KÖŞE BUCAK
Mehmet Salih KÖSE
Eğitim Uzmanı
YILDIZLAR YANAR SÖNER
Geçen hafta ben mahallemden bahsetmiştim. Bazı unuttuğum isimler vardı. Bazı arkadaşlar hatırlattı. Ben o kişilerin başka mahallede yaşadığını söyledim. Ama insanız tüm aileleri hatırlama imkânımız da yok. Ne demiştik ismini unuttuğumuz mahalle halkımızdan olan ve o yıllarda burada oturan güzel insanlara selam olsun. Bu selamı tekrarlıyorum şimdi. Selam olsun benim mahallemin güzel insanlarına...
Bu hafta sonu Belediye Başkanımız, “Yerel Buluşmalar” adı altında toplantı düzenledi. Biz de davetliydik, katıldık. Katılımcılar düşüncelerini söyledi, kimi katılımcılar sadece sustu. Söylenenlerin birçoğuna katılıyorum. Ben de bir iki cümle sarf ettim, ne kadar ele alınır bilemem.
Mesela trafik, mesela park sorunu, mesela toplu taşıma ve sorunları, sahilimiz, turizm, eğitim, mimari, yapılaşma, teleferik, mezbaha, turizm, Akçakale’deki tarihi kale, raylı sistem, metro, bisiklet yolu, Sargana Destanı Abidesi, kent müzesi, istihdam, tarım, gençlik, yaylalar vs.
Benim dikkatimi çeken zamanında bizim içinde bulunduğumuz bir sivil toplum örgütü tarafından, bilhassa da benim ve bir arkadaşımın öne sürdüğü ikinci üniversite meselesi ısıtılıp ısıtılıp gündeme gelmesi. İnşallah olur da bu fikri öne attığımızda bize “canım bu da olur mu” diyerek burun kıvıranlar olabildiğini görürler.
Ama bu ikinci üniversite işi, kimse kusura bakmasın, çok gecikmiştir. Şayet bu seçim yapılmadan bu karar verilmezse Akçaabat için hayal olur ikinci üniversite. Evet, belki ikinci devlet üniversitesi olur ama Akçaabat olmaz yeri. Başka yere kayar.
Niye mi böyle düşünüyorum? Şundan; Akçaabat’ın güçlü sivil toplum örgütleri ve Türkiye çapında lobisi yokta ondan. Bir başka husus ise şu bence. Yerel yönetimler büyük projeler yaptığında önce halkın nabzını tutmalı. Halka anket yaparak sormalı. Öyle ya, yapılacak işe halkın parası harcanacak. Mesela teleferik meselesi, yeni mezbahanın yeri meselesi. Su kaynaklarının yanına mezbaha yapılır mı? Bir düşünmeli bence. Mesela Orta Mahalle’nin ortasından yol geçirilmesine halk ne derdi sizce? Bir de gelelim şu turizm meselesine. Yaylalarda kesilen hayvanları kim kontrol ediyor? Geçen gün “şarbon” hastalığı çıktı, Akçaabat’ta, köfte satışı sekteye uğradı.
Yine biz daldık derin konulara. Aslında gönlümde farklı duygular, kafamda farklı düşünceler. Kentlilik bir kültür, kültürel bir olgu. Ne kadar hazırız buna? Turizm diyoruz, yatırım yapıyor özel sektör ve yerel yönetimler. Ama insanımız beynini hazırladık mı turizm hareketine? Halk nasıl bakıyor gelen turiste? Mesela sorsam şu okullarda görev yapan okul yöneticileri ve üst yöneticiler kafalarındaki turizm ile ilgili düşünceler nasıldır? Öyle düşüncesiz düşünceler saklıdır beyinlerde ki görseniz yüzünüz kızarır. Bayan öğretmenle namahrem diye konuşmayan bir eğitim yöneticisinin olduğu yerde gelişir mi turizm hareketi? Bence önce bunlar düşünülmeli.
Mesela Orta Mahalle’nin ortasından geçirilen yol ve yapılan “Çin Seddi” hangi aklın ürünü? Turisti kazıklamak için fırsat kollayan ruhsatsız işletmeci nasıl geliştirir turizmi? Belediyenin yaptığı sanatsal etkinliklere, gençliğin yetişmesine, kadına değer vermesine, tiyatroya, operaya, burun kıvıran insanların olduğu bir kente gelişir mi turizm sizce? Unutmayalım yıldızlar geceleri doğar, karanlıklara ışık olmak için; gündüzleri söner, yeterli ışığı güneş verdiği için. İnsan beyinleri de bir sandık gibidir. İçinde saklıdır düşünceler. Görmek ve keşfetmek çok zor. Sandığın kiliti sisin elinizde değil ki. Ama düşüncesiz düşünceler de vardır içinde. Bilemezsiniz. Bir sandıkta olan çürük elmalar gibi.
Yıldızlar; yanar, söner... Bu satırları yazarken Orta Mahalle’deydim. Karşıma baktım mahzun bakıyordu bana Dürbinar... Kızgındı, biraz da üzgün. Neden orada yaşayan eski insanlardan bahsetmedim diye. Karşıdan sessizce seslendi, hayallerime ve insanıma dokun diye. Eskimden, yaramdan, yıkılan eserlerimden ve içimi yakan o top mermilerinden, kara dumandan bahset, çiğneyip geçme beni, komşu mahallenim, çok geçtin içerimden, dostların oldu, arkadaşların oldu benden.
Kalktım yerimden, yürüdüm ve geçtim köprüden. Şimdi soracaksınız hangi köprü diye? Şu Karantina Deresi var ya iki mahalle arasında, altında su değirmeni olan ve su arkı geçen... Su arkı demişsek çok uzun, Dürbinar Mezarlığı’ndan geçip, Akçaabat Ortaokul önündeki Kamiloğulları, Hacı Tosunların ve Hacıömeroğulları’nın tarlalarını sulayarak Kireçhane deresine dökülen su arkı... Bir nehir gibi, yer yer içinden geçerdi dere balıkları. Hatta rivayete göre bu köprünün altında bir hazine saklı. Çoğu bilmez üstünden geçtiğim köprünün adının Hacımusaoğlu Köprüsü olduğunu. Karşıma ilk çıkan çeşmeler. Lalık Çeşmesi (Lale Safa Çeşmesi) eski Belediye Başkanımız Cavit Doksanbir’in evinin önünde, Adnan Sezgin’in evinin önündeki çeşme, Harmancık çeşmesi.
Sonra Ruslar çekilirken topa tutup yıktıkları tarihi binalar ve kilise. İki Rum kızının sonradan Müslüman olarak vakfettikleri Medrese-i Kebir Vakfı’nda yapılan Mezarlık Camii (Akçaabat Lisesi, Pazar yeri, yol ve aradaki binalar bu vakıf arazisidir. Lise altındaki vakıf arazileri sonradan bazı şahısların eline geçmiştir.) Kamiloğullarından Osman Bin Sadullah isimli hayırsever tarafından yapılmıştır.
Hacı Mustafa Bin Hacı Ali tarafından yaptırılmış, Dürbinar Camii küçük değişikliklerle hâlâ ayakta durmakta ve ibadete açıktılar. Bu camiin Abeda Deresi tarafında eskiden mezarlık vardı. Şimdi binalar mevcut. Hatta o evler yapılırken çok mezar kalıntıları çıkmıştır. Bu mezarların kimlere ait olduğu Müslüman mezarlığı mı, gayr-ı müslüm mezarlığı mı olduğu belli değildir. Ayrıca burada bir kilise mevcuttu. Kalıntıları uzun dönem ayaktaydı. Yanındaki mağaralar kayboldu. Bina yapıldı kaybolup gitti.
Dürbinar Mahallesi’nde daha çok Ermeniler ile Batum’dan gelmiş Gürcüler yaşardı.
Burada eskiden yaşayan köklü Türk aileler şunlar:
Hacıömeroğulları, Hacı Tosunoğulları, Lermioğulları, Kamiloğulları (Ali Reisoğlu), Kazancıoğulları, Mollabekiroğulları, Kürkçüoğulları, Yağcıoğulları, Hançeroğulları, Davranoğulları, Kocabaşoğulları, Civelekoğulları, Kokozoğulları, Eskicioğulları, Nohutoğulları, Çırakoğulları, Bostanoğulları, Küçükosmanoğulları, Bozoğulları, Oflu Hacı Ahmet, Ömeroğulları, Ağazadeoğulları, Manadoğulları, Hamzaoğulları, Koçoğulları, Aşçıoğulları, Taşçıoğulları...
Bu aileler sonradan buraya gelmiş ve yerleşmişlerdir. Lermioğulları, Tonya’nın Ahır Köyü’nden önce İhtimana’ya gelmiş daha sonra bu mahalleye yerleşmişlerdir. Bu aileden birçok insan Akçaabat’ın sanat, kültür ve tarihine damga vurmuşlardır. Hacıömeroğullarının hikâyesi uzundur. Şam’dan geldikleri söylenir, Kalabalık bir sülaledir. Ustaoğulları bu mahallenin çok eskilerindendir. Kazancıoğulları bu mahalleye 1700 yıllarında gelmişleridir. Bostanoğulları Çarşıbaşı’ndan gelmişlerdir. Yağcıoğulları Rize’den gelmiş ve denizcilikle uğraşırlardı. Köseoğulları (Molla Süleymanoğlu) bu mahallenin eskilerindendir.
Bu mahallede oturan bazı gayr-ı müslümler iseşunlardır: Karakaş, Ceratbanoğlu, Karasava, Gogeneoğlu Bali, Kalcıoğlu, Makdis, Baraşkova, Avborunoğlu Mihail, Tanasoğlu İstefan, Kocaoğlanoğlu Evail. Kalcıoğulları vardır. (Trabzon tarihinde yer alırlar. Aslında Rum Ortodoks iken sonradan Müslüman olmuşlar daha sonra Akyazı’ya yerleşerek ticaretle uğraşmışlardır. Trabzon’da bazı olaylarda isimleri geçer.)
Bu mahallede oturanlar çoğunlukla esnaftırlar veya sanatkârdırlar. Bilmem dindirebildik mi Dürbinar’ın gözlerindeki alevi? Bu mahallede her evde yıllar öncesinin bir ismi yazılı. Her sokak başında sönmüş bir ışığın izlerini bulmak kolay. Ama nasıl martılar iz bırakır, deniz dalgası silip götürse burada kalan izleri de ya eskiye hor bakan veya bilinçsiz düşünce çok çabuk sildi götürdü. Biz zaman da diyoruz buna. Şimdi bizimkisi alaca karanlıkta çiçek aramak gibi bir sevda işte. Bu konuda da iyi ki bazılarının artist dediği, benimse Osman Ağabey diye hitap ettiğim Osman Baş’ımız var. Yoksa olmasaydı kim anlatırdı bize bu hikâyeleri?
Bazılarına boş gelir hatırlamak ve hatırlatmak bütün bunları. Ama unutmamalı. Yıldızlar yanar söner. Bu kentte değer kazanmalı geçmiş yaşanmışlıklar. İşte bu nedenle ısrarla diyoruz ki kent belleği ve kent müzesi. Çünkü her eski bir bina bir taş değil, her eski bir kapı da odun değil. Şimdi kim bahsediyor tütünden. Ama bu kent için bir kültürdü. Hikâyesi vardı, acı da olsa. Ama bakıyorum da benim mahalleme yerleşen bazı insanlarda hala kent kültürü oluşmadı. Gecenin yıldızları bir şeyler anlatmalı insanoğluna, kentlilik adına. Biz bunları söylerken bazıları hâlâ bakar iç cebindeki cüzdanına. Ama bizim içimizde hala değişmez bir koku, bir aşk var. Bu kent geçmişi ile gelecekte yaşatılırsa daha da güzel olur ve kazanır insanlar, hem mutluluk, hem de para. Yoksa sokağı kirleten çöpler kadar, küfürler kadar tehlikelidir çürümüş düşünceler. Bu mevsimde yıldızlar yanar sönerken, gülümserken bize çiçekler, içerimize doğsun kardeşçe, dostça, mutlu ve güzel kentsel düşünceler. Mutlaka bir sevdanız olsun bu kentle, kent hakkında...
Akçaabat halkı çok güzel “opera” izliyor. Salonlar yetmiyor artık. Pazar günü akşamı bunu gözledik. Alkış tuttuk Kültür Bakanlığı Opera Orkestrası’na. Biraz da kıskandık Samsun’u. Trabzon’da neden yok diye düşündük. Yıldızların bir yanıp bir söndüğünü ayrıca bu gece bir daha gözledik.. Teşekkürler Akçaabat Belediyesi’nin bu güzel jestine sanat sevenler adına... Akçaabatlılar sanatı seviyor yeter ki kentlilik bilinci gelişsin... Bu sevgi özünde ve mayasında var bu şehrin. Yok etmek, silmek zor. Yeşertmek çok kolay.
Sağlıklı güzel haftalarınız olsun...