Abbas YOLCU

Tarih: 13.03.2018 12:58 Güncelleme: 13.03.2018 12:58

YENİ BİR DİL ARAYIŞI


AYRICA

DR. SELMAN DEMİRCİ

ahengerselman@hotmail.com

 

YENİ BİR DİL ARAYIŞI

İddia sahibi, ötekileştirici, itham edici, mahkûm edici, üstenci bir dil Müslüman dünyada hâkimiyetini çok uzun bir zamandan beridir sürdürüyor.

İslam’ın o müşfik, sarmalayıcı, kuşatıcı, hayat veren, rahmet dolu, rol model olarak doğrulara işaret eden, eksikleri didikleyici değil fazileti teşvik edici, bunaltan değil ferahlık veren, aşağılayan değil hürmet gösteren, mahkûm eden değil taltif eden, öteleyen değil kucaklayan, mütekebbir değil mütevazı, hakaret eden değil tazim eden, çirkinlik barındıran değil güzellik uyandıran, haysiyet cellâtlığına soyunan değil şeref ve izzet katan, hicap perdesini kaldıran değil edep ihtiva eden dil ve üslubunu yeniden ele alıp gündemleştirmemiz gerekiyor.

Sözün keyfiyeti de en az sözün neden bahsettiği kadar mühim. Bir hakikati muhataba kötek kıvamında da takdim edebilirsiniz. Bir buket çiçek niyetine de kelamı istimal edebilirsiniz. Ambalaj da cevherin kıymetini yansıtmaktadır. Kimse altın bir kolyeyi gazete kâğıdına sararak takdim etmez. Sarılsa kıymetinden ne kaybeder peki? Kaybetmez elbette... Ancak işin edebi, ahlakı, ruhu, hukuku buna müsaade etmez, etmemelidir.

İşte bu noktada sözü güzel söylemek ya da güzel söz söylemek ehemmiyet arz ediyor. Allah’ın güzel söze müteallik gündeme getirdiği “ahsen’ul hadis/en güzel söze” kulak verelim: “Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? Güzel bir söz, kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir. Bu ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir. Kötü bir sözün durumu da; yerden koparılmış, ayakta durma imkânı olmayan kötü bir ağacın durumu gibidir.” (İbrahim: 24-26 )

Kur’an’ın mü’minin ahvalini ve sözlerini güzelleştiren cihetini de ele alan şu hadisi de nakledelim: “Kur'an okuyan mü'minin misali portakal gibidir; kokusu güzel, tadı hoştur. Kur'an okumayan mü'minin misali hurma gibidir; tadı hoştur fakat kokusu yoktur. Kur'an'ı okuyan fâcirin misali reyhan otu gibidir; kokusu güzeldir, tadı acıdır. Kur'an okumayan fâcirin misali Ebu Cehil karpuzu gibidir; tadı acıdır, kokusu da yoktur.” (Buhari, Et'ime 30)

Bu halin Allah Resulünün tavırlarına yansımış örnekliğini de Enes bin Malik’in rivayetiyle paylaşalım: “Allah Resulü'ne dokuz-on yıl hizmet ettim. Bana bir kere bile 'öf!' demedi. Yaptığım bir iş hakkında hiçbir zaman 'Niçin böyle yaptın?', yapmadığım iş hakkında ise 'Şöyle yapsaydın ya!' ya da 'Ne kötü yaptın!' dediğini duymadım. On yıl boyunca bir kere bile zorlanacağım, yapamayacağım bir şey emretmedi. Bana vurmak bir tarafa yaptığım işten dolayı hiçbir zaman surat asmadı. Bir işi güzel yapamadığımda bana kızmadı, beni kınamadı.” Enes bin Malik’in Resulullah’ın (a.s) kendisine karşı tutumuna dair bahsettikleri İslam’ın bu müşfik üslubuna en güzel örnektir.

Diğer bir mesele de öncelikle imanı gönüllere yerleştirmenin yollarını aramak ve imanı önceleyen bir üslup kullanmaktır. Allah-u Teâlâ’nın 13 yıl boyunca Kur’an’da; Allah Resulü’nün de söz ve davranışlarında öncelik verdiği konu hiç şüphesiz imandı. Gönüllere dokunan bir davet de ancak imanı tahkim eden, Allah sevgisini arttıran bir usulü benimseyerek kemale ulaşır. Müjdeleyen, nefret ettirmeyen, kolaylaştıran, zorlaştırmayan bir din diline muhtacız. Her türlü anlaşmazlığa rağmen tüm inananların kardeş olduğu hakikatini ve de her gayri müslimin potansiyel birer Müslüman olduğu fikrini akıldan çıkarmadan anlaşmazlıkları mutedil bir üslupla ele alan yeni bir anlayışı hâkim kılmak asrın en büyük cihadı olsa gerek.

Din dilindeki problemlerimizin insanları İslam’ın rahmet yüklü mesajından uzaklaştırdığı bir vasatta âlemlere rahmet olan Allah Resulünün merhamet dilini kuşanmayı bir fiili duaya dönüştürmek ümidiyle…