Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 18.04.2018 14:08 Güncelleme: 18.04.2018 14:08

KENTİMİN GEÇMİŞİNDEN, KIYISINDAN, KÖŞESİNDEN


KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

KENTİMİN GEÇMİŞİNDEN,

KIYISINDAN, KÖŞESİNDEN

Karadeniz’in incisiydi Pulathane. Şimdiki gibi bakmayın dertlerine. Çok hızlı göç aldı da ondan. Bilhassa köylerden mutlu olmak için koşup geldi insanlar. Şimdi çoğu pişman. Öyle ya şehir denilince zannedilirdi taşı toprağı altın Hâlbuki gördüler ne taş altın ne de toprak. Zaten toprak da kalmadı ya.

Hâlbuki eskiden öyle miydi? İki cadde geçerdi içerisinden. Ender gelip geçerdi insanlar. Hepsi can, cana yakın ve şirin. Çocuklara karşı cömert. Bir iki kahve vardı, üç beş fırın. Fırınların üst katında bulunurdu tahtadan sedir, sallanırdı ha bire, oturan zaman zaman düşerdi yere. Önünde helva ekmek, içinde yağ tophane sıcak. Sırtlarında semer, ağır gelirdi kendilerine kader hamalların. Kimisi İspir’den, Köse’den, Kelkit’ten. Genelde adları “yukarı yerli” ama insan, dost ve içten. Ekmekleri, yemekleri yenir, evleri küçük ama temiz. Hepsinin evinin direğiydi aklı başında bir hatun. O dönemde kadersizdiler ama dosttular.

Bahar gelince sürülerle koyunlar giderdi yaylaya. Çoğunluk Karanlık Dere’ye, Gâvur Dağları’na. Önlerinde sürü sahibi ağalar, atlar üzerinde, eyerler gümüşten, ellerinde kamçı, pantolonları zıpka. Arkadan gelirdi inatçı katırlarla kap kaçak, yatakların üzerinde çocuklar, katırın kuyruğundan tutardı kadınlar. Sonra çoban köpekleri, kuzulamış koyunlar. Islıklar, ıslıklar... Zaman zaman dururdu saatte bir gelen arabalar, kamyonlar. Zaten o zaman araba dediğin bir iki tane. Mesela Kalanıma Deresi’ne giden üç araba, düz burun. Haçkalı Ali Çolak, Mehmetoğlu Hüseyin Bakal, Horovi’den Külemenoğlu Rüstem Aga.

Acılar, hüzünler ve neşe girmişti burada iç içe. Aynen insanlar gibi. Bir arada yaşardı Pulathane’de Türk,  Rum, Ermeni, Çerkez ve Gürcü. Rum kızlarına sevdalanırdı Türk genci. Buradan doğmuştur “Ne güzeldir şu gâvurun kızı” sözü. En güzel Rum kızları da çıkarmış Visera’dan. Türkülere konu olmuştu şu Lefter’in kızı.

Pulathane’de eskiden daha içten oynanırdı horon. Hele bir Türk ve Rum genci tutulmuşsa  “bıçak oyunu”na. Ya el kesilirdi veya kulak. Nara atar oynarlardı saatlerce. Duymazlardı acıyı, görmezlerdi akan kanı. Dışarıdan teşvik edilirlerdi oyna oyna diye; yarısı Rumca, yarısı Türkçe.

Ortak bir yaşam vardı. Kardeşçe yaşarlardı insanlar bu kentte. Ne zaman siyasi amaçla girince fitne insanlar düştüler birbirine. Çeteler türedi, eşkıyalar üredi. Huzur bozuldu birden. Hâlbuki bu kentte ne yetenekli, mahir insanlar vardı. Taş ustaları, ağaç oymacılığı yaparlardı. En iyi taş ustaları yine Visera’dan çıkardı. Bugün aynı işi devam ettiren birkaç yetenekli var Işıklar’da. Onların dedeleri bu sanatı öğrenmişti Rumlar’dan. Ama üzülerek ifade etmeliyim ki bugün kaybolmaya yüz tutmuş taş ustalığı gelecekte aranan bir meslek olacak ama usta bulunamayacak. Nitekim Yeni Cami’yi Rum taş ustaları yapmıştır. Viseralı ustalardır. Dikkat edilirse dış işleme motiflerine Rum, Ermeni ve Türk sanatını iç içe görürsünüz. Hatta dikkat edin minaresindeki köşelere bunu bariz görürsünüz. Bu da bu kentte üç farklı insan topluluğunun kardeşçe bir zamanlar yaşadığını gösterir. Altın, gümüş kuyumculukta Ermeni ustalar mahirdiler. İzleri hala devam eder bu kentte.

Pulathane’de Dürbinar Mahallesi’nde oturanlar genelde tarımla,  Orta Mahalle’de oturanlar ticaretle, Gramba’da oturanlar balıkçılıkla uğraşırlardı. Sarıtaş, Satari toprakları ve Abeda Dürbinar’a bağlı olduğundan hayvancılık yapan ağalar bu mahallede otururdu. Ama daha sonra hayvancılık yapanlar köylere doğru çekilmişlerdir otlak bulmak için. Çünkü kentte tütün tarımı yapıldığından otlaklıklar azalmıştı. En çok hayvancılık Salari’de yapılıyordu. Hatta zengin toprak sahipleri hava atmak için Salari neresidir diye soranlara, “Sele Boğazı’ndan Salı Pazarı’na kadar olan yer Salari” derlerdi. Bu arada Salarili olanlara tavsiyemdir Leh yazar, Henryk Sıenkiwicz’in “Quo Vadis” (Nereye Gidiyorsun) romanını okusunlar. Bakalım İtalya’nın Parta Kapene şehri ile Salari arasında bir ilişki kurabilecekler mi?

Pulathane’de Ruslar şehri işgal edinceye kadar çok kültürlü dost bir yaşam vardı. Rivayet odur ki bir köyün camisi çok eski olduğundan kilisenin papazı köyün muhtarını çağırır ve ona elli altın verir, “üzerini köyden tamamlayarak doğru dürüst bir cami yapın” der. Böylece kilisenin karşısına güzel bir cami yapılır.

Gençler yaşlılara saygılıdır. Selamlaşır, mezarlık yanından dua ederek geçerler, bayramlarda birbirlerini ziyaret ederlerdi. Sokakta kadınla erkek birbirini tanısa dahi konuşmazlardı. Evlilikler kız ve oğlan anneleri aracılığıyla olur. Önce kızın evi görülür sonra oğlanın evi ziyaret edilirdi. Nişanlanan gençlerin ekonomik durumu iyiyse hemen evlenirler. Değilse genelde tütün satımı beklenir. Bu uzun sürede zaman zaman dedikodu olur ve nişan bozulur, aileler birbirine düşerdi. Hatta bu konuda kan dökülmüş ve cinayetler işlenmiştir.

Sözü Baudelaire’nin şu dizeleriyle sonlandırıp güzel bir hafta dileyeyim okuyucularıma:

”Derdim yeter, sakin ol, dinlen biraz artık;

Akşam olsa diyordun, işte oldu akşam;

Siyah örtülere sardı şehri karanlık;

Kimine huzur iner gökten, kimine gam.

Bırak, şehrin iğrenç kalabalığı gitsin,

Yesin kamçısını hazzın sefil cümbüşte

Toplansın acı meyvesini nedemetin

Sen gel, derdim, ver elini bana, gel şöyle.

Bak göğün balkonlarından, geçmiş seneler

Eski zaman esvaplarıyla eğilmişler;

Hüzün yükseliyor, güler yüzlü sulardan.

Seyret bir kemerde yorgun ölen güneşi

Ve uzun bir kefen  gibi doğuyu saran

Geceyi dinle, yürüyen tatlı geceyi.”