KÖŞE BUCAK
Mehmet Salih KÖSE
Eğitim Uzmanı
KARIŞIK DUYGULAR İÇİNDE KENTİMDE UYKUYA DALDIM
Bileniz var mı bilmem? Cam şişelerde sülük takardı Yeni Cami altında insanlar. Sağlık sıhhat ararlardı kara sülüklerden. Bilhassa Ali Ağa’nın manifatura dükkânının merdivenleri sülükçülerle dolardı. Karşıda Şeker Usta fırınının önünde bakır tencerelerde koz helvası satardı yaşlı bir amca. Keserle kesilir, sıcak tophaneye konulur, iştahla yenilirdi. Kimi insan elinde çuval koşardı ofise, Amerikan malı buğday almaya. Satarili Rayif Aga, kardeşi Rasim, tevekkel. Gaz yağı isterdi insanlardan. Elinde camdan şişe kırılırdı bazen. Başlardı ağlamaya. Sonunda yanarak öldüler, garip yoksul; Kırbayır’daki evlerinde.
Bu kent tarihî ve güzel bir kent. Güzel insanları vardı, güzel duygular taşırlardı. Zaman çok hızlı geçti. Bu güzel kentten; bize de karışık duygular kaldı. Bakıyorum bugün her köşe başında bu kentin rantını yiyen ama bu kente güzellik sunmayan insanlar. Bu kentin güçlü lobisi yok sanki. Bu kentte güzel işler yapılmıyor sanki. Güzellikleri gizlemeye çalışanlar, güzellikler üzerine çizgi çekenler var sanki. Kim mi? Kimler mi? Kahvede, sokakta küfürlü konuşanlar, yaya geçidinde yayalara yol vermeyenler, hak ettiğinden fazlasını almaya çalışanlar, çevreyi kirletenler, gençlere uyuşturucu satanlar ve gençliği zehirleyenler, kadınlara hor bakanlar, beleş yaşamaya çalışanlar, selamı sabahı birbirinden kıskananlar, dedikodu yapanlar, sevgiden uzak duranlar, sokaklara kötü kötü yazılar yazanlar, siyasi çıkarı için sağa sola çamur atanlar. Başkaları da var elbet. Mesela trafik kurallarına uymayanlar, sokağa zamansız çöp bırakanlar, küskün yaşayanlar, eşlerini dövenler, çocuklarını sokaklarda dilendirenler, çocukları okula göndermeyenler, dükkânında hileli mal satanlar, çürük, bozuk ürünleri satışa sunanlar, karaborsa yapanlar, müşteriyi kandıranlar, çok pahalı mal satanlar, izinsiz ormanlardan ağaç kesenler, imar yasasını çiğneyenler, rüşvet alıp verenler, insanları zengin-yoksul ve kentli-köylü diye ayıranlar, yaşlılara saygı göstermeyenler, öğrencisine ücretli ders verenler, kaçakçılık yapanlar, izinsiz yurt, dershane, yurt işletenler, kendini futbol fanatiği olarak görüp futbolcusuna hakaret ve küfür edenler, yalan söyleyenler, bu kentin insanını hor görenler.
Eskiden siyaset yapanlar vardı. Çoğu kişi onları görünce el pençe dururdu. Dertlerini ve sorunlarını kendi seçtiği vekile naklederken yüzü kızaran insanlar vardı. Bazı siyasiler dilekleri ve istekleri ya Yenice sigara kutusunun arkasına yazarlardı ya da Bahar sigarasının kapağına. Arıcılar vardı. İş yapmak için Ankara’ya giderler, sorun çözdüklerini söylerler ve sorun sahibinden yüklü para alırlardı. Bilhassa köyler arası yayla kavgalarında bu oyun çok güzel oynanmıştır bu şehirde. Hatta bir yalan üzerine çok insan ölmüştü yaylalarda ve köylerde. Çok şükür halk uyandı, fark etti bu oyunu ve kanmadı bu insanlara. Hatta hastalar aracılarla gönderilirdi büyük şehirlere. Genelde Akçaabatlılar Ankara Ulus’ta Turhan Bey’in otelinde kalırlardı. Kimileri gece hastane kapılarında uyurdu. Ama şimdi çok şey değişti.
Köylerde eski bakır, alüminyum tencere verirlerdi pazarlamacılar. Sırtlarında fındık çubukları mahallelerde dolaşırdı gufa ve yayık tamircileri. Bağırırlardı “gufacı geldi, gufacı” diye. Sonra kalaycılar dolaşırdı köyleri bakırları kalaylamak için. Hatta bir söylenti vardı, kalaycılar çocuk kaçırıyor, diye. Bu nedenle küçük çocuklar kalaycılardan korkardı.
Futbol maçları farklı bir güzellikti bu kentte. Mahallere arası futbol müsabakaları yapılırdı Hamam Çimeni’nde. İyi futbolcular burada görülür ve alınırlardı amatör takımlara. Maçlara gruplar halinde gidilirdi Trabzon’a. Bir de dini bayramlarda harçlıklarla sinemaya gidilirdi Trabzon’da. Maç kavgaları, bayram kavgaları olurdu ara sıra ya Uzun Sokak’ta veya Faroz’da. Kaçakçı motorları günlerce kalırdı denizde. Jandarmalar, polisler geceleri yol keser arama yaparlardı. Hani pek de namlıydı bu kentin kaçakçıları Türkiye çapında. Bir de yerli silahlar yapılırdı, Işıklar’da, Horovi’de, Muzura’da. Kaçak tütünler “Havan” denilen bir aletle kıyılırdı. Genelde filiz denilen tütünden yapılırdı kaçakçılara tütünler. Geceleri dolaşırdı tütün kaçakçıları, dağdan dağa katırlarla giderlerdi ya Giresun’a ya Rize’ye... Dönüşte ya armut doldurulurlardı çuvallara veya Karaorman’dan el hızarıyla biçtikleri tahta yüklerlerdi katırlara ve satarlardı.
Açtı, yoksuldu bu kentte insanlar. Ama dünyaları hep iyilik ve dostlukla doluydu. Ruhlarında ışık ve iyilik vardı. Bugün ne Satarili Rayif var, ne o eski kaçakçılar. Hatta türküler de değişti. “Dirvana vurdum uçtu, tüyü tarlaya düştü...” diye başlamıyor türküler. Şimdi bizim anlamadığımız mana ve ritimle söyleniyor şarkılar. Erkeklerin kulaklarında küpeler, kollarında dövmeler. Üretmeden tüketiyorlar. Sigara kutularının arkasına yazılmıyor seçmenin istekleri. Whatsapp’dan yazılıyor istekler. Ama bir şey var bu kentte. Herkes seçimini yapmış kendi âleminde. Bu kentin mayasında bir sevgi vardı. Hatta delisinde bile. Bu kent mutlaka sevgi durağında buluşmalı, katıksız ve yalın olmalı bu kentte sevgi. Güzellikler, iyilikler hepimizin ortak değeri olmalı.
Dün gitti. Yarın meçhul. Bugün bu kentte kardeşçe yaşamalıyız. Sadece dünde kalan hatıralardır bizim tutkumuz. Hayat sonraya bırakılacak kadar uzun değil. O küçücük kalplerimizin bir kenarında durmalı bizim insan ve kent sevgimiz. Dünkü bizler, yarının için umut taşıyan gençlerle bir arada bu kentte yaşarken, birbirimizi sevmeye ve güzellikler içinde kalmaya mecburuz. Bedenimiz değişse bile ruhumuza bu kent bir sevgi vermiştir. Bu güzellikleri daha iyiye, güzele, taşınmalı bu insanlar ve bu kent. Güzel işler yapın, güzeli koruyun ve sevgiyi büyütün bu kentte. Nefreti silin, estetiği, güzelliği taşıyın bu kentte. Kim olursanız olun. İster zengin, ister yoksul...