Abbas YOLCU

Tarih: 13.02.2018 11:51 Güncelleme: 13.02.2018 11:51

İSRAİL‘İN PERVASIZLIĞI


AYRICA

DR. SELMAN DEMİRCİ

ahengerselman@hotmail.com

 

İSRAİL‘İN PERVASIZLIĞI

İsrail tarafından 15 Ocak’tan beri askeri cezaevinde tutulan İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cemil Tekeli, 11 Şubat itibari ile serbest bırakıldı. Cezaevinde kendisine uygulanan insanlık dışı muameleyi basın mensuplarıyla paylaştı Tekeli. Neler yaşamış akademisyen İsrail’de?

Hukukçulardan oluşan bir heyetle atölye çalışması yapmak üzere gitmiş Filistin’e. Kudüs’ü ve başka yerleri ziyaret etmişler. Dönme üzeri, Tel Aviv’de uçağa binmek üzereyken apar topar hiçbir şeyden habersiz gözaltına alınıyor. Casus muamelesi görüyor. Önüne bazı yurt dışı seyahatlerindeki fotoğrafları konuyor. Tanıdığı- tanımadığı kişilerin fotoğrafları gösterilerek olmayan gizli irtibatlarının anlatılması isteniyor. Buz gibi bir odada çırılçıplak bekletiliyor. Ne yiyip ne içtiğini bilmediğini söylüyor Tekeli. Kelepçelerin ayağını sıktığını söylediğinde daha da sıkıyorlar. Defalarca ne olmadığını bilmediği iğneler yapılıyor ve zorla bazı ilaçlar içiriliyor. İki üç kez bayılmış Tekeli. Öyle uzun gelmiş ki ona zaman; bir ay bile geçmediği halde, içeride 7-8 ay kaldığını zannetmiş. Zamanın göreceliğini ve bunaltı anlarındaki içe içe geçmişliğini hücrelerine kadar yaşamış.

Basın mensuplarıyla paylaştığı şu ifadeler tefekkür alanımızı genişletmemiz için yardımcı olabilir: “Anlatılamayacak şeyler yaptılar. Allah-u Teâlâ onları dünyada da ahirette de muvaffak etmesin. Müslümanlar olarak biz hâlâ oyundayız. Herkes kendi cemaatini, grubunu kurtarmaya çalışıyor. Ama bu alçaklar, bizi tek bir millet ve tek bir ümmet olarak görüyor. Bizi asla sevmiyorlar. Allah, Müslümanlara tevhidi nasip etsin. Müslümanları kendi rızasına uygun yaşamayı nasip etsin. Müslümanlardan duasını istiyorum. Uyanık olalım, adamlar bizim batmamızı ve yok olmamızı istiyor. Devlet ve millet olarak Kudüs duruşumuzdan dolayı çok muzdaripler. WhatsApplarımız, dijital ortama girmiş olduğumuz hiçbir şeyimiz gizli değil.”

Pervasızlıklarını ve vurdumduymazlıklarını görüyorsunuz değil mi? İstedikleri gibi davranıyorlar ve kimse de çıkıp kendilerine bir şey diyemiyor. Herhangi bir yaptırımda bulunamıyor. Potansiyel olarak her Müslümanı tehlike olarak addediyorlar. Bugüne kadar sinsi ve ısrarlı politikalarla işgal ettikleri yerleri sanki kendilerinin ezelden kendilerine ait yerlermiş gibi dünyaya kabul ettirmeyi beceriyorlar. Siyonizm denilen bu lanet ideolojinin gerektirdiği her şeyi uzun bir zamana yayarak icra ediyorlar. Müslümanları öldürüyorlar, gözaltına alıyorlar, işkence ediyorlar ama kimseye hesap vermiyorlar. Sıkı bir yıldırma politikası uyguluyorlar. Müslümanlar “vehn” denilen zillete mi düşmüş ki zulme müdahale edecek kuvvetleri yok. Adaleti tesis edecek birlikleri yok. Öyle bir haldeyiz ki pısırık liderlerin tüm Müslüman ülkelerinde sus-pus oturması, bizi icraatta hiçbir şey yapmadığı halde lafta çok şey yapan liderleri baş tacı etmeye sevk etti. Müslümanlar dünyadaki o ihtişamlı mevkilerini kaybettiler, izzetlerini kendi amelleriyle ayaklar altına aldılar.

Her şeye rağmen, bu kifayetsizliğimiz ve samimiyetsizliğimize rağmen, bu zalimler Müslümanlardan aşırı derecede korkuyorlar. Bizleri olabildiğince ayrıştırmaya çalışıyorlar. Küçük lokmalar halinde yutmak istiyorlar. Dinini, davasını satan; kalleş, kaypak, münafık tipli kişileri Müslümanların başına getirmek ve onlarla işbirliği yapmak için kırk takla atıyorlar. Bu gaflet uykusundan uyanmamız gerekiyor. Daha çok çalışmamız gerekiyor, daha çok kardeş olmamız gerekiyor, bir vücudun azaları bir binanın taşları gibi olmamız gerekiyor. Birbirimize sımsıkı bağlanmamız, Allah’ın ipine sımsıkı sarılmamız gerekiyor.

Tekeli’nin duasını yineleyelim: “Allah-u Teâlâ onları dünyada da ahirette de muvaffak etmesin. Allah, Müslümanlara tevhidi nasip etsin. Müslümanlara kendi rızasına uygun yaşamayı nasip etsin.” Amin...