KIRK AMBAR
Abbas Yolcu
ayenihaber@hotmail.com
“NALINA DA VUR...”
İslâm âlimlerinin büyüklerinden sayılan Ebu Mansur Abdu’l-kahir el-Bağdadî’nin el-Fark beyne’l- Firak (Mezhepler Arasındaki Farklar) adlı eserinde Bâtınîyye denilen mezhep mensupları hakkında şu ifâdelerin yer aldığı kaynaklarda belirtilmektedir:
“Kur’an’ın vahyî temellerinden ayrılarak kendisine farklı bir yol açan bu mezhep kurucuları, kendi fikirlerini benimseyenler için, kız çocuklar ve kız kardeşlerle evlenmeyi, içki içmeyi ve bütün zevk verici diğer şeyleri mubah saymışlardır.”
“Bâtıniyye hareketinin asıl amacının ise, Dehriyye/ Materyalizm’in ilke ve düşüncelerini yaymak, dinin haram kabul ettiklerini helâl kılmak ve ibadetleri terk etmek suretiyle yok etmek olarak özetleyebiliriz.”
Bâtınîlerin ibahadan saydığı içki içmek fiilinin haram olmadığını, dolayısıyla Bâtınîlerle aynı kanaati paylaşan çağdaş bir din âlimi, azgın eşekler ülkesinde huruc etmiş bulunuyor, hamdolsun.
İyi bir besiden geçirilmiş olduğu karın bölgesinde biriktirdiği yağlardan anlaşılan ve konuşurken sesi boğazından hırıltılarla çıkan, bir zamanların sol söylemci eylemcisi, ilgi duyduğu din alanında keyfince fetvalar vermeye devam etmektedir. O da tıpkı selefleri olan Bâtınîler gibi içki içmenin haram sayılamayacağını beyân buyurmuştur. (Şâyet bu beyânı onun adına birileri uydurmamışsa.)
Rivâyetlere göre şöyle ünlemiş, sol söylemci eylemci:
“İçki içmek değil, sarhoş olmak haramdır. İçki içmek çevreye zarar verilmedikçe bireysel bir olaydır, karışılamaz ama ya öldürmek, çalmak?”
Acaba içki içmenin haram olduğunu söyleyenler, öldürme ve çalmanın helâlliğinden mi söz etmişlerdir? Ki konuşurken boğazından hırıltılar çıkan bozkır köylüsü, böyle bir ifâdede bulunmuştur, şeklinde sorular sormaktan kurtulamıyor insanın zihni.
Azgın eşekler ülkesinin devr-i dilârâsında bu kadar çok din fetvâcısının hemen hemen aynı zaman diliminde ortaya çıkması, yığınların dindarlaştığının mı göstergesi oluyor yoksa dindarlık adı altında dinin içinin boşaltılması gibi bir projenin mi?
Hazret-i Âdem’e baba bulmak, onun çocuklarından kız olanlarına koca bulmak, kutuplarda aydınlık olmayan gündüzlerin keşfedilmesi, Hazret-i Meryem’in Hazret-i İsa’yı ne şekilde peydahladığının bilimsel olarak araştırılması, Hazreti Meryem’in hermafrodit oluşunun tıp literatürüne geçirilmesi, deve sidiğinde gizli olan şifâlar gibi gündeme getirilerek tartışılan mes’elelerin ne mala ne davara faydasının olmadığı herhalde anlaşılmıştır.
Zira sol söylemci eylemcinin, mağara adamı kılıklı din profesörünün, çizgi bıyıklı sığırtmacın, Arapça bilmeyen Kur’an-ı Kerîm allâmesinin, entelektüelin dediği gibi sürekli “orgazm fetvâları veren hacıyatmaz”ın içinde yaşadığı, üstüne üstlük onların hemen tamamına yakınının ücretlerinin kerhâne, meyhâne ve kumarhane işletmeciliğinden ve faizden elde edilen gelirlerden ödendiği toplulukta anlatılanların en küçük bir ahlâkî kıpırdanmaya yol açmadığı da anlaşılmış bulunuyor.
Sol söylemci eylemci, dini kapitalist bir dünya görüşüne uydurarak, kendilerine dünyalık te’min edenlere tepki gösterirken haklı sayılabilir.
Onlara tepki göstermek her namuslu insanın boynunun borcudur, aynı zamanda.
Ancak, dinin temel inanç ve ibadet esaslarını mıncıklamanın din açısından tutarlı bir tarafı bulunmamaktadır. Herhalde…
Sol söylemci eylemci, islâm dini ile diyalektik materyalizmi eşitleme çabası güdüyorsa, bu mes’ele ayrıca ortaya konulabilir, görüşülebilir ve tartışılabilir ve neticede dinin Kur’an-ı Kerim’de belirtildiği üzere “esâtiru’l-evvelîn” olduğunda karar kılınır, arz üzerinde insanlığın belini büken felaketlerden ancak ve sadece diyalektik materyalizmin verileri ile felâh bulunulacağı iddia edilir, böylece tartışma sonlandırılır. Sonra herkes kendi yoluna döner ve işine bakar.
Özetle hem nalına hem mıhına vurulmaz.
Az içki içmek haram değildir, namaz bazen iki vakittir, bazen yedi vakittir, oruç tutmak ibadet değil, ritüeldir gibi söylemlerle bir yere varılamaz.
Sonra adama derler ki:
“Köylüsün sen, köylü kal. Yayık ayranı iç, kendine gel. Arada bir dürüm ye, uyurken horlamamak için aile hekiminle görüş, ama boyunu aşan davâlara hiç girme ki mutluluklar seninle olsun.”