Abbas YOLCU

Tarih: 16.01.2018 10:35 Güncelleme: 16.01.2018 10:35

YA TAHAMMÜL YA SEFER


AYRICA

DR. SELMAN DEMİRCİ

ahengerselman@hotmail.com

 

YA TAHAMMÜL YA SEFER

Hayatın o sarsıcı, dönüştürücü belki bazen öğütücü yanını nazara veren bir hikâye ile karşı karşıyayız bu dünyada. Uğruna ölümü göze alacağımız değerlerin, düşüncelerin bir gençlik hevesi olduğuna bizi ikna edecek bir kurgunun içerisinde yaşıyoruz. Dava şuurunu iliklerimize kadar htiğimiz gençlik yıllarından bugüne dünyanın pörsüterek aşındırdığı o devasa değerler manzumesinin birer fantezi olduğuna iman etmeye icbar edildiğimiz bir “sanal gerçeklik” ile karşı karşıyayız. Pek az kimse çağın tüm cazibesiyle yolundan döndürmek üzere büyük mücadelelere giriştiği bu büyük savaşa direnebiliyor. İnsanların ekserisini caydıracak haklı(!) bir mazeret(!) bulunuyor. Her yeni nesil bu hikâyeyi yeni baştan yaşamaya mahkûm sanki. Birileri gelip birileri gidiyor. Neticede koca koca sözler edip sonra da o parlak sözlerin altında kalmış, o aydınlık düşüncülere yabancılaşmış insanlar boy gösterir olmuş her yanda. Zaaflara kapılmak, “hayatın gerçeklerinin görülmesi” olarak yutturul olmuş.

Horatius’un dediği gibi 'quid rides, de te fabula narratur/ ne gülüyorsun anlattığım senin hikâyen.‘ İşte Mustafa Kutlu’nun 1983 yılında kaleme aldığı ‘Ya Tahammül Ya Sefer’ bizim hikâyemizi anlatıyor. Herkes kendine bir rol biçebilir bu hikâyeden. Makam uğruna kırk takla atıp, inançlarından, mukaddesatından, kimliğinden ödün verenlerimiz; kendini avukat Yunus Beyin yerine koyabilir. Gençliğinde medreseden bozma öğrenci yurdundaki hızlı mücahitlerden olan Yunus Bey bakan olur ve eşine başörtüsünü açtırtır. Kimimiz Yunus Beyin zaaflarını barındırıyoruz. Ve örtüyü çıkarmanın ağırlığı altında inleyip her akşam gözyaşı döken eşi Neslihan Hanımın rolünü eşinin yönlendirmeleriyle maneviyatından taviz verenlerimiz üstlenebilir. Kariyer ve kadın cazibesinin davayı terk ettirdiklerinin hayatı Profesör Asım Beyin ibretlik rolüyle örtüşebilir. Murat’ın herkesin meydanı terk ettiğindeki yalnızlığını yaşayan pek az kimse var. Ve her zaman davanın gönüllü neferi olan Kerim’in büyük roller üstlenmese de; her daim iddiasız ama samimi haline pek az örnek gösterebiliriz aramızdan.

Hikâyenin öne çıkan replikleri aşinası olduğumuz şu sözlerden mürekkep: “Sizler davanın yılmaz erlerisiniz, bu dava sizlerin omzunda yükselecek”, “Bizim hareketimiz, mesuliyet hareketidir: Davamız hayat uymak değil, hayatımızı Hakk’a uydurmaktır”, “Ve O nesil. Üzerinde yaşadığımız acılı toprağın çocuğu. Asım’ın nesli”, “Arkadaşlar! Zulmün, ümitsizliğin ve idealsizliğin kararttığı siyah zeminde Asım, şafağın ilk ışıklarını haber verir”, “Cihadımız fikir ve ruh cephesinde yapılacaktır. Mektebimiz ve devletimizle, hukukumuz ve ahlakımızla, ilmimiz ve sanatımızla bizim benliğimizin mimarı olacak güzide, fedakâr bir zümrenin mektepleşmesi zamanı gelmiştir. Siyaset, ticaret, şöhret ve muvaffakiyetlerle gündelik hareket endişelerinden çok uzaklarda çalışan, sanki hayatımızın maverasında hazırlıklarını yapan bir hareket ordusunun fikir fedaileri bu davayı ancak başarabilir”

Babası davanın çok uzağına sürüklense de İlhan; babasının gençlik yıllarındaki heyecan ve aşk dolu yolu tutmuştur. Asım Bey ramazanda kafayı bulacak kadar, Yunus Bey eşinin örtüsünü açtıracak kadar davadan kopuktur. Babalarının şimdiki hallerinin aksine oğulları İlhan ve Veysel davanın içlerine işlemiş heyecanıyla bir birlerine tutunurlar. Ve hikâye Veysel’in seçimlerde muhtemelen aday olacağını dostu İlhan’a açıkladığı sahne ile tamamlanır. İlhan onu kararından vazgeçirmeyecektir. İlhan’ın iç sesiyle perde kapanır: “Pek tabii Veysel. Adaylığın muhtemel değil, muhakkak. Irmak kıyısındaki ev, bacaklarına dolanan bir buçuk yaşındaki oğul, vişne şurubu, diploma, vergi levhası ve borcunu bitirdiğin araba kadar gerçek… Davaya hizmet yolunda atacağın adımlardan biri de bu. Halkalar birbirine ulanıyor ve zincir tamamlanıyor. Seni, içine yerleştirdiğin hayatı, gün gün sivriltip, parlattığın geleceği anlıyorum.”

35 yıl önce kaleme alınmış bu hikâye güncelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş. Sizce de öyle değil mi?