KÖŞE BUCAK
Mehmet Salih KÖSE
Eğitim Uzmanı
SALI PAZARI’NDA
ÜŞÜYEN KADINLAR
Akçaabat’ın Salı Pazarı meşhurdur. Meşhurluk daha çok burada satılan ürünlerden gelir. Yörede yetişen tarım ürünleri ve hayvansal tüm ürünler bu pazara gelir, satılır. Satıcılar da genelde kadınlardır.
Bu hafta içinde eşim bana, “Gel beraber Salı Pazarı’na gidelim” dedi. Genelde ben pek pazara gitmem. Çünkü orada ki insanların çilesini görünce üzülürüm. Hele de yirmi beş kuruşluk bir bağ lahana için pazarlık edenleri görünce biraz da öfkelenirim. Bir üzüntüm de genelde bu pazarda kadınların yetiştirdiklerini satmaları ve erkeklerin uzaktan gelip sattıkları paraları ellerinden almalarıdır. Böyle birkaç olaya şahit olmuşumdur. Bir başka üzüntü kaynağım da kadınların elleri koyunlarında o soğukta üşümeleridir. Yine de isteğini kırmadım ve eşimle beraber Salı Pazarı’na gittim.
Hafiften yağmur yağıyordu. Satıcıların ürünleri yerlerde, ayaklar altında. Üşüyen kadınlardan bazıları ateş yakmış; duman insanları rahatsız ediyordu. Kadınlar, pazara her gelen kişiye bir nevi yalvarıyor ve bir şeyler satmaya çalışıyordu. Ama yalvarma ne yalvarma. İnsan bu manzarayı görünce üzülüyor. Bizim kadınlarımız üretiyor ama pazarlamayı beceremiyorlardı. Kadınların hem üşümeleri, hem de değersizleşmiş gibi ürettiklerini yerlerde ayak altında görmem, bilhassa elli kuruşluk bir bağ lahana yanında, bir liralık bir maydanoz bağı satmak istemeleri, yalvarmaları; bana batıda bir kuşçunun papağan satma yöntemini getirdi aklıma... Ama bizim kadınlarımız Batılı satıcı gibi kurnaz değil; saf ve temizler...
Bir kadın bir kuşçu dükkânına girer ve bir papağan satın alır. İki hafta sonra papağanıyla dükkâna döner ve papağanın hiç konuşmadığını söyler.
Satıcı, “Nasıl olur hanımefendi?” der. “Bu papağan iki hafta sonunda bir yandan kafesindeki salıncağında sallanırken, bir yandan da sizlerle sohbet etmesi gerekirdi.”
Kadın hayretle sorar: “Salıncak mı dediniz... Ama benim kafesimde salıncak yok ki.” der.
Dükkân sahibi kadına bir de salıncak satar ve kadına papağanın iki hafta sonra konuşmaya başlayacağını söyler..
İki hafta sonunda papağan yine konuşmaz. Kadın tekrar dükkâna gider ve papağanın konuşmadığını söyler. Dükkâncı bu sefer de “Size galiba bir ayna satmayı unuttuk” der ve devam eder: “Hanımefendi papağanınız bu zaman içinde kafesindeki aynanın karşısına geçip, konuşmak bir yana şarkılar söylemeye başlaması gerekir.” Aynayı da satın alan kadın evinin yolunu tutar.
İki hafta sonra kadın gözleri yaşlı bir biçimde yine gelir. Kuşu satana “papağanım öldü “der. Kuşçu da üzülür ve sorar: “Papağanınız neden öldü?” Kadın, “Pek bilemeyeceğim ama ölmeden birkaç saniye önce de konuşmaya başlamıştı.”
Dükkân sahibi haftalarca konuşmayan papağanın son sözlerinin ne olduğunu sorar. Kadın çantasından bir kâğıt çıkarır ve papağının söylediği sözleri nottan okur.
Papağan ölmeden önce şunları söylemişti: “O kahrolası kuşçu dükkânında salıncak ve ayna dışında hiç kuş yemi satılmaz mı?”
Şimdi soracaksınız ne alaka? Bir, biz üreticiler ürettiğimiz malı satma kurnazlığını bilemiyoruz. Yanı pazarlama kültürümüz yok. Bu konuda mutlaka bu pazarda ortak bir birlik kurularak üretenlerin malları bu birlik tarafından ve uzmanlarca pazarlanmalı. Ayrıca pazara ürün getiren kadınlarımıza aç mısın tok musun, üşüyor musun diye yıllarca soran yok. Dert dinlenmiyor parada, tek temenni üretileni ucuza almak, daha çok pazarlık. Ama üşüyen kadınların sorununu gören yok. Pazar yerinde neden ateş yakılıyor, duvarlarda neden kirli duman isleri var diye bir araştıran yok. Toklar açın halinden anlamalı.
İki... Bir zamanlar yazmıştık. Bu pazarda kadınlar üşüyor. Satılan ürünler ayaklar altında. Ziraat Odaları üreticisini korumalı ve yerel yönetimlerle iş birliği yaparak modern bir pazar yapmalıdır. Bu Büyükşehir’in mi yoksa Akçaabat Belediyesi’nin mi görevi bilemem. Ama bir modern pazara ihtiyaç var ve bu pazarda mutlaka yüksek tezgâhlar, çocuk oyun ve dinleme alanları, odaları, çay ocakları, yemek yerleri, zabıta ve güvenlik odaları revir, park alanları, doldurma ve boşaltma yerleri, duş ve tuvaletler, kadın, erkek mescidi, otomatik tartı aletleri, ısıtıcılar, paketleme bölümleri, atık toplama alanları olmalıdır. Yoksa bu Salı Pazarı Ceyhun Atıf Kansu’nun üzerine şiir yazdığı pazara benzemiyor. Orada üşüyen kadınlar bizim kadınlarımız. Hijyen önemli. Sağlık bizim sağlığımız.
Ayrıca bizim Salı Pazarımızda satılan ürünlerin, bilhassa hayvansal ürünlerin sağlıklı mı diye kontrolü yok. Tarım İlçe Müdürlüklerinin görevi değil mi bu? Nitekim o gün aynı pazarda çürümüş elmaları bir liradan satan insanlar vardı. Almak isteyen yaşlı bir dedeye de “seçme yok” ikazı yapılarak. Benim her insanım bir değerdir. Hele de kadınlarımız bu kış gününde çocuğuna harçlık vermek için iki bağ marul, salatalık, lahana satacağım diye neden elleri koynunda kalsın, üşüsün, alıcılara yalvarsın? Bizim annelerimiz ve insanlarımız üşümesin. Bu nedenle insana değer, üreticiye değer. Her kes kuşçu gibi kurnaz değil ki... Salı Pazarı’ndaki kadınlarımız insanımız ses çıkaramıyorsa, papağan gibi konuşamıyorsa sebebi sorulmalı.
Özetlersek bizim Salı Pazarı yerimiz yüzümüzü kızartıyor. Mutlaka en kısa zamanda modern bir pazar yerine döndürülmeli ve kadınlarımız üşümemeli. Tüketiciler de sağlıksız, yerlere serilmiş, mikrop kaçan ürünleri alıp evine götürmemeli. İnsana değer verilmeli, hele de üreticiyse...
Son sözüm bir kınama. Kime mi? Bayram günü iş yerine ve kurumuna, evlerine bir bayrak asmayanlara... Unutmayın beyler, Akçaabat Mersin Yalıköy’den başlar Yıldızlı’da son bulur. Akçaabat’ın kurtuluşu bu hudutlar içerisindedir. Bayramlarda bayrak asmak milli bir görevdir. İçten gelmeli. Dolmuşlar bu bayram günü bir bayrak assalardı araçlarına güzel olmaz mıydı? Hatırlatalım dedik... Sivil toplum örgütleri bu konuda hassas olmalı. Bayramlar milli heyecan yaratır da ondan.