Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 17.10.2017 09:56 Güncelleme: 17.10.2017 09:56

BU KENTİN MUHTEŞEM FUTBOLCULARI VE FUTBOL DOLU YILLARI


 

 

BU KENTİN MUHTEŞEM FUTBOLCULARI

VE FUTBOL DOLU YILLARI

Çok şeyler yazıldı bu kent için. Çok güzel değerler yetişti bu kentte. Evet, bu kent, musiki severdi. Çiçek sever kadınları vardı. Evlerin balkon ve pencerelerini sultan küpeleri, karanfiller, yaseminler süslerdi.

Pazar günleri kadınlar matinesine giderdi genç kızlar ve kadınlar. Mahallelerde iki filim birden diye tanıtım yapardı çocuklar. Ellerinde afişler artistlerin resimlerini gösterilerdi insanlara. Mahallelerde dolaşarak gazete, simit ve dondurma satılırdı. Hafta sonları kıymalı ve peynirli içleri hazırlanır fırınların önünde kuyruk olurdu pide pişirmek için.

Bu kentte çok güzel sebzeler yapardı insanlar. Rüzgâr esince bu mevsimde çıkılırdı kırlara zagudalık zeytinler toplanırdı. Çay taşı üzerinde kırılırdı ve tuzlanırdı. Çok olurdu bu mevsimde hamsi. Alınır tahta gufalara tuzlanırdı. Dibek taşında buğday dövülür, gendime yapılırdı. Buğday haşlanır bulgur yapılmak için serilirdi güneşe. Daha sonra Söğütlü’de değirmene götürülür, “dink” denilen değirmen taşıyla kırılırdı. Patlıcan, kabak, fasulye dizilirdi iplere; kurutulurdu kışlık. Kestane satardı sokakta insanlar. En önemli bir isim vardı. “Buyur oralate şeker” namıyla anılan Şenol Başaran. Fındık kavurur sokaklarda satardı Abdullah Aga. Cam bardaktan alınır ve gazete kâğıdından yapılmış külahlara konurdu.

Tütünler dizilirdi, balya balya, tay taşırdı hamallar Başaran’ın depoya. İki lastikli hamal arabasıyla giderken bağırırlardı “Vara... Vara... Değmesin yağlı boya” diyerek daha çok tay taşımak için yarışırlardı. Sırtlarında semerler gübre boşaltırdı, “yukarı yerli” diye isimlendirilen insanlar. Arkası açık pikap, Varşova arabaları içinde tahta oturaklarla yapılırdı Trabzon’a ucuz yolculuklar.

Ama bu kentin bir başka özelliği vardı. Sanatçıları kadar ünlüydü topçuları. Her hafta sonu kadınlar sinemaya, erkekler Trabzon’a maça giderlerdi. Sebat ve Tütünspor maçları bir şenlikti. Maçtan önce yapılırdı hazırlıklar. Maçlarda çat çat yapar atarlardı gençler. En iyi çatçatı Topal Muharrem (Çolak) ile Hasan Seyis yapardı. Çimento kâğıdının içine kara barut konur içine pamuktan fitil yapılır serilirdi. Kâğıt bölüm bölüm yapılır katma ile sıkıştırılıp bağlanırdı. Maçta fitili yakılır sahaya atılırdı maçtan önce. Çat çat birkaç kez patlardı. Zaman zaman maç içinde hakeme ve futbolcuya da atılırdı. Hasan ve Muharrem polislerce tespit edildiğinden sık sık aranırlardı. Onlarda biz çocuklara şemsiye verir ve içine çatçatı yerleştirirlerdi. Bizim biletlerimizi aldıklarından onlardan ayrı girerdik maça içeride şemsiyeyi alırlar yine çat çat atarlardı. Bu nedenle birkaç kez karakola alınmışlardı. Seyirciler genelde iç içe otururdu. Ama genelde Akçaabat seyircisi Avni Aker’in kapalı tribününde güney kısmında otururlardı. Trabzon seyircisi deniz tarafında otururdu. Zaman zaman kavgalar çıkar, maçta hakemler dövülürdü. Genelde yanlı maç yönetmişse hakemler taksi çağırır ve öyle kaçarlardı stattan. Zaman zaman taksiden hakemler bile indirilmiştir. O zaman Kâtip, Diyadin, Yıldıray,  Kemallettin Dilaver, Yaşar Hoca gibi hakemler vardı. Akçaabatlı hakemler de sonradan yetişmişti. Hatırladığım kadar biri sağlıkçı, biri de Tapu Kadostro’da çalışıyordu. Acısu Köyü’ndendiler. Onlar Akçaabat takımlarını tutarlar diye Akçaabat maçlarında kendilerine görev verilmezdi.

Asıl önemli maçlar Türkiye Amatör Kulüpler Kupası’nda yapılırdı. Akçaabat Sebatspor, Adana Mensucat, İzmit Kağıtspor, İzmir Denizgücü, Giresun Sekaspor, Eskişehir Havagücü gibi takımlar en son finalleri oynarlardı.

Bir yıl Samsun Demirspor ile Sebatspor eşleşmişti. İlk maç Samsun’da oynandı. O zaman Samsun Demirspor’un aslen Trabzonlu olan Çolak Sebahattin isimli yaşlı bir oyuncusu vardı. Çok iyi frikik atardı. Hem takımı çalıştırıyor hem de aynı takımda oğluyla beraber oynuyordu. Samsun’da yapılan maçta Sebatspor’u 3-1 yenmişlerdi. Trabzon’da oynanan maçta Sebatspor bu takımı 3-0 yenerken takım kaptanı Samsun Demirspor’u sahadan çekmiş ve hükmen galip gelmiştik. Akçaabat bir bayram yerine dönmüştü. Hamam Çimeni’nde kulüp binası dolup taşmıştı. O akşam Aydın Pulatkan “Şen Ola Sebat Şen Ola” marşını arkadaşlarıyla yazmış ve söylemişlerdi. Bu marş Sebatspor’un marşı olmuştu. Her maçta toplu söylenirdi.

Sebatspor üst üste üç yıl Türkiye Amatör Futbol Şampiyonu olmuştu. O zamanlar Başbakanlık Kupası oynanırdı. Sebatspor Ankara’da Ankaragücü ile Başbakanlık Kupası oynamak için sahaya çıktı. Başbakan Süleymen Demirel, Futbol Federasyonu Başkanı Orhan Şeref Apak’tı. Sebatspor, sahaya çıkar seyirciyi selamlar ve soyunma odasına gider. Maça çıkmaz. Bu bir ilktir Türk spor tarihinde. Sebep hak ettiği halde ikinci lige alınmayışıdır. Bunu öğrenen Demirel emir verir ve bir yıl sonra lige alınır. Sebat’ın lige alınmasını engelleyenler ise İdmanocağı yöneticileridir. Hatta iki yıl sonra birinci lige çıkacakken aynı ayak oyunlarına kurban gider. Gol fazlalığıyla Gaziantepspor birinci lige çıkar. Hem de son maçında Altındağspor’u 14-0 yenerek. Kimse demesin ki sporda ayak oyunları yok. Vardır ve çok eskidir. İdmanocağı Kulübü de çok entrikalar çevirmiştir Sebatspor üzerine.

Akçaabat’ta o yıllarda çok sporcular yetişmiştir. Hatta Akçaabat’ta üniversiteler arası futbol maçları Hamam Çimeni’nde toprak sahada yapılmış, Fethi Heper, Erman Toroğlu, İlker Yasin burada top oynamışlardır.

En önemli sporcularından bazılarını söylemeden yazıma son vermek istemiyorum. En pahalı transferi yapan Yaşar Mumcu, Nail Kokanalı, Emin Öztepe, Güven, Arif-Ali Kemal-Kadir Özcan kardeşler. Necati, Serdar Bali, Avni-Mehmet-Faruk Özkurt kardeşler. Sobacı Orhan, Langırt Mehmet, Çolak İbrahim, Muhittin Ağan, Kaşif Töre, Sümer Yığcı, İlter Öztepe, Ömer Tayyar, Temel-Ömer-Fikret Kazancı kardeşler, Tellalın Salih, Ahmet Ziya Atasoy, Fevzi Bektaş, Jet Nevzat, Zot Turgut, Veysel Kavcı, Hasan, Ender Yığcı, Baykal Kazancı, Turgay, Kemal, Yavri İsmail, Okay, Didi Turhan, Faik Sivrikaya, Reşit Sivirkaya, Yüksel Sivrikaya, Bülent, Macit, Önder, Cumhur, Yavuz, Muammer Ertuğrul, Bekir, Zekeriya’nın Osman, Nizam Dilaver, Kemal Dilaver, Ahmet Salih, Mula, Hacı Salih, Necati Özlü, Neşat Hocanın İsmail, Kaptan Mehmet Salih, Pehlivan Coşkun, Yılmaz, Hüseyin. Ömer Boğuşlu... ve daha niceleri bu topraktan yetişti. Hamam Çimeni, ortaokulun bahçesi, mahalle araları futbolcu tarlalarıydı bu kentte.

Artık her taraf beton. Gülüp oynayamıyor çocuklar. Hayallere dalarken bir soru gelir aklıma. Neden böyle güzel futbolcular bu topraktan çıkmıyor artık?  Muhteşem mazi canlanır gözümde. Uğuldayan türkümü söylerim bu güzel kentte. Ama asıl türkümü söyleyeceğim biri olmalı. Milletim diyorum, halkım diyorum. Yazık ne dinliyor ne de o muhteşem kentin farkında.  Bu hafta sonu böyle canlandı düşündüklerim.  Bol bol sevinç gözyaşı döktüm. Kaybolup gidince güzelliklerim. Uyanmalı insanım coşup taşmalı güzelliklere doğru. Erdemdir, güzelliktir, estetiktir doğruluktur bu kentte umutla beklenen... Hani nerde o sporcular ve spora önem veren yöneticiler? Bu kent çok değişti çok.