KÖŞE BUCAK
Mehmet Salih KÖSE
Eğitim Uzmanı
BU SEVDA YAŞATILMALI
Zaman gelecek sen, ben, o, biz, hepimiz gideceğiz. Kalacak olan bu köy, bu mahalle ve bu cadde. Bir başka kalıcı olacak şey sevgimiz, aşkımız, sevdamız.
Ama bizler henüz gitmeden sevdamız bir bir kayboluyor ve tüketiliyorsa hoyratça, söz geçiremeyiz gözyaşlarımıza. Saklayamayacağız ve görülecek çünkü bizi dinlemeyecek…
Bu sevda kitlelere ulaşmıştı. Hani hatırlayın, böyle bir bahar gününde Fatih Stadı’nda doluydu ünlüler, ünsüzler. Sebatspor-Antalyaspor maçının hakemi son düdüğünü çalınca insanlar dolmuştu sahaya. Bir aşk için, bir sevda için dökülüyordu gözyaşları. Fotoğraflara bakın kimler yoktu ki orada, kimler görünmek istiyordu o karede? Ben tribünden izlemiştim onları o gün ve içimden şöyle bir düşünce akıp geçmişti: “Hangisi bunların gerçek sevdalı, hangisi iyi günden nam alma peşinde?”
Daima sahte bir sevda gibi gelmişti bana bu sevgi. Öyle ya o zamana kadar bu karede yer alanları hiç görmemiştim bu sahnede. Demeçler, şarkılar, türküler. Ama kara sevdalıların üçü beşi sahada, çoğunluk tribünden seyrediyordu; bu güzel günü, çıkarlarına çevirme uğraşında olan insanları.
Sonra zaman su gibi akıp gitti. Hem zaman eritti bu sevdayı, hem de sahte âşıklar sömürüp gitti bu mutlu ve köklü kulübü. Yediler, yanlış yaptılar, hurdasını bırakıp gittiler. Kara sevdalılar tekrar bu sevdayı yaşatmak istediler; olmadı ya ömürleri yetmedi ya da imkânlar. İçimde ne varsa o günden biriken, içimden taşıyor şimdi. Bu sevdaya ait ne varsa bir bir geliyor gözümün önüne. Emin Serdarlar, Hüseyin Reisler, Kazım Kolotlar, Sıtkı Hacısalihoğuları, Ali Kemal Başaranlar, Aslan Kalıntaşlar, Ömer Boğuşlular, Hasan Çavuşoğulları, Naci Markallar, Teoman Timurcular, İbrahim Ayvazlar, Leon Aydınlar, Topal Muharremler, Hasan Seisler, Topal Selahatin’ler, Abdulkadir Karahasanlar, Muhittin Ağanlar, Alişukler ve daha niceleri. Onların sevdalarına dair ne varsa bu kulüpte alıp götürdü birileri şahsi çıkarları adına; sessizce ve bilemeden veya bilerek.
En son ağlayan Mevlüt Selami Yardım geliyor aklıma. O ağlarken benim de düştü gözümden damlalar. Ne ummuş ne bulmuştu. Vefa mı, vefasızlık mı ağlatmıştı O’nu? Sizler de biliyorsunuz olanları ama farkında değilmiş gibi davranıyorsunuz. Şimdi bazı insanlar bilerek veya bilmeden bu sevdanın kendince yolunu çiziyor. Ama farkında değiller bu yolla bu sevda yaşamaz, biter, tükenir. Biz bu sevdaya tutulmuşlar, kara sevdalılar onlarca yanlışın ortasında kalırız sahipsiz. İşte o zaman haykırmak hakkımızdır: “O bahar günü sahanın ortasında poz verenler, nutuk atanlar” neredesiniz şimdi? Bu sevda yok ediliyor farkında mısınız?”
Hani diyorsunuz ya bu kent “spor, sanat ve kültür şehri...” Spor denilince iki şey gelir akla bu şehirde, Sebatspor ve Tütünspor. İkisine de bakıyorum son nefeslerini vermek üzereler. Ne varsa bu kente ait alıp götürülüyor bu şehirden. Farkında değilsiniz ey siyasiler, siz parti yöneticileri ve sivil toplum örgütleri, yerel yöneticiler. Kızgınım sporda bu şehre yapılanlara, öfkem dağ gibi büyüyor. Önce Fatih Stadımız elimizden gitti, şimdi Sebatspor Tesisleri kiralanıyor bir başka kulübe. Peki, siz neredesiniz bu kentin nimetlerinden faydalanalar ve bu kentin önder insanları ve yerel yöneticiler? Biz neredeyiz bu sevdayı yaşatmak isteyen ama ekonomisi yeterli olmayan, ama güzel bir sevdaya tutulan insanlar?
Sebatspor ile Tütünspor bizim sporda son sevgililerimizdi. Başka da sevgilimiz bu yaştan sonra olamaz ki... Bu sevda tükenmek üzere. Yorgun günlerde nasıl sahip çıkmıştık sevdamıza. Mardin’de trafik kazası, Erurum’da taş yağmuru, Diyarbakır’da sahada saatlerce tutulma, Ağrı’da otelimizin basılması, Çayeli’nde dövülmemiz, otobüsümüzün camlarının kırılması daha dün gibi.. Son binan kalmıştı Akçaabat’ta. Şimdi yabancı ayaklar dolaşacak o mekanda. Senin sevdan üzerinde yeni bir sevda kondurulmakta. Halk tabiriyle öz sevgili üzerine “kuma” getirilmekte. Ama ilk aşkımız başka. Anlatılmaz sadece yaşanılır.
Halbuki bizim sevdamız deliceydi. Hatta şarkılar destanlar yazmıştık adına, “Şen ola Sebat şen ola” diye. Sonra caddelerimizi ve evlerimizi süslemiştik bu aşkın rengiyle. Her taraf bayrağımız gibi kırmızı beyazdı. Şimdi topsuz, heyecansız belki de ruhsuz yaşam bırakıyorlar bize. Dümdüz bir kent yaşamı işte. İçimizde bu sevda kaybolup gitsin diye mi bu uğraş? Hâlbuki bizim en büyük idealimizdi bu aşkı torunlarımıza bırakmak. Ama şu son duruma ne kadar aşk denilir ki? Bu sevda unutulup gitti. Öyleyse bu acıya katlanmanın ilacını biri göstermeli bize. Yürek sancımızı dindirecek ve “Şen ola Sebat şen ola” sözlerini söndürecek. Peki sevdasız bu kentte zaman nasıl geçirilecek? Düşündükçe ne berbat duygular bunlar diyorum. İstemediğimiz şeyleri yaşıyoruz bu şehirde spor adına ve engel olamamak üzüyor bizleri.
Sebatspor sözü bu kentte bir markaydı, öldürülmemeli. Bu nedenle son tesisi bir başka kulübe kiraya verilmemeli. Bu işe el koymalı Belediye Başkanımız Sayın Şefik Türkmen. Gerekirse bu kulübü Belediye bünyesine alarak tekrar bu sevdayı canlandırmalı. Bu kulübün sevdalılarını bir araya getirerek bu sevdayı yaşatmalı. Ayrıca bu kent içinde iş yapıp ekonomisi iyi olan birkaç kişi var, -isimlerini yazmıyorum- sadece bu sevda ölmesin, sizin de bu sevdanın yaşaması için gayretiniz olsun.
Ben bu sevdanın biteceğinden korkuyorum. Bu nedenle ekonomik sebeplerle -söylenen o- bir başka kulübe Sebatspor Tesisleri’nin kiralanmasını doğru bulmuyorum. Bu şehir bu kadar küçültülemez. Akçaabat Belediyesi bir spor kulübünü yaşatır. Örnekleri var. En büyük örnek Başakşehir Spor Kulübü ve daha nice başında belediye yazılı kulüpler. Ben Akçaabat Belediye Başkanı Sayın Şefik Türkmen’in son bir hamleyle bu sevdayı yaşatacağına inanıyorum. Ayrıca “başkan sporu sevmez” sözünü tarihin çöplüğüne atmasını görmek istiyorum.
Bu sevda bitmemeli. Bu kentte biraz daha fazla spor konuşulmalı ve gündeme gelmeli. Yoksa sahillerde tinerciler adam kesecek günün birinde. Yoksa bu şehre yarın hiç gelmez... Bizim sevdamız asla bitmez. Haydi o zaman ne bekliyoruz... Gençlik için, bu kent için, eskiden devam eden sevdamız için son hamle. Adımız Akçaabat ise, diğer adlarımızı Sebatspor, Futbol, Horon, Köfte değil mi? Şehrimizin giriş ve çıkışına ne yazdık, ”spor, sanat ve kültür şehri”... Bu sevda ölmemeli...