Abbas YOLCU

Tarih: 06.02.2018 19:06 Güncelleme: 06.02.2018 19:06

“ZARAR-I ÂMM İLE ZARAR-I HASS”


KIRK AMBAR

Abbas Yolcu

ayenihaber@hotmail.com

 

“ZARAR-I ÂMM İLE ZARAR-I HASS”

Maraş dondurmacısı diyor ki:

“…Bağiyi (isyancıyı) öldürmekte hiçbir tereddüt yoktur. Fatih ise yedi sekiz aylık kundaktaki bir çocuk olan şehzade Ahmed’i öldürttü. Şimdi burada biraz duralım. Yav, çocuk isyan mı çıkardı da çocuğu öldürdü? Bu Fatih, peygamberin mehdine mazhar olmuş bir adam. Acaba bunu niye yaptı? Hemen ceffe’l-kalem... ‘Fatih kardeşini öldürdüyse ben onu sevmiyorum. Katildir, cânîdir.’ Hâşâ... Fatih, ne mecburiyetle süt emen bir çocuk kardeşini öldürsün? Hanedan değişikliği, en büyük kargaşadır. Bunlar da (bürokratlar) çocuğu başa geçirecekler. Fatih bunu sezince cellât başına  “git boğ şu çocuğu” dedi. Cellât da gitti, boğdu, geldi. Fatih (bürokratlara) dedi ki: ‘Benden başka taht için vâris yok. Gene de ihtilâl yapmayı düşünüyor musunuz?’ Paşalar baktılar ki sırları fâş oldu, başlarını öne eğdiler... İşte Fatih, bir ihtilâli önledi. Bu şeriata aykırı değildir. Zarar-ı âmm ile zarar-ı hass ictima ettikde zarar-ı hass ihtiyar olunur, zarar-ı âmm defolunur… Bir adamla bin adam karşı karşıya...”

Evet, Maraş dondurmacısı, aynı zamanda Mecelle hayranı olduğundan “genel zararın ortadan kaldırılması için özel zararın tercih edilmesinde bir sakınca görmemektedir.”

Banker Maho, Bilo’yu dolandırıp, kaçtıktan sonra tekrar karşılaştıklarında Bilo, Maho’ya kendisini dolandırdığını ve namussuzluk yaptığını söyleyince Maho:”Evet, dolandırdım, ama sor bana, ben seni niye dolandırdım?” demişti.

Burada da aşağı yukarı aynı konu işleniyor: Evet, Fatih bebek kardeşini boğdurtarak öldürttü. Ama cümle âlem sorsun bir kere. Niçin öldürttü?

Cevap hazır: Hazret-i Fatih radıyallahu anh, bir ihtilâli önlemek için kundaktaki bebeği öldürtmüş.

Gerekçe muhteşem: Çocuk sağ olduğu sürece bürokratlar, onu tahta geçirmek için darbe yapacaklar, sultan hazretlerini tahttan indirecek ve kardeşini tahta çıkaracaklar ve bundan nemalanacaklar. Devletin düzeni bozulacak, kargaşa ve fesad çıkacak, dirlik bozulacak, anarşi hâkim olacak, insanların mutluluklarına halel gelecek. Estek köstek.

Onun için hiçbir şeyden haberi olmayan bir masum sabînin canı alınacak ve bu şeriata uygun olarak?

Adama derler ki: Al o şeriatını da git!

Allah’ın, meleklerinin ve bütün insanların lâneti, şeriatı iktidar hırsına âlet edenlerin üzerine olsun, derler adama.

“... Kim bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır...” gibi anlaşılmasında hiçbir güçlük olmayan bu âyeti, eğerek, bükerek, “ama, ancak, lâkin, fakat” misilli kıvırmalarla “devletin bekası” gibi varsayımlara gerekçe göstermek, vicdan sahibi bir insanın kabulleneceği bir husus olmamalıdır.

Hâlbuki “siyaseten katl” adı verilen ve masum insanların kanı ve canının heder edilmesine yol açan bir uygulamanın sosyal bir mes’ele olduğu söylense, sosyal olaylarda determinizmin geçerli olduğu, bu sebeple kundaktaki bebeğin büyüdüğü zaman fesat çıkartarak devletin nizamını bozacak hareketlere girişeceğinin önceden bilinebileceğinden, bu uygulamaya dini karıştırmanın hiçbir gereği olmadığından bahsedilse, asırlar boyu devam eden sabî katletme işine mantıklı bir cevap verilmiş olunurdu.

Dolayısıyla, siyaseten katlin şeriata uygunluğundan bahsetmek, islâm dininin beş temel hedefi olan can güvenliği, mal güvenliği, din güvenliği, akıl güvenliği ve nesil güvenliğinden birincisi olan can güvenliğini yok saymak manâsına geleceği apaçıktır.

Diğer taraftan devletin bekasından bahsetmek, iktidar hırsını tatmin etmek isteyen gözü dönmüşlerle, onlara iman etmiş câhil yığınların işi olsa gerektir.İbn Haldun’u okuyanlar, her hangi bir devletin tıpkı canlı uzviyetler gibi doğduğunu, büyüyüp geliştiğini ve sonunda istenmese de yok olacağını bilirler.O kadar ki “ devletlerin ömrünün yüz yirmi sene olduğunu”,bunun dışındaki varlıklarının uzatmalardan ibaret kaldığını da söylediğini duymuşlardır.Dini bütün bir kişin ancak ve sadece Allah’ın ebedî olduğuna inanır. Bunun yanında “her şeyin fânî olduğu” itikadına da teslim olur.

Bu arada Şirazlı Sadi’den rivâyet edilen şu cümleler, tarihin derinliklerinden yankılanarak geliyor: “Yemin ederim ki dünyanın bütün toprakları, bir tek insanın kanını akıtmaya değmez.”

Bir masumun canını almayı dine uyduranların canları bir tarafa, öncelikle mallarının tamamıyla değil, sadece yongasıyla cihad faaliyetlerine katılmaları ve cihad ederken beyaz don giymemeleri kendilerine tavsiye olunur.