Abbas YOLCU

Tarih: 09.01.2018 09:40 Güncelleme: 09.01.2018 09:40

“SİRENLERİN ŞARKISI”


KIRK AMBAR

Abbas Yolcu

ayenihaber@hotmail.com

 

“SİRENLERİN ŞARKISI”

“…Önce şunu bileceksiniz: Bir ülke, medeniyet değiştirerek toparlanamaz; hele de tepeden jakoben, monteleme yöntemlerle, mühendislik projeleriyle hiç bir zaman toparlanamaz; aksine, önce zihnî, sonra sosyolojik parçalanmanın ve kaosun eşiğine sürüklenir ve sonunda yörüngesini yitirir, esen rüzgârların, fırtınaların önünde oraya buraya sürüklenir, yok olma felâketiyle karşı karşıya gelir…”

Doğrudur, hattâ çok doğrudur.

Öyle olmuştur, öyle yapmışlardır, öyle yaparak bir medeniyetin köküne kibrit suyu dökmek için çaba harcamışlardır.

Anlaşılmıştır ve problem ortaya konulmuştur.

Yani, şairin dediği gibi:”Zemanenin şu tabib-i Reşid’ini gör kim./ Revaç vermek için kendi kâr u san’atine. / Vücud-ı nazik-i devlet rehin-i sıhhat iken./  Düşürdü rey-i sakîmi frengi illetine.

Şair, sağlam bir bünyenin  “müstağrib”doktor eliyle hasta hale getirildiğini beyan buyuruyor.

Kitabın “müstağrib” adını verdiği şahıslar, bir medeniyeti başka bir medeniyetle değiştirmeye kalkışmış ve bu değişimi yahut dönüşümü gerçekleşmişlerdir, deniliyor.

Acaba gerçekten müstağriblerin kendilerinin de içinde bulunduğu ve beğenmeyip değiştirmeye ve dönüştürmeye kalkıştıkları medeniyeti başka bir medeniyetle değiştirebilmişler midir?

Görünen o ki böyle bir değişimi ve dönüşümü başaramamışlardır.

Öyleyse neticede ne olmuştur?

Burada galiba kitabın bahsini ettiği şu durum ortaya çıkmıştır: “... Batı adamının maksadı, ezelî düşmanını modernleştirmek, batılılaştırmak, sekülerleştirmek, gâvurlaştırmak değil, onu etnik bir toz haline getirmektir.”

Keşke az gelişmiş ve gelişmesi asla mümkün olmayan bir topluluğun bozkırlarından neşv ü nema bularak agoraya dalan, entelektüelliğe oldukça hevesli arkadaş, batılılaşmanın, sekülerleşmenin, gâvurlaşmanın etnik bir toz haline getirilmekten çok daha asil olduğunu, içinde yaşadığı topluluk için daha hayırlı olacağını, ahiretlerini kaybetme karşılığında dünyalıklarının kurtarılmış olacağını kavrayabilseydi…

İçinde yaşadığı topluluğun etnik bir toz haline getirildiğini ve topluluğu bu halden kurtarıp, muhteşem mâzî ile buluşturmak azmiyle çalıştıklarını iddia edenlerin böyle bir kabiliyetlerinin olmadığını anlayabilseydi…

Entelektüelliğe pek merak salmış arkadaşın galiba gözünden ve hattâ idrakinden kaçırdığı husus budur.

Dolayısıyla entelektüellik heveslisi ve meraklısı arkadaşın içinde yaşadığı topluluğun içine düşürüldüğü batılılaşma mâcerasına son verilerek, tekrar ”muhteşem mâzisine(!)”avdet etmesi için gerekli şartların hiçbiri ortada görünmüyor.

Artık bahsi edilen topluluğu muhteşem diye vasfedilen mâzî ile diğer bir anlatımla “ kendi kültür ve medeniyet kodları ile buluşturmanın” zamanı çoktan geçmiş, gitmiş, bitmiş ve o defter  kapanmıştır.

“Gelecek on yılda gelecek yüzyılın temellerini atmak” için müsait ortam kalmamıştır.

Onun için entelektüelliğe pek hevesli arkadaş, medeniyet, kültür, ilim, irfan gibi hamaset dolu güzellikleri kalbinin derinliklerine gömmelidir ve orada yaşatmalıdır.

Bunun yerine yaşadığı toplulukta yetiştirilen genç neslin yarın ne şekilde kontrol edileceğini, baş döndürücü hızla artan uyuşturucu kullanımını, başını alıp giden kadın cinâyetlerini, hırsızlığı, dolandırıcılığı, kabalık ve tahammülsüzlüğü, tıklım tıklım dolan cezaevlerini, içinde yaşadığı topluluğun suçlular için nasıl bir  “yaşanacak cennet” haline getirildiğini ve bütün bunların dindarlık adı altında gerçekleştirildiğini izah etmeye çalışsa hem kendisi hem çevresi için daha faydalı işler yapmış olacaktır.

Etnik bir toz haline getirilmiş yığınların millîcilik, dindarlık, dini bütünlük, muhafazakârlık, karizmatik önderlik gibi içi boş zarflarla avutulmasının medeniyetle, medeniyet koduyla, dinle, ahlâkla, irfânla bir muarefesinin olmadığını fehmetmesi gerekiyor, arkadaşın.

Ama arkadaş, bozkır kökenli bir köylü olduğu için, engin denizlere açılamadığı için “Sirenlerin şarkısını duyabilmekten” mahrum bulunuyor.