Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 28.11.2017 10:04 Güncelleme: 28.11.2017 10:04

GÖZLERİM HEP MAZİYE KAYIYOR


KÖŞE BUCAK

 

GÖZLERİMHEP MAZİYE KAYIYOR

Gözlerim hep geçmişe kayıyor bu günler. Her gördüğüm objenin eskisine giriyor beynim. Sanki içimde bir antikacı dükkanı var. Zaman zaman acayip geliyor bana düşüncelerim. İnsan bu kadar kaptırır mı kendini eskiye, geçmişe, geçmiş kültüre, geçmiş şehir ve köy hayatına? Düşünsenize ekmeği görünce aklıma geliyor su değirmenleri, buğday harmanları, dövenler, fırınlar, evlerdeki peşkolar. İnsan bazen düşünüyor neden geçmişe özlem duyar insan? Geçmişte yaşadığımız anların, güzelliklerin farkında olmadan yaşamışız. Çok geç fark ettik o güzellikleri. Bazı düşünürlerse yaşlanmak olarak söylüyor geçmişe dönüşleri. Bunu bilemem ama bugün çocukların en çok merak ettikleri ya bilim kurgu filmleri veya geçmişin gizemli yaşantısı. Mesela dizi filmlere bakarsanız en çok izlenen tarihi filimler, yani geçmiş ve geçmiş yaşam. Hatta moda bile geçmişe odaklı. Parmaklarda kalın padişah yüzükleri, giysiler eski yıllara dönük. Mesela şu an erkek modası yelek ve üst cepte renkli mendil. Kadınlarda ise Osmanlı işlemeli bindallı, kına geceleri giyilen.

Demek ki geçmiş insanın çok derinliklerinde gizlenmiş ve belli bir yaşta çıkıyor yerinden ve kıyasa götürüyor insanı. Özleniyor su değirmeni, Osmanlı kahvesi, taş çeşmeler, kırsal yaşam, buğday ekmeği, köy evi, sürahi, bakır tencere, yayık ayranı, dövme dondurma, misinaya dizilmiş taze balık, tandır, güveç, eski kitaplar ve eski resimler. Hepsinden önemlisi özlenen eski kentler, kent yaşamı, kent ve köy kültürü. Hatta eskiyi göstermek için tur düzenliyor turizmciler.

Eskiyi gözümde canlanır ve eski bir şey görürsem bir nevi deli oluyorum ben. Eski insanlar, eski hikâyeler, eski aşklar, eski giysiler, eski masallar, eski gelenekler, eski yemekler, eski ormanlar, eski mimari eserler. Mesela şu an kalmadı pek eski kapılarda eski tokmaklar. Hiç düşündünüz mü o eski kapı tokmağına kaç eski el değmiştir? Kaç defa misafiri buyur etmiştir o eve, kaç yaramaz çocuk o kapı tokmağını çalarak kaçmıştır, kaç eskiciyi görmüştür o kapı tokmakları o mahallede, kaç eve fındık sepetiyle erzak getiren hamallar çalmıştır o kapı tokmağını, o evdeki kaç sevdaya ya da kaç kavgaya tanıktır o kapı tokmağı? Kaç ağlamaya üzülmüştür o evde, kaç kahkahaya gülmüştür? Kaç cenaze uğurlamıştır o evden, kaç çocuk görmüştür duvarlara siyasi yazı yazan, kaç dilenci ürkerek dokunmuştur o kapı tokmağına?

Bu nedenle eski medeniyet ve kültür özlemiyle dolup taşıyor içim. Dur demiyorum bu eskiyi, mazideki güzellikleri arayan gönlüme. Çünkü hayatımı bundan sonra yükledim geçmişin güzelliğine. İstiyorum ki yaşansın ve yaşatılsın o eski güzellikler. Bu gün sormasın çocuklar, “su değirmeni ne, döven ne, tütün tayı ne, dam ne, sıvı sıvı oyunun nasıl oynanır, çeten nedir, serender nedir,  got nedir, ambar nedir, yumurta nereden gelir, kuzu nedir, taş çeşme nedir,  çelik çomak nedir, lapa, yuğma, tırma, saranbula yemekleri nasıldır, dibek nedir, filiz nedir, kolan nedir, kıl çorabı nedir, oğlak nedir, manda nedir, buzak nedir, bel nedir, erşin denir, bileki taşı nedir, köstere nedir” diye.

Modern hayatı, günümüzü iyi ve kötü yaşarken, hatta mutluluğun doruklarında olsanız bile neden çıkıp gidersiniz köye, bakarsınız bir vadiye? Köyünüzde karşı dağlara, evlere bakarken bir hüzün çökmez mi içinize?  Mesela Mezarlık Camii’nin yanındaki mezar başlıklarına bakarken ne düşünürsünüz acaba? Mezarlıklara yolunuz düşünce mezar başlıklarını okuyup düşündünüz mü hiç bunlar da bu sokaklarda vardılar bir zamanlar?

Düşünüyorum da içimizdeki eskiye özlemi silmek isteyenler mi var bu toplumda? Mesela neden eski eserler korunmaz kentlerde, neden su değirmenlerini yıktık kendi elimizle? Bu kadar kötü davranmak doğru mu eski kültüre, geleneğe? Mesela bir yere gidince resimleri hep eski köprü üzerinde çekeriz de korumayız yakınımızdaki eski eserlerimizi?

Hayattan gerçek tat alabilmek için eski korunmalı, eski kültür ve değerler yaşatılmalı, çocuklara kentlerin eskisi tanıtılmalı, kentlerin bellekleri olmalı eskiye dair. Buradan her ne kadar Orta Mahalle, ortasından geçen o çirkin yolla çirkinleşmişse de yine de kalan durumuyla, bir açık hava müzesi haline getirilmeli. Teleferik, meleferik bu mahalleyi bozar, eski tadı kalmaz. İlla ulaşım deniliyorsa yapılacak en iyi çözüm yürüyen merdivenler olmalı bence. Ya eskiyi tam koruyacak ve eskiye dayalı olarak yeniden düzenleyeceksin ya da ucundan kıyısından dokunmakla olmaz eski güzellikler. Her ev eski haline dayalı yapılmalı. Bu konuda yardım yapılmalı yapacaklara veya ucuz kredi verilmeli. Yeniden bir proje dâhilinde ve aralarına yerleştirilmeli eski objeler. Açık hava müzesi olmalı eskiye özlem duyanlar için.

  Eski değerler elbette her insana mutluluk yaşatmaz. Rahat bir tahta oturup, eski maziyi her yürek görmek istemez. Dünyanın mutlu insanları vardır. Bunlar da, bence,  eskiden kırıntı toplayanlar ve doğal yaşayanlardır. Ben modern yaşam diye bize sunulanın, tüketim toplumu anlayışı ile eskinin yok edildiğine inanıyorum. Zaman geliyor yaşadığım o geçmiş güzellikleri tekrar yaşamak istiyorum. Bir kapının tokmağını kendi elimle çalarak içeri girmek ve eski kilimleri, el işlerini görmek istiyorum. Bir su değirmenin şarkı söyleyen sesini duymak istiyorum. Bir tütün damında saplar, samanlar içerisinde uykuya dalıp, gıdıklayan tavuk sesiyle uyanıp, eski tenekelere vuran bahar yağmurları duymak istiyorum. Ben bu şehirde eskinin güzel değerlerini tekrar yaşamak ve görmek istiyorum. Dürbinar’da, Ortamahalle’de, Gıranba’da yüzük, firar, çelik çomak oynayan çocuklar görmek istiyorum. Ben mahalle arlarında yalın ayak top oynayan, sıçan uçurtması yapıp uçuran çocuklar görmek istiyorum. Ben bakır tencerede sarı yağla pişirilmiş organik sebzelerle yapılmış yemekler istiyorum. Ben müezzinleri minarelerde ezan okurken görmek istiyorum. Ben Ramazan’da “Helim Aga bum“diye bağırarak top atılmasını istiyorum. Kırlarda mora toplamak, amoftaları çayıra dizmek, papatyalardan taç yapmak, ağaçlarda çitlembik yemek istiyorum. Ben kuşların ve güvercinlere yem atan küçük çocuklar görmek istiyorum. Ben bu şehirde geçmişin güzellikleriyle yaşamak istiyorum. Gökyüzünde hartamalı uçurtmaların dolaşmasını görmek istiyorum.

Bunları belki çoğunuz istemezsiniz ama ben istiyorum. Mademki ben de bu kentin bir bireyiyim öyleyse geçmiş güzellikleri, değerleri hiç değilse bu kentte büyük bir müzede görmek istiyorum. İster hastalık deyin, ister başka bir şey. Hiçbiri umurumda değil. Ben güzellikler görmek istiyorum. Sorunları çözülmüş bir kent ve bu kentte güzel insanlar görmek istiyorum.

Eski resimlerinize bakın içinizin nasıl titrediğini göreceksiniz...