Abbas YOLCU

Tarih: 23.01.2018 11:39 Güncelleme: 23.01.2018 11:39

TAŞRALININ ALLÂMESİ


KIRK AMBAR

Abbas Yolcu

ayenihaber@hotmail.com

 

TAŞRALININ ALLÂMESİ

Ortadoğu memleketlerinin birinde dinle iştigal ettiği söylenen mağara adamı suratlı akademisyen,“kutuplarda aydınlık olmayan gündüzlerin varlığından” bahis açmıştı, iştigal ettiği saha ile hiçbir bağı olmamasına rağmen.

Bu mağara adamı kılıklı akademisyen taslağı, Kur’an-ı Kerîm’in âyet ve sûrelerinin mutlak doğruluğunu isbat etmeye mecburmuş gibi bir hisse kapıldığından metafizik alanla ilgili hususlarda ahkâm kesiyor, ahkâmında fizikle metafiziği birbirine karıştırarak azgın eşekler ülkesinin bir ferdi olduğunu el âleme tasdik ettiriyordu.

Sonra arkasından “sana akademisyen ünvanını verenin, verdirenin, o ünvanı yazanın, çizenin, alıp götürenin, sonra getirenin cümlesinin… hayırla yâd edilmesine yol açıyordu.

Ve o Ortadoğu memleketlerinin birinde düşünce gelişemediği için, düşüncenin analitik olması, sistematik olması gibi bir kaygıya da rastlanmıyor. Rastlanmadığı için de uysal olması, çayırlarda, otlaklarda kendi halinde otlaması gereken ve sırtına vurulan yükü “şiirsiz ve şikâyetsiz” taşıyan eşek olmak yerine hadlerini de çaplarını da aşan mevzuata girerek boş yere gürültü ediyorlar. Gerçi onların gürültüsünün diğer mahlûkatı rahatsız ettiğini söylemek mümkün görünmüyor.

Her zaman ve zeminde dinle ilgili hususlarda ardı arkası kesilmeyen yeni yeni icat ve keşiflerde bulunarak ahaliyi tenvir ediyorlar, etmeye çalışıyorlar. Böylece din üzerinde düşünmenin öyle iddia edildiği gibi Gazzalî ile nihayete ermediğini beyan buyurmuş oluyorlar.

Din ile ilgili piyasada kendisini göstermek isteyen bir başka akademisyen taslağı, televizyon programlarının birinde Nuh peygamber zamanında vuku bulan tufan ile ilgili bilgiler vererek piyasaya katkıda bulunuyor.

Nuh peygamberin yaptığı geminin demir saçlardan yapıldığını bildiriyor. Uzun süren tufan dolayısıyla yakıt ihtiyacının da nükleer yakıt olması gerektiğini, gemiye aldığı hayvanların öyle zannedildiği gibi doğrudan hayvanlar olmayıp, hayvanların embriyoları olduğunu ve dünyanın çeşitli ülkelerinden gönderildiğini insanlara tebliğ ediyor.

Ayrıca Nuh peygamberin gemiye binmeyi reddeden oğlu ile uzaktan konuşmasının ancak cep telefonu ile mümkün olduğunu, o arada oğlunun su taşkını olursa yüksek yerlere çıkacağını söylemekle, uçan bir cisme bineceğinin anlaşıldığını bilimsel bir dille Ortadoğulu ahaliye naklediyor.

Bu naylon akademisyen, konuşma tarzından anlaşıldığına göre kırsalda doğmuş, kırsalda ilk ve orta dereceli tahsilini yaptıktan sonra yüksek tahsilini tamamlamış bir şahıs görüntüsü oluşturmaktadır. Tahsilini yaptığı alan ile din konularının arasında bir bağ bulunmamasına rağmen, kendisini din konusunda konuşabilecek kadar ehliyet sahibi zanneden birisinin her haliyle haddini bilmekten uzak, cühelâ takımından bir câhil olduğu ortaya çıkıyor.

Evet…

Bu bir ortadoğu klasiğidir. Cehâletiyle kıvanç duyan topluluklarda felsefe tahsili yapandan hadis kritikçisi, tecvid okuyandan astronom, emsile, bina, maksud dersleri alandan astro fizikçi, sakal uzatandan tıp allâmesinin tezahür etmesi yadırganacak bir durum olmamaktadır.

Ortadoğulunun mümeyyiz vasıflarından birisi tembel oluşudur. Diğer bir hususiyeti sürekli olarak güdülmek ihtiyacı hmesidir.

Bir rivayete göre kaba sakallı iktisatçı ve sosyal bilimcinin iddia ettiği üzere Ortadoğulu veya bütünüyle Asyalı, “acı çekmez.”

Yani fatalisttir. Fatalist olduğu için oturduğu yerde pineklemek ve asırlar öncesinin efsâneleriyle yani Binbir Gece Masalları ile avutulmaktan zevk alan mazoşist bir kişiliğe büründürülmüştür.

Özetle, Ortadoğulu yakın bir gelecekte asla ümit va’detmiyor.