KIRK AMBAR
Abbas Yolcu
ayenihaber@hotmail.com
EPİKÜRYEN
Kitap, azgın eşekler ülkesinin aydınını ”Seksen senede tek bir dost edinemediniz. Yalnızsınız, ölüm gibi yalnız. Yürüyen bir mezar taşısınız. Avrupa kapitalizminin bir üfleyişte mezar taşına çevirdiği yalancı bir aydın...” diye tasvir ettikten sonra şöyle devam etmiştir: ”...Epiküryenler sürüsünden bir domuz.”
Kitabın bahsini ettiği o “Epiküryenler sürüsünden bir domuz”un yaşadığı senelerde bugünün Epiküryeni henüz piyasaya çıkmamıştı.
Anlaşılan o ki dünün hedonist domuzlarıyla bugünün hedonist domuzları arasındaki tek fark, arz üzerinde aynı topraklarda ama ayrı zamanlarda yaşamaları oluyor.
Ve kitap, domuzu ta’rife devam ederken şöyle diyor:
“...Şuursuzluğun, köksüzlüğün, tarihten kopuşun en canlı timsali. Evet, suçsuzsunuz, bir kedi kadar, bir katilin sofra artıklarını yalayan bir kedi kadar, sayyad-ı bî insaf karşısında sulta duran bir köpek kadar suçsuzsunuz.”
Bugün memleketin birinde böyle Epiküryenler yaşıyor.
Bahsi edilen Epiküryenlerden bir keçisakallı muharrir, çeşitli gazetelerde yazılar yazıp, öz düşüncelerini beyan buyururken ve önceden methettiklerini, sonradan ironi ile karışık bir dille topa tutarken hayatı boyunca kendi zevklerinden asla uzak kalmayan ve “yarına kendisinden hiçbir şey kalmayacak olan” her hangi bir uzviyettir.
O, anlaşıldığı kadarıyla “her devrin adamıdır”.Ve her zaman gücün yanında yer almıştır. Solculukla başladığı fikir hayatını egemenlerin kapılarında caize bekleyen kulluk görüntüsüyle devam ettirmektedir.
O halde “fikir namusu” adı verilen değerin hiçbir zaman taşıyıcısı olamamıştır.
Keçisakallı hedonist, ciddiye almadığı solculuk gömleğini sıyırıp, liberal, demokrasi aşkı desenli gömleği sırtına geçirdikten sonra solculuğa giydirerek hür teşebbüsü müdafaa etmiş görüntüsü veriyordu.
Sonra başka bir kapıda ekmeğin daha fazla olduğunu görünce kapı değiştirdi ve ekmeğin fazla olduğu kapıda kuyruk sallamaya başladı.
Önceki günün solcusu, dünün liberali bugün dindarların kapısında havlamaktadır.
Haliyle dini bütünlerin hiç hazzetmedikleri bir takım ikonlara sataştıkça, dini bütünler zevkten dört köşe olarak, keçisakallı hedonisti tebşir etmekte bir sakınca görmemektedirler.
Yarın, dini bütünlerin “mutluluk zinciri”nin halkaları koptuğunda sitayişle alkış tuttukları şiş göbekli ve keçisakallı hedonist muharririn, başkalarına yaptığı gibi dini bütünlerin kutsallarına saldırmakta tereddüt göstermeyeceğini o dini bütünler görmüyorlar, görmek de işlerine gelmiyor.
Zira dini bütünlerin de şiş göbekli hedonistten farkları yoktur ve “bir dâvânın” peşinde ivazsız yürümekten hoşlanmamaktadırlar. Ve onlar için dâvâ, kendileri ile evlâd u ıyale iyi bir gelecek hazırlamaktan ibârettir. Dâvâ, eskiden beri onların dudaklarında bir isimden ibârettir.
Misâl vermek gerekirse dini bütünlerin senelerce yollarda beraber yürüdükleri, beraber oturup, kalktıkları, birbirlerine sarılarak beraber yattıkları yol arkadaşları hakkında şiş göbekli ve keçisakallı muharrir de yazdığı yazılarla destek veriyor, onları bir çeşit kutsuyordu.
Ne zaman ki öküz öldü, ortaklık bozuldu, birileri diğerlerinin foyasını ortaya çıkarmaya çalıştı; işte o zaman dini bütünlerle birlikte asrın hedonisti de çark ederek daha önce kutsadıklarını tu kaka ilân etmeye başladı.
Ama ne yapabilir ki?
Paris’te pek çok kimsenin ismini bilmediği lüks mekânlarda beyaz şarap mıdır, siyah şarap mıdır, her ne ise onun şişe fiyatı, şiş göbekli hedonistin üzerinde yaşadığı topraklarda çalışanlardan bazılarının asgari ücretinden daha pahalı imiş. Kendisi öyle diyor.
Dini bütünlerin şimdilik yol arkadaşı şiş göbekli hedoniste şarap parası lâzım.
Ve dini bütünler, muarızı oldukları anlayışa her gün yazılarıyla sataşan, onları aşağılayan hedonistin şarap parası ile yatıp kalkacağı otelin ücretini karşılamaları boyunlarının borcu haline gelmiştir.
Hamdolsun.