Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 27.03.2018 11:29 Güncelleme: 27.03.2018 11:29

ARADIĞIN BUNLAR ARASINDA MI?


KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

ARADIĞIN BUNLAR ARASINDA MI?

Bu sokakta yürüyorsun ya, sahi aradığın bu sokakta var mı? Zannetme var olan sadece senin bugün gördüklerin. Bu şehirde önceleri de insanlar vardı. Sonra gür ormanlar, çam ağaçları, karlı dağlar, denizde salınan takalar vardı. Bakma sen şimdi sokaktaki palmiye ağaçlarına, onların yerinde balıklar, mavnalar ve gemiler vardı. Meltemler eserdi sahillerde, zaman gelir gök gürlerdi. Duvarların üzerinde saksılar ve saksılarda çiçekler vardı.

 Yollar vardı. Uzun ince, toz toprak. Yolları kesen kolcular vardı, tabakada tütün taşımak yasak.  Köyler vardı, meşakkatli. Ormanlardan kesilen odunlar taşınırdı eşeklerle, sonra bakla çubukları, tahtalar; kaçak, geceleri getirilirdi şehre... Hepsinden önemlisi, tütün vardı tütün. Tay tay sırtlarda ve atlarla taşınırdı. Hastalar vardı salla taşınan, omuzlarda. Omuzları kesen omuzluklar vardı, sular epeyce uzakta. Sahilleri saran yosun kokuları vardı. Mevsimlik kuşlar her yıl gelir aynı dala konardı. Yürekleri korkak, avcı nerden çıkacak diye bakınırdı etrafa...  Kış için hazırlanan tarhanalar, bulgurlar vardı. Gurbet vardı, uzak. Gönüllerde hasret vardı bir şehri yakacak.

Mahallelerde doğum yaptıran ebeler vardı. Kimisi ünlü, kimisi köyde, karşı köy uzak. Bu nedenle ebeye küfretmek ayıp sayılırdı bu kentte. Kavgalar vardı, toprak uğruna, kız uğruna, hiç uğruna. “Namus belasına Gardaş” türküleri sevilirdi. Kimi iyi,  kimi kötü insanlar vardı. Kötüler az, iyiler çok.

Yaylalar vardı, süsüydü kuzular, koyunlar, mutluydu çobanlar, çalınırdı kavallar. At üzerinde emir verirdi sürü sahipleri. “Keçi kaştan düştü, koyun aç kaldı.” Islıklar, ıslıklar. Islıkla haberleşirdi insanlar.

İki mavi vardı bir de yeşil. Gök maviydi, deniz mavi; kara yeşil. İnsanlar bakardı pencerelerden, el yapımı dantelli tülden. Güzel sözler vardı, melodiye döner uçardı dilden dile. İnsanlar vardı yüzlerinde kaderin çizgileri, nasır tutmuş elleri. Bir selam vardı, herkese karşılıksız verilen. Ezan vardı minarede döne döne okunan. Alnı toprağa sürülen tertemiz alınlar vardı. Hiç yalan söylemeyen ve sevilen insanlar vardı. Giysiler vardı, yatak altında ütülenen, kül suyu ile yıkanmış. Eller vardı, harama uzanmayan, sadece gurbete gidene sallanan. Gözler vardı asla kötü bakmayan...

Vardı, vardı, vardı... Şimdi içimiz neden düştü bu pis karanlıklara? Geri istiyoruz şimdi sevincimizi, umudumuzu ve türkülerimizi. Geri ver diyoruz ve özlüyoruz o güzellikleri ve güzel insanları. Kimleri mi? Ben mahallemden sayayım, sizler mahallenizi düşünün. Ama saydıklarımı kim tanıyacak bilemem. Aradıklarınız arasında mıdır?  Kim bilir, belki evet, belki yok... Gittiler şimdi bizden uzaklara..

Mesela desem ki, Hacımusazade Mithat Paşa ve çocukları, Halim Bey, Baki Bey, Talat Bey, Hayrettin Bey. Devam etsem Serdarzade Münir Bey, Cevdet Bey. Emin ve Turhan Beyler... Ahmet ve Hakkı Başaran, Besim Bey ve oğulları Hüseyin Kadri, Temel Eyüpoğlu, Kokanalı Ahmet Efendi, oğlu Nail, Cihanın Celalin çocukları, Cemil, Cevat, Celil Cesur, Şeriflerin çocukları Celal ve Kemal Turhan, Topsakal Mustafa, Ellibinlik Mehmet Salih, Uzun Reşit, Çolakoğlu Hasan Dayı, kardeşi Kadir Çolak, Demirci İbrahim Kandemir, Mehmetoğlu Ahmet Türker, Durna Hoca, Sarı Hasan, Hayrettin Sezgin, Mehmet Salih Nuhoğlu, Selahattin Nuhoğlu, Dilik İsmail, Kizirin Topal Zekeriya, çocukları Yahya ve Cemal Günaydın. Şoför Mahmut Altan, İbrahim Efendioğlu Ayhan Güner, Dursun Aga, Zekeriya Kaynar, çocukları Osman Atilla, damadı Kemal Dilaver, Manıfaturacı Nihat Apaydın, Davarişin Süleyman Aga, Âşık Dayı, Yunus Aga çocukları Ömer ve Mahmut Celal, Kazancıoğlu Rıza, oğulları Celal ve Cemal. Dr. İlhan Kazancı, İbrahim Ağa çocukları Cemal Kemal Kazancı, Cemal Azmi Tellioğlu, oğulları Dr. Turhan, Seyfettin. Ayakkabıcı Ömer Aga çocukları, Haluk ve Selçuk Pulatkan. Yeteroğlu Ahmet Hafız,  Mustafa, Osman, Burhan Kandaz. Orhan Tütenk, Bahadır, Şenol Tütenk... Arzuhalcı Mustafa Efendi oğulları Göksal ve Metin Özer. Kizirin Saadet çocukları Osman, Nazım (kurt), Necdet Karataş, (asılları Adana Karataş’dır.) Sıhhiyeci Osman Efendi, çocukları Bekir Efendi. Yobazın Ahmet Efendi, çocukları Haydar ve İsmail öğretmen. Kara Ali Yorulmaz, Raif Aga, çocukları Osman, Hasan Cemil Karacı. Nüfusçu Behçet Aga çocukları Arif, Ali Kemal, Kadir Özcan. Evlendirme Müdürü Murat Özcan. Timurcuoğullarından Ali Can’ın Hüseyin, Çolakzade Mehmet Efendi, Tavukçu Mustafa, Kaptanın Hasan, oğulları Necmi, Muharrem Töre. Fırıncı Veysel Aga, Sakine Teyze, Ali Nezir, Bilal Amca, Fikri Usta, Hüsnü Efendi, Arif Tonguç.  Fikret Dülger, İdris Amca, Manifaturacı Remzi Efendi, Mahmut, Mustafa, Kadir Şener, Ayakkabıcı Şevket Usta. Kahveci Hurşit Aga, Mustafa Lermi, Yaşar Usta, Emin ve İlker kardeşler. Efe Dayı, Nurettin Amca çocukları Erkan, Taner, Yener Kanoğlu. Savraksalı Süleyman Aga, Mustafa ve Kibar Topsakal, Sivrioğlu Ahmet, Seyfettin Efendi,  çocukları dişçi Ercan ve Ayhan, Necmi Kan. Hacı İzzetinin Abdullah Aga, Kolcu Mustafa, Teke Ahmet, Araopğlu Nuri, Arapoğlu Mevlüt Köse kardeşler. Hamamcı Hayri Aga, Bisikletçi Rasim, Sivrioğlu Kemal, Kamil Aydın Şakir, MulaliGülali. Mevlüt ve Cevdet Şen. Çarşıdali Ali Acuner. Davulcu İbrahim Aga, Hasan Aga, Bacık Veysel, Bacık Osman, Ahmet Seyis, Ali Aga, Mahmure, Deli Şakir, Dikdikına, Akkız, Pertev Paşa ve adını şimdi hatırlayamadıklarım...

Sizin aradıklarınız var mı aralarında? Yok, yok biliyorum. Çoğunuz da bunlar da kim diye burun kıvırıp geçmişsinizdir. Bunlar benim mahallemin insanlarından aklımda kalanları. İzleri beleklerimde. Hepsinin kendine özgü özellikleri vardı. Ortak yönleri olan bu toprak onlar için önemliydi. Belki de Orta Mahalle’yi mahalle yapan bu insanlardı. Birer kentli kimlikleri vardı.

Bunları düşününce hep sessiz kalacak mıyız bu kentte olup bitene? Yoksa bu da bizim eserimiz olsun diye bir çiçek, bir ağaç dikecek miyiz bu kent için? Hiç değilse bir taşı, bir çöpü alabiliyor muyuz yoldan? Bir yetim çocuğun başını okşuyor, okumasına yardım edebiliyor muyuz?

Yoksa hep toptan, hep para için mi bakıyoruz evrene?  Kalabalıklaşan kentlerin sorunlarının artığını fark ederek bilhassa yanlış yapana, kirletene, insana, kadına, çocuğa saygı duymayanlara, bu şehre kara çalanlara dur diyebiliyor muyuz mertçe?

Bir damla gözyaşı dökülmeden yere, yürümeyi bilmiyorsak sokakta, caddede: kendimize nasıl medeni diyebiliriz? Yanlışlar karşısında titremiyorsanız, bu şehirli olmuşsunuz ne farkeder? Toprak olmayacak mıyız günün birinde? Bu kadar hoyratça kazanmak için kentleri yok etmek neden? Bakın yukarıda saydığım tüm insanlar bu kentliydi; hani neredeler şimdi?. Hatırladıklarımız onlardan bize kalan güzel örnek şeyler. Yoksa çoğu insanın ismi silinip gitti. Hiç biri de öteye ev araba götürmedi. Bıraktıklarını birileri tüketti ve tüketirken de bu şehri kirletti.

Bu şehirde aradıklarımız güzellikler, gerisi boş, gerisi yalan şimdi. Ben bu şehri medeni unvanıyla hatırlamak istiyorum.  Duyuyor musunuz bu yazıyı okuduğunuz saatte sokakta bağrışanları, kornaları, küfürleri, çöpleri?.. Tüm iyiler suskun mu kalacak bu şehirde? Eğer öyle oluyorsa işler, içler acısı... Dön sonra güzel insanları ara... Yan kaybettiklerine.  Kaç gece güzel kent yollarını gözleyeceğiz kim bilir? En son kalan güzellikler tükenmeden daha güzel işleri taşımalıyız bu kentte... Kırmadan, dökmeden, kandırmadan, çalmadan, çırpmadan. Sadece gök mavi doğa yeşil, kalplerimizde sevgi olsun yeter. Söylenene değil yapılana çevirin gözlerinizi. Denizi temiz tutun doğayı koruyun yeter...