Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 09.01.2018 09:35 Güncelleme: 09.01.2018 09:35

BİR ZAMANLAR AKÇAABAT


KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

BİR ZAMANLAR AKÇAABAT

Sen küçüksün çocuğum. Bilmezsin bu şehrin efsanelerini... Duymadın ki dillere destan hallerini.

Eskide bu yollar yoktu. Bir saatte gidilirdi Trabzon'a...

Balıklar sahile vururdu. Kaçakçı motorları dururdu denizde günlerce. Kaçakçıların denize attığı sigaraları dalgalar atardı kıyıya. Kısaca bu kentte kaçakçılar da haylı namlıydı.

Sonra bel bellemeye giderdi erkekler ve kadınlar. Giderken bazıları vurulurdu, Haman Çimeni’nde. Kan davası vardı bir zamanlar. Cahilce.

Gemiler gelirdi limana, gübre boşaltırlardı. Tütün alıp giderlerdi.

Çok iyi topçular vardı bu kentte. Top oyunu yanında çelik çomak oynardı insanlar. Sonra ceviz oyunu. İstanbul taklası.

Hartamalı uçurtmalarla dolardı gökyüzü, her tatil sabahında.

Kurbanlık koyunlar süslenerek kırlara çıkarırdı çocuklar. “Benim koyunum seninkinden büyük” derler, ot toplarlardı koyunlarına akşamdan yesinler diye.

Pazar günleri bayanlar matinesi olurdu sinemalarda. Sinema saat on üçte başlardı. Dolmayınca koltuklara yirmi beş kuruşa çocuklar alınırdı içeri. İki filim birden oynardı. Parası olmayanlar arada kaçak girerlerdi sinemaya. Yakalanırlarsa kulaklarından tutularak atılırdı dışarı.

Gazete satardı bağırarak insanlar.

Sonra bayramlarda taklar kurulurdu sokaklara, defne yapraklarıyla süslü ortasında kâğıttan bayraklar.

Delikli paralar vardı. Bir kuruş yüz para... Yüz paraya bir simit alınırdı. Daha sonra delikli paralar 23 Nisan Bayramı’nda kızların alınlarına süs olarak dizilir takılırdı.

Destan satan insanlar vardı. Salı günleri hem destanı okur sonra 25 kuruşa satarlardı.

Coca Cola ve Pepsi bir iki hafta bedava dağıtılırdı insanlara. Kimisi içmeyin derdi. Amerikan malı zehirler. Beleş ya içmeyin lafını kim dinler.

Okullarda ABD yardımı süt tozu dağıtılırdı. Zorla süt tozundan yapılan süt içirilirdi insanlar okullarda koca koca kazanlarda kaynatılarak.

Tekel’de düdük çalardı bekçiler. Sabah yedide giriş, saat onda on beş dakika dinlenme, saat on ikide yemek saati saat birde giriş, saat üçte dinlenme, saat beşte çıkış. Geç kalanın ücretini keserlerdi. Çok gaddar olurdu Tekel bekçileri ve ustabaşları.

Kolcular vardı, Tabaka ararlardı. Yakalarlarsa ya rüşvet alır bırakırlar veya ceza keserlerdi.

Falcı Fadime vardı fal bakardı. Yalan yanlış konuşur paralarını çarpardı insanların. Ne acıdır ki okumuş yazmışlar da giderlerdi fal baktırmaya.

Kayıklar vardı denizde iki kürekli dört kürekli, motorsuz. Motorsuz kayıklar rüzgâra tutulunca kürek çekecek güçleri kalmaz, sahile çıkamaz ve boğulurdu balıkçılar denizde.

Yunus Balıkları mavzerle vururlardı. Yunuslar ağlardı. Deniz üzerinde kızıl bir kan. Balık yağı çıkarmak için kazanlarda kaynatırlardı Zavana'da. Balıklar çığlık çığlığa. Yağ kokusundan insanlar burunlarını tutarak geçerler o eski yoldan.

Zeytin ağaçları rüzgârla zeytinleri dökünce yerlere zeytin toplamaya çıkardı kadınlar, çocuklar. Yeşil zaguda yapılırdı. Sabahları erkenden sebze getirirlerdi pazara. Kirazlar ve karayemiş genelde verilirdi toptana. Yağ külekleriyle gelirdi, köy tavuklarının bacakları bağlanırdı satılırken. Alıcılar gelirdi taa Artvin'den, Rize'den.

Fırtınalar olurdu tütün damlarını uçururdu. Seller olur değirmenleri ve evleri alırdı. Meşhurdu su değirmenleri. Değirmene zahire genelde kadınlar ve çocuklar götürürdü.

Beş kuruşa Tom Miks, Teksas baktırılır, okuyacak olanlar on kuruş verirdi. Serilirdi sinemanın önlerine. Dizilirdi okuyucular.

Jandarmalar atlarla çıkardı köylere, tüfeklerinde süngüler, çocuklar çok korkar ve kaçarlardı.

Bir radyo çalar, çok insan dinlerdi Nezahat Bayram türkülerini. Ajanslarda radyo başına toplanırdı erkekler.

Eşli tavla maçları yapılırdı çay bahçelerinde. Kızdırmasına.

Tellallar vardı bağırarak ilan verirlerdi.

Müezzinler çıplak sesle okurdu ezanları minarelerde.

Güvercinler sürüyle dolaşırdı sokakta, insanlardan korkmadan.

Fakirler tiril giyerdi, orta halliler poplin, zenginler İngiliz kumaşı.

Ağalar vardı. Çoğu insan onlara mahkûm.

Sünnetçiler vardı mahallerde dolaşan.

İğneciler vardı Ali Rıza, Hüsnü...

Cambazlar gelirdi ipte yürüyen.

Şarkılar vardı gramafonda çalınan.

İnsanlar kentlerde gönüllerince yaşar gönüllerince severlerdi.

Şimdiki, gençlerin bu şehir hakkında ne bildikleri varsa, şunun bunun bildiği.

Bizimkisi ayrı gördüğümüz yarı da yaşlıların anlattığı.

Ama en acısı Muhacirlik ve kıtlık.

En onursuzu eşkıyaların evleri bastığı.

Kadınların bir eşya gibi görüldüğü. Başlık parasına adeta satıldığı.

Bir çözülmezi vardı bazı uyanıkların para kazandığı köyler arası yayla kavgası.

Anlatmak zor gençlere şimdi bunları. Anlamaları da çok zor.

Gençler sanki günü gün etmek için yaratılmışlar.

Biz onlara engel olmayalım.Vakit varken evimizdeki köşemize çekilelim.

Benimkisi bu akşam böyle farklı bir duygu.

Bu gece ne kadar da güzel ay, ne kadar da güzel görünüyor gökyüzü...