Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 26.12.2017 13:01 Güncelleme: 26.12.2017 13:01

LÜKMEN


KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

LÜKMEN

Kış kapımıza dayanmış. Hava oldukça soğuk. Akşam vakti. Evin yolundayım. Yağmur yağıyor. Soğuk insanın iliklerine kadar işliyor. Söğütlü’de dolmuştan indim. Yaşlı bir kadın elleri koynunda bir marketin kenarına sığınmış. Belli üşümüş ve yağmurdan korunmak için saçak altına gelmiş. Önünde eski ve kirli bir çuval. İçinde erzak var. Halinden dilendiği belli. Yaklaşıyorum ve “teyze markete gir, içerisi sıcak” diyorum. “Acaba kolar mı beni içeri/” diyor. “Gel beraber girelim” diyorum, torbasını alıp bir zincir markete giriyoruz. Soruyorum kim olduğunu neden bu vakte kadar kaldığını; açıklıyor. Ben burada yazmıyorum. Uzak bir köyden olduğunu öğreniyorum. Köyün dolmuşu bulunduğu yerden kendini alacak olduğunu öğreniyorum. Daha sonra “ihtiyacın ne” diye soruyorum. Birkaç gıda maddesi de ben alıp torbasına koyuyorum. Kasiyere parayı öderken rica ediyor ve yaşlı kadının aracı gelinceye kadar burada beklemesini söyleyerek marketten çıkıp gidiyorum.

Dışarıda yağmur şiddetini artırmış. Söğütlü trafiği sıkışık. Yaya geçidinden karşıya geçip eve gitmek için araçların yol vermesini bekliyorum. Ama mümkün mü geçmek? Yaya geçidi kurallarına riayet eden sürücü hiç yok. Beklerken iki kadın bir erkek karşıya geçmek için yaya geçidine geliyorlar. Bakıyorum sarışın olan kızın kucağında bir köpek, köpeğin üzerinde marka bir köpek giysisi. Üşüyen teyzenin üzerindeki tüm giysilerden daha pahalı olsa gerek.  Erkek ile kız aynı şemsiye altında, ellerindeki köpek mamaları marka. Giysilerine dikkat ediyorum; en pahalı cinsinden. Yaşlı kadın geliyor aklıma. Dilenen ve torunlarına erzak götürmek için soğukta üşüyen kadın. Kafam allak bullak. Düşüncelere dalıyorum. Bir fırsatını bulup karşıya geçiyorum. Ama karşı yaya geçidinin ortasında son model bir araba duruyor. Direksiyondaki kadın yanındaki bir başka kadınla konuşuyor. Belli ki muhafazakâr bir yapıdalar. Nereden mi anladım? Giyimlerinden. Onların da giydikleri marka. Dikkatli bakınca birini tanıyorum. Dedesi eskiden Söğütlü’de “maraba”ydı. Sonra araziler aldılar ve kat karşılığı verince kendilerine bir hayli daire düşmüş. Göstergesi zaten belli. Son model araba genç kızların altında. Ama yaya geçidin ortasında park etmiş, dalmış sohbete.

Yağmur devam ediyor. Bir araba bayiinin arasından evime doğru yürüyorum. Deniz rüzgârı nefes almamı zorluyor. Ama ben neredeyim, ayaklarım yere basıyor mu farkında değilim. Kafam üç ayrı insan figürüyle meşgul. Ama daha çok beni etkileyen üşüyen o yaşlı kadın. Maziye doğru akıp gidiyor duygularım. Sonra Söğütlü toprakları geliyor gözümün önüne. Geçtiğim yerlerde kavak ağaçları. Sahilde ağaların konakları. Tarlalar, tarlalar. Bu tarlalarda tütün yapan marabalar, diğer adıyla “yarıcı”lar. Aldığın ürünün yarısını tarla sahibine vermek zorunda. Daha çok yüksek köylerden gelen insanlar. Lahana, Çarşıda, Sidiksa, Mala, Gogana, Zagera, Satari, Muzura vs. köylerden gelenler...

Karadeniz’de toprak azdı. Yüksek kesimlerde yaşayanların toprağında tütün olmazdı. Yoksul insanlar geceleri evlerinde “Lükmen” denilen bir ışıkla aydınlanırlar. Ayaklarında ya çarık veya kara lastik. Lükmen tenekeden yapılırdı. Bazı yerlerde kara ışık da denilirdi. İsi insanın genzini yakar, odayı kirletir, giysilere ve tahtalara siner, bir türlü çıkmazdı. Ocak başında devamlı bulur, ahırda ayrı bir tane olurdu. Tuvaletler dışarıda olduğundan geceleri lükmenle tuvalete gidenler genelde rüzgâr söndürdüğünden lükmen yerine çıra kullanırlardı.  Genelde toprak ağaların olduğundan köye gelen ağalardan genelde gazyağı, şeker, sabun beklenirdi. Bu ışığa bazı yerlerde “idare lambası”, “isli lamba”, “ışık” derlerdi. Her köy evinde vardı. Genelde Vakfıkebir ve Beşikdüzü ustaları tarafından yapılır Salı Pazarı’nda satılırdı.

Zamanla bu lambalar yerini “camlı ışığa” bıraktı. Ama lükmenden camlı ışığa geçmek bir hayli zordu. Camlı ışığa geçenlerle alay edilirdi. Yoksul köylü para biriktirip camlı ışık alınca “kel başa şimşir tarak” diye komşular tarafından alaya alınırdı. Bazı köylüler ilk camlı ışığı görünce hayran hayran bakarlardı. Nasıl yakıldığını sorarlardı. Lüküs denilen ışığı ağalar kullanırdı. Bazı yoksul köylüler hiç lüküs görmemişlerdi. Orta sınıf bir köylünün evinde ev araç gereci olarak, sacayağı, ibrik, sac, pileki taşı, kapaklı sahan, tas, tava, sini, bardak, maşraba, çinko tabak, küçük tava, derin sahan, yağ küleği, gufa, yayık, tencere, süzgeç, bakraç, kalbur, elek, köstere taşı, yatak, yorgan, yastık, dastar, tahta kaşık, sofra, tekne, kazan, küçük kazan, güğüm, kepçe, kerman, garnal, yün tarağı, kemik tarak, ahırşak bulunurdu. Bu eşyalar da her evde olmazdı. Buna rağmen bu insanlar hayatlarından şikâyetçi olmazlardı. “Nasıl geçiniyorsunuz?” diye soranlara “Şükürler olsun, şimdilik kör topal geçinip gidiyoruz.”diye cevap verirlerdi,

Şimdi hayat akıp gidiyor. Paralarımız, mallarımız, giysilerimiz mi bizi biz yapıyor? Sorunlarımıza çare düşünen var mı? Sorumluluklarımızın bilincinde olan var mı? Biz farkında mıyız o gece soğukta üşüyen kadının? Acaba cins köpeğine marka giysi giydiren ve en son modayı takip eden o iki kadın ve bir gencin haberi olmuş mudur az önce önünden geçtikleri ayağında çorabı olmayan kadından? Ya da yaya geçidinde durup son model arabası içinde sohbete dalan iki kadına bir sorumuz olacak mı?

Kaybetmek o çilekeş teyzenin kaderi mi?

Evin kapısından içeri girerken dilimden şu sözler dökülüyor. Komşusu açken, birileri kemençe çalıyor, birileri Tarkan dinliyor, birileri ise piyano resitali. Lükmen ışığıyla ancak bu kadar. Herkese iyi haftalar.

Son bir söz. İsmi bende saklı bir okulda öğrenci velilerinden zorunlu bir milyon isteyen yönetici. Bir düşün lütfen. Üşüyen yaşlım teyzenin torunu senin okulundaysa...