Uzun bir süre kamuda işçi statüsünde görev yaparak emekli olmuş birisiyim. İşe giriş hikayemde de hiçbir zorlukla karşılaşmadım. Şanslıydım, çünkü o zamanlarda Akçaabat’ta gazetecilik yapan sayılı insanlardan biriydim. Şanslıydım, Ankara’da meslek hayatıma başlamıştım. Şanslıydım, Akçaabat’ta o zamanlar İletişim Fakültesi’nde okumuş tek insanla tanışıp hayatımı birleştirdim.
Bizim zamanımızda KPSS denen bir sınav sistemi yoktu. Üniversiteyi bitirip açılan çeşitli personel sınavlarına katılıp, kedinizi göstermeniz yeterliydi. Akçaabat Belediyesi’ne bir gazeteci olarak başvurduğumda beni ancak işçi kadrosuna alabilirlikleri vardı. Zamanın Belediye Başkanı merhum Emin Hacımusaoğlu’nu makamında ziyaret ederek, “Size bir dergi hazırlayayım. Akçaabat’ı ve Akçaabat Belediyesi’ni anlatan fotoğraflı ve ilçemizin tanıtımına yardımcı olacak içerikte planladığım bu dergiyi yeterli ve güzel bulursanız beni işe alırsınız, beğenmezseniz de dergi size kâr kalır.” diyerek bir nevi iş anlaşmasını yapmış oldum. Tabii sizin de tahmin ettiğiniz üzere dergi beğenildi ve ben de kamu personeli olarak işe girmiş oldum.
Benim aile çevremde çok sayıda memur ve eğitimci olduğu için birçok koçluk hizmetimi ailemden aldım. İşe girmeden önce bile bazı sözleri kulağıma küpe ederken, kamu personelinin işe geliş gidişi, vatandaşa hitabı, çalışma adabı ve ahlakı gibi zamanın kamu kanunlarını okuyup işle ilgili bilgileri alarak çalışmanın gerekliliklerini de yerine getirdim.
Güler yüzlü oldum, yardım severlik gösterdim, konuşmalarım da ‘sen’ değil ‘siz’ kipini kullandım, kıyafetlerime ve oturup kalkmama dikkat ettim. Zamanında işimin başında olmaya gayret gösterdim.
Gelelim sizlere asıl aktarmak istediğim konuya... Bir süredir devlet dairelerine gidip gelmekten hoşlanmaz oldum. Kamu personeli dediğimiz ve bizlerin, yani vatandaşların yaşam koşullarını kolaylaştırmak ve devletin koyduğu kanun ve yasalar dahilinde işlemlerimizi kolayca yapmamızda yardımcı olması gereken personelin eğitimsiz olmasından şikâyetçiyim. Eğitimsiz diyorum, öğretim almamış demiyorum farkındaysanız. Herhangi bir okulu bitirmek bizlere öğretim sağlar, eğitim ise öğretimle hareket eden insanın gelişimi için en çok önemli faktörlerden biridir. Kaymakamlık, hastane, belediye, vergi dairesi gibi vatandaşa hizmet veren birçok kurumun binaları da bana çok soğuk geliyor. Ben herhangi bir kuruma girdiğimde devletimin kurumu olduğu için bir misafir ağırlama üslubuyla karşılanmak istiyorum.
Sizlere müsaadenizle başımdan geçen birkaç olayı anlatmak istiyorum.
Günlerden bir gün, çok işim düşmese de PTT’ye gitmek zorun da kaldım. İşlemim çok basitti. Fakat biraz sıra beklemem gerekti. Bu esnada sıraya girmek yerine araya girmeyi tercih eden birçok vatandaşı gözlemleme fırsatım oldu. Neredeyse kendi insanlığımdan utandım. Her neyse, bu başka bir konu... Sıra bana geldiğinde kızım yaşlarındaki erkek banko görevlisi bana dönerek “kimliğini ver teyze” demez mi? İnanın ömrümde bu kadar sinirlendiğim sayılı an olmuştur. Hem benimle emir kipiyle konuşuyor hem de hiçbir kan ve can bağım olmadığı halde bana teyze diyor. “Ne teyzesi?” diyerek çıkıştım: “Bakın beyefendi, ben yaş itibariyle belki de erken evlenseydim senin anneannen olabilecek yaştayım. Fakat siz bana orada oturduğunuz ve benim de burada durduğum süre içerisinde teyze diyemezsiniz. Siz şu anda kamu personelisiniz ve ben de vatandaşım.” Bu sözleri duymak tabii ki hoşuna gitmedi çalışanın ama saygılı davranarak sessiz kalması da mutlu etti beni.
Başka bir gün hastaneye gittim. Aslında ilişkilerinin güzel olmasına en çok hastane çalışanları dikkat etmeli bence. Çünkü hastanede hasta psikolojisi de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Hastane giriş kapısının hemen karşısında oturan ve başının üzerinde ‘hasta kabul’ tabelası asılı olan çalışanın yanına giderek, “Pardon, ben randevulu bir hastayım, kardiyoloji hangi katta ve polikliniğine gitmeden önce başka bir işlem yapmam gerekiyor mu?” diye sordum. Maalesef bana ne cevap verdiği hafızamda yok. Çünkü vücut dili bana “sen de kimsin, neden bu soruyu bana sordun, başka adam mı yok” der gibiydi. Bu vücut diliyle bana değersizlik ve hiçlik duygularını yolladığı için hiç de iyi olmayan bir ruh haliyle o katta bulunduğunu panodan öğrendiğim kardiyoloji polikliniğine gittim. İşlemimi yapacak olan tıbbi sekreter hanımsa, zor bir gün geçirdiği çok belli olmasına rağmen beni sabır ve nezaketle bilgilendirdi. İşte oradan da güzel duygularla ayrılmış oldum.
Aynı kurumda çalışıyorlar, ayrı vücut dilleri kullanıyorlar. Kurum içi eğitimin bir kez daha çok önemli olduğunu gördüm ve yineliyorum: Bizlere, vatandaşlara hizmet veren personelin eğitimine ve kişilerle olan ilişkilerine çok dikkat edilmelidir.
Sevgili personel!.. Evinden çok zor şartlarda çıkmış, yollarda zorlanmış da olabilirsin. Hatta ve hatta iş yerine geldiğinde seni olumsuz olaylar sarmış da olabilir. Ama yine de sen çalışmaya elverişsiz başka bir sebebin yoksa gelen kişilere yardımcı olmak için orada oturduğunu unutma lütfen.
Sevgiyle kalın...