Abbas YOLCU

Tarih: 06.03.2018 13:38 Güncelleme: 06.03.2018 13:38

NAMAZ KILDIRMA MEMURİYETİ


KIRK AMBAR

Abbas Yolcu

ayenihaber@hotmail.com

 

NAMAZ KILDIRMA MEMURİYETİ                            

Namaz çeşitlerinden bazılarını kıldırmak ve zaman zaman ahaliyi dinî mevzuat ile ilgili hususlarda tenvîr eylemek üzere, müesses nizam veya yasa koyucu tarafından vazifelendirilmiş olan namaz kıldırma memurlarının yine yasalarla tayin ve tesbit edilmiş bir takım vazifeleri bulunduğu biliniyor.

Bu vazifeler arasında terk-i dünya eden fânîler için namaz çeşitlerinden sayılan cenaze namazlarının kıldırılması da yer alıyor.

Evvel zaman âlimleri tarafından maaş karşılığında kişilerin namaz kıldırması caiz görülmemişken, ahir zaman uleması tarafından böyle bir eylemin caiz görüldüğü bazı din kitaplarında yazılı bulunuyor. Çok mes’elede olduğu gibi bu mes’elede de ulemanın ihtilaf eylediği anlaşılıyor.

Neticede mer’iyette olan yasalara göre namaz kıldırma memurları, maaş karşılığı namaz kıldırma vazifesini üstlenmiş oluyorlar.

Şimdi;

“Profesyonel manâda vazife üstlenmiş bir namaz kıldırma memurunun bir takım gerekçeler ileri sürerek, bir takım ölü kişilerin cenaze namazlarını kıldırmayı reddetmesi yasal mıdır? Yani namaz kıldırma memurunun canının arzu eylemediği bir kişinin ölüsüne cenaze namazı kıldırmamak gibi bir hakkı, bir yetkisi var mıdır?” sorusu ortaya çıkıyor.

Hukuka göre, yasa koyucu aksini belirtmediği sürece, yasal düzenlemelerde kişiler, aksi durumları göz önüne alarak kendi kafalarından veya başka bir uzuvlarından hüküm çıkarma salâhiyetine sahip değillerdir, deniliyor. O halde yasalarda “namaz kıldırma memurları, dinsiz, imansız, zındık, kâfir kişiler için cenaze namazı icra etmezler” hükmü yer almadığı sürece, mezkür memurların böyle bir mazeretlerinin olamaması gerekiyor.

Diğer taraftan bazı namaz kıldırma memurlarının iman derecelerinin güçlü olması sebebiyle gaza gelerek zındık saydıkları kişilerin ölüsüne karşı huruc eylemeleri, akla başka soruları getiriyor.

Bu sorulardan en başta geleni, ahir zaman mehdî müsveddesinin de beyan ettiği üzere, müş’arun-ileyh memurların maaşlarının menba’ının söz konusu edilmesi şeklinde ortaya çıkıyor.

Daha açık bir ifâde ile mü’min ve müttakî namaz kıldırma memurlarının maaşları, müesses nizam tarafından nasıl toparlanıyor? Müesses nizamda memur maaşlarının ödendiği paraların içinde kerhânelerden, barlardan, pavyonlardan, meyhânelerden, müskirat, diğer bir ifâde ile hamru’l-harâm satışlarından, kumar işletmelerinden yani piyangolardan ve diğer şans oyunlarından ve bankaların elde ettikleri riba gelirlerinden elde edilen paralar bulunuyor mu?

Galiba bulunuyor.

Ancak müesses nizamın kapı kulluğu vazifesini üstlenen ve yine aynı kaynaklardan elde edilen irad ile maaşları ödenen dini bütün fakihler, emek karşılığı alınan maaşın helâlliğine dair fetvâlar veriyor ve bütün memurların kazançlarını pîr u pâk hale getiriyorlar.

Olabilir.

Gırtlağına kadar necâset kuyusuna batmış bir topluluğun o kadar kazurat arasında temiz kalmış elmalar da bulunduğunu ve o elmaların yenilmesinde bir mahzûr bulunmadığını iddia etmeleri, kişilerin şahsî kanaatlerinden sayılmalıdır.

Onlar da öylece kazançlarının helâlliğine dair bir tesellîye kavuşuyor olabilirler.

Dolayısıyla mü’min ve müttakî namaz kıldırma memurlarının maaşlarının temizliği hususunda şom ağızlıların ötmemesi gerekiyorken, bahsi geçen memurların da anüslerinin etrafını çevrelemiş olan çakıldakları ibret aynasında seyrederek, söylemlerini ve eylemlerini ona göre tertib etmeleri vicdanî olarak vâcib, yasal olarak mecburiyet haline geliyor.

Artık, vicdan da ne demekse...