalıdır.
Kentlerde betonlaşmanın önüne geçilmeli, kent meydanları ortaya çıkmalıdır. Sahiller asla binalarla doldurulmamalı, kentin oksijenini sağlayan yeşil alanlar olarak ağaçlandırılmalı, parklar yapılmalıdır. Kentlerin, çağdaş kentlerin sahip olduğu özellikler her kentte gelmelidir. Yoksa bazı başıboş bırakılmış veya siyasi gücü olan insanların kentle ilgili faydasız düşüncelerine kentler bırakılmamalı. Kentte yaşayanlar kentin gerçek sahibi olmalıdırlar.
Her kent o kentte yaşayan insanların önce güvenliğini, sağlığını, eğitimini, kalkınmasını; yönetenler düşünmelidirler. Mesela o kentin marka değerlerini korumalıdırlar. Bu marka o kentin bir spor takımı olabilir, yemeği olabilir, bir alanı olabilir, bir efsanesi olabilir, sanatsal bir yapısı olabilir. Hatta o kentte yaşamış veya doğmuş bir isim de o kentin markasını teşkil edebilir. Bunları bulup ortaya çıkarmak ve değerleri yaşatmak o kentin yönetenlerin görevidir. Bir spor kulübü kayboluyorsa o kentin bir değeri yok oluyor demektir.
Biz buradan kendi yaşadığımız ilçemize gelelim. Akçaabat Trabzon’un en güzel ilçesiydi. Hatta diğer ilçeler ilçemize gıpta ile bakıyorlardı.
Ama ilçemiz 1960 yılından sonra hızlı bir şekilde göç verdi. 1976’dan sonra da bilhassa köylerden hızlı bir şekilde göç aldı. Göç vermesinin sebebi kentin geçim kaynağı olan tütün ve tütünde görülen maviküf hastalığıdır. Köylü tütün yapamayınca toprağını terk etti. Tütün olmayınca ilçeye para girmedi esnaf iş yapamadı dükkânını kapattı ya Trabzon’a veya İstanbul’a gitti. Ağalar, toprak para getirmeyince toprağı satmaya başladı ve toprak bölündü.
Ama kentlilik adına en olumsuzu bu kentin kültürlü ailelerinin bu kenti terk etmesiyle yaşanmıştır. Nasıl ki bu kenti ve bölgeyi işgal eden Ruslar çekilirken onlarla beraber giden gayrı müslimlerden sonra ilçemizde hem ticari, hem sanayi, hem de sanatsal boşluk olmuşsa, aynı durum bilhassa 1976 yılından sonra bu kentte yaşanmıştır.
Örnek mi? Tekel kapanmış, tütün ekilmez olmuş Akçaabat’a para dışarıdan girmez olmuştur. Sadece giren para emekli ve memur parasıdır. Bir de küçük çapta turizm sektöründen giren para vardır. Bu kentte iki sinema varken kapanmıştır. Koca bir spor kulübü olan Sebatspor yaşatılamamıştır. Sahillerdeki plajlar kapatılmış ve denizle kent arasına beton ve taşlar girmiştir. Betonlar, sebze bahçelerini işgal etmiş gökdelenler yükselmiş, sahil bandı resmi kurumlarla dolmuş, trafik derdi meydana gelmiştir. Hepsinden önemlisi bu kentin yıllarca devam eden kentçilik aidiyet duygusu yok olmuş, köy dernekleri kurulmuş, kent lime lime ayrılmıştır. Kentin yeni söz sahipleri genelde bir köyün temsilciliğini yapmıştır. İş sahaları azalmış, işsiz gençler bunalıma düşmüştür.
Şimdi yeni hamlelerle bu kent tekrar eski o görkemli günlerine dönmek istiyor. Bu iş için açılacak olan ikinci devlet üniversitesi (Trabzon Üniversitesi) önemlidir. Siyasi amaçla bunu küçümsemeye gerek yoktur. Buradan gururla bunu söylemeliyim ki bu ikinci üniversite fikrini ortaya atan benim ve bir arkadaşımdır. O zaman yönetim kurulunda bulunduğumuz Akçaabatlılar Vakfı’nda bile bazı üyeler bizimle bu konuda alay bile etmişlerdi. Ama daha sonra bu düşünceye sahip çıkan siyasiler bu hayalimizi gerçeğe dönüştürdüler. Onlara da buradan teşekkür etmek benim boynumun borcudur. Çünkü alay edenlere karşı haklılığımız ortaya çıkmış oldu.
Şimdi turizm deniliyor. Doğrudur ama turizmi bölgeye göre düşünmek gerekir. Bunun için Samsun’dan Batum’a kadar yapılacak bir tren yolu önemlidir. Trenle bölge gezisi önemi artmaktadır. Bunu Kars’a giden Doğu Ekspresi’ne ilgi duyan turistlerle görmekteyiz.
Ayrıca toplu taşımacılıkta metro şarttır bu ilçe için. Şu haliyle minibüs taşımacılığı turizme zarar verir. Bir an önce minibüsler midibüse veya otobüse geçmelidir. Hem trafikte dolmuş sayısı azalır, hem de kurallar olur. Esnaf daha çok kazanır. Kentimizin ivedilikle çok modern bir pazara ihtiyacı vardır. Çünkü Salı Pazarımız bir markadır ama bu haliyle insan sağlığı ve hijyen yönünden hiç de iyi değildir. Halk Pazarları turizm açısından önemlidir.
Son önerim ise kurulacak üniversite için Fatih Eğitim Fakültesi, Jandarma yeri ve TRT binaları yeterlidir. Yoksa orası olsun burası olsun derken korkarım başka alanlara kayar bu üniversite. İleride batı kısımda binalar yapılırsa oraya taşınır. Mesela Mersin Akçakale arasında plaj ve evlerin olduğu alanlara mükemmel üniversite kurulabilir.
Yeni seçim sürecine giriyoruz. İnşallah centilmenlik içinde geçer bu süreç. Hiç kalp kırmadan insanlarımız sevgi dilini kullanarak tanıtımlarını yaparlar. Biz şimdiden hayırlı olsun milletimize diyelim. Hayat sevince güzel asla unutmayalım. Doğaya, insana ve kentimize sevgiyle bakalım.