KIRK AMBAR
Abbas Yolcu
ayenihaber@hotmail.com
UYUZUN BİRİ
Uyuzun biri, kuduz kapı köpeklerinin toplandığı ve adına gazete dedikleri paçavranın bir kenarında içinde yaşadığı topluluğun genç nesillerine uygulanmakta olan eğitim ile öğretimin olumsuzluklarından bahsediyor ve kahrediyor.
Yani o da diğer gönüldaşları gibi hem kel, hem fodul…
Veya mart kedisi gibi hem öyle, hem böyle.
Uyuzun biri, suratındaki birkaç günlük sakalı ve beyaz gömlek üstüne takındığı kravatıyla devr-i dilâra-yı cumhuriyetin bağrında neşv ü nema bulmuş, ağabeylerinden şeriatçılık öğrenmiş olup aynı zamanda demokrasiyi de kutsamayı ihmal etmeyen bir sütlaç oğlanına benziyor. Onun ağabeyleri, devr-i dilârânın seküler versiyonları zamanında “şeriat gelecek, vahşet bitecek, tağutların heykeline hak yol islâm yazacağız, kâfir devletten vergi kaçırmak bir zorunluluktur, kâfir devlet, yıkılacak elbet” gibi içi boşaltılmış sloganları, toplandıkları haremlik selâmlık hâne-i saadetlerinde temcid pilâvı gibi koyar, kaldırırlardı bir vakitler.
Uyuzun birinin ağabeylerinin söylemlerinde şeriatçılıklarını sürdürürken eylemlerinde döviz biriktirmeye, daire ve otomobil sahibi olmaya, şairin belirttiği gibi “evler döşemeye”,aile saadetlerine halel getirmemeye çalıştıklarına şahit olunuyordu. Diğer taraftan yavrularını kahrettikleri rejim veya sistemin mekteplerinin iyilerinde tahsil gördürerek onların ileride makam ve mevki sahibi olabilmeleri için ellerinden gelen gayreti gösterdiklerine de.
Onlar, meydanı boş buldukları zaman efeleniyorlar, sıkıyı gördükleri zaman tırsıyor ve ortalardan kayboluyorlardı. Onların bu tavrı, hedonizmin ta’rifine aynıyla uyan bir tavırdı. Yani bütün hedonistlerin korkak olduğu ve bütün korkakların hedonist olduğu ta’rifi...
Uyuzun biri de ağabeylerinin yolunda ilerlemeye devam ediyor.
İçinde yaşadığı toplulukta uygulanmakta olan eğitimin modelini beğenmiyor. Böyle bir modelle insan yetiştirilemeyeceğinden dem vuruyor. Okulların “rezaletlerin yaşandığı yerlere dönüşünden, televizyon dizilerinde görülen arsızlığın, terbiyesizliğin, câhilliğin, ukalâlığın, özentiliğin, şiddetin, vıcık vıcık ilişkilerin benzerlerinin okullarda yaşanır hale geldiğinden” bahsediyor.
Teşhis ve tesbit yerinde...
Ama şikâyet neden ve kimden?
Adama derler ki sonra “okulları bu hale annen getirdi.”
Uyuzun biri ile yandaşları, bütün iyilikleri, ma’rifetleri, maharetleri, muvaffakiyetleri kendilerine, her türlü şerri de kendilerinden olmayanlara yüklemeyi bir çeşit cihat sayıyorlar.
O, sitemlerine devam ederken, “eğitimde zorunluluğun yanlışlığına”da vurgu yapıyor
Bir zamanlar, içinde yaşadıkları topluluğun sözde egemenleri tarafından zorunlu eğitimin süresi artırıldığında ağlayıp, sızlanıp, inleyenler onlardı. Sonra egemenlik, proje gereği onlara devredildi. Onlar da devraldıkları muvakkat egemenliklerinin gücüyle, eğitimdeki zorunluluk süresini daha da artırdılar. Ama sanki kendileri artırmamış da çok uzaklardan gelen birileri artırmış gibi, yapılanın olmazlığını anlatıyor kapının uyuz iti… Gazete adını verdikleri “müzahrefat kanalı” yayın organında.
“Eğitim sistemi denilen müessesenin tarihî saygınlığı yerle bir edilmiş”miş. Öyle diyor uyuzun biri.
Ancak saygınlığın hangi tarihte başladığını izah etmemiş. Etmemiş, çünkü izah etmek işine gelmiyor.
Diğer taraftan suçluyu tesbit etmiş ve onu ayağa kalkmaya dâvet ediyor:
“... Rezaletin asıl sorumlusu ise, öğrenci adında imtiyazlı bir sınıf meydana getirip onu tüm eğitim sisteminin patronu yapanlardır.
Yapanlar kimler acaba? Laikler mi, sekülaristler mi, dinsiz imansız vatan hainleri mi, Marksist, Leninist din düşmanları mı?
Yoksa cuma hutbelerinde dahi cemaate “yavrularınıza seçmeli dersler içinden Kur’an-ı azîmu’ş-şân, siyer-i nebî, temel dinî bilgiler derslerini seçin” demeleri için “buyruldu” vermelerine rağmen, her geçen gün daha fazla dinden uzaklaşan nesillerin yetişmesine sebep olan ve azgın hırslarının ittirmesiyle servet biriktirerek ömür tüketirken yığınları dizayna çalışan köylü ayılar mı?
Kirli sakallı ve beyaz gömlek üstüne kravatını takınmış uyuz kapı itinin insanlığın büyük davâlarından haberdâr olmaması olağan sayılmalıdır. Zira o da bir orta doğuludur, ağabeyleri gibi.