Abbas YOLCU

Tarih: 20.12.2017 13:58 Güncelleme: 20.12.2017 13:58

“KÖKLÜ MEDENİYET”


KIRK AMBAR

Abbas Yolcu

ayenihaber@hotmail.com

 

“KÖKLÜ MEDENİYET”

Entelektüelliğe oldukça hevesli köylü çocuğuna göre, “köklü bir medeniyet tecrübesine sahip olan topluluğa ehl-i sâlibin niçin saldırmak istediğini” kendi açısından değerlendirmek sûretiyle yaptığı sosyolojik tesbitler sâyesinde yaşadığı topluluğu karınca kararınca aydınlatmaya çalışıyor.

Ona göre, “insanlığa adaletin, hakkaniyetin ve barışın hâkim olacağı bir dünyanın yegâne kurucu aktörü kendi devleti olacaktır.” Hâlbuki ehl-i sâlib, bundan oldukça rahatsızmış. “Ehl-i sâlib, dünyayı cehenneme çevirmiş” imiş.”Yeni bir dünya kurulacak” mış ve bu yeni dünyanın kurulmasında kendi devleti ”kilit rol” oynayacakmış.

Enetelektüelliğe bir hayli merak salmış köylü çocuğu, “Eflatun’un mağarasında zincire vurulan esirler gibi duvara yansıyan gölgeleri hakikat zannediyor.”

Ancak, kitap der ki:”Hakikat bir sümüklüböceğin izleri kadar aldatıcı.”

Haliyle köylü çocuğu, mensubu bulunduğu bir devletinin var olduğunu vehmediyor.

Yine kitap der ki:"Kâbusa, geceye, uçuruma koşan kafileler. Bu cihanşümûl hâileyi ibret aynasından seyredemezsin. Devran, çoktan parçaladı aynanı. Sen de kafilenin içindesin: kafanla, etinle, çocuklarınla. Dostlarını çağıracağın arz-ı mev’ud nerede?"

Köylü çocuğu, kitabın bahsettiği kafileyi görmeksizin, var olduğunu vehmettiği devletinin günü geldiğinde “cihanşumûl bir devlet haline gelerek, dünyanın hâmiliğine soyunacağını” beyan buyuruyor.

Buna inanıyor da.

Ancak, bu hususun nasıl ve ne şekilde gerçekleştirilebileceğini söylemiyor.

Hangi çalışma ile? Hangi sermaye birikimi ile? Hangi bilgi birikimi ile? Hangi irfan ile? Hangi ahlâk ile?

Gelecek yüzyılı kurmak düşüncesini taşıdığını söylüyor. Bunun için neler yapılması gerektiğini söylemiyor veya söyleyemiyor.

Şair, mütefekkir ve hattâ muharrir, senelerce önce köylü çocuğunun yaşadığı ülke insanlarının yıllık ne kadar “kazurat” ifrazâtında bulunduklarını hesaplamış ve  “yılda iki milyon ton kazuratla, iki milyon çocuk fazlasıyla mı (böyyük ülke)?” diye sormuştu.

Köylü çocuğu, bugün ülkesinin insanlarının senelik yaklaşık otuz milyon ton kazurat dışkıladıklarını hesap etmek aklına gelmiyor.  Yetişmekte olan milyonlarca çocuğun ve gencin "mâvera ile göbek bağını koparmış bir dünya"da yaşamak zorunda bırakıldığını anlamıyor veya anlamak istemiyor.

Az gelişmiş ve gelişmesi asla mümkün olmayan ortadoğu topluluklarının entelektüelliğe heveslenmiş, kitabın ifadesiyle “çeyrek aydınları”, yaşadıkları toplulukları bugünden geleceğe taşıyacak kültür (ne demekse) ve medeniyet kodlarını o toplulukları evirip çeviren efendilerinin “emr-i yevmî”lerinin müsaade ettiği kadar dile getirebiliyorlar ve efendileriyle birlikte kolayca yani bir hamlede çark edebiliyorlar.

Onlar, efendilerinin ot dediğine ot, at dediğine at demek zarûretinin kanlarına sızdığının farkında olarak yahut olmaksızın günlerini geçirip gidiyorlar. Bu arada maişetlerini de temin etmiş oluyorlar.

Haliyle köylü çocuğunun kitaplarda ta’rifi yapılan entelektüele pek benzemediği anlaşılıyor.

Emir sahiplerine müdahane ile entelektüel olunamıyor.

Ama gazete köşelerinde gündelik yazılar yazılabiliyor, bir takım sosyal ve kültürel etkinliklerde(!) bulunulabiliyor, yine bir takım konferanslarda, panellerde, sempozyumlarda dinleyenlere hikâyeler anlatılabiliyor, vaaz ve nasihatler verilebiliyor.

Entelektüel olabilmek için şair, mütefekkir ve hattâ muharririn ifâdesiyle “otuz iki dişini birbirine gömerek” yoğunlaştırılmış bir “nefs ve vicdan muhasebesi” yapmak gerekiyor.

Aksi halde adama Abuzittin diyorlar.