Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 29.08.2017 09:39 Güncelleme: 29.08.2017 09:39

NELER OLDU, NELER OLUYOR, NELER OLACAK BİZE ?..


KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

NELER OLDU, NELER OLUYOR,

NELER  OLACAK  BİZE ?..

Bir zamanlar Karadeniz Bölgesi’nin incisi sayılırdı bizim kentimiz. Bizler ise bu kentin afacan, üretken ve düşünen güzel çocuklarıydık bir zaman.  El ele tutmasını,  kol kola girmesini çok severdik.  Havasına, suyuna, toprağına, gazeline, dağına, taşına, denizine, yaylasına, hepsinden önemlisi insanına âşıktık bu kentin. Yıllarca sürdü bu sevdamız.

Bu güzel coğrafyanın nimetleriyle büyüdük, havasını soluduk. Bereketli topraklarında yetişen onlarca sebzesiyle besledik çevre il ve ilçeleri.  Tatlı sevdalar yaşadık sokaklarında sıkılarak. Zaman geldi Nisan yağmurları gibi yağdık çimenlerine, yaylalarına, masmavi denizine. Zaman geldi güz gülleri açtı bahçelerimizde. Bir alaturka hüzün dolaştı caddelerimizde.

Seneler çok çabuk geçiyor, farkında mısınız? Geçen yıllar hızlı değiştirdi bu kenti. Karamsarlık türküleri dillerimizde... Arabesk bir gürültü sahillerde. Hiç de alışık olmadığımız sesler sokaklarda. Yadırgadığımız tutum ve davranışlar. Görüyoruz ve susuyoruz. Yollar kayıyor ayağımızın altından. Sessizliğin sesi içinde, gönlü mazinin muhteşem kültürü ile birkaç yalnız adam. Sanki insanlar birbirine yabancı. Sanki kirpiklerimizde nem var gibi. Yıllarca mutluluk rüzgârıyla gülen gözlerde, şimdi cevabı henüz bulunamamış bir düşünce...

“Gelecek nasıl olacak ki?”, “Bunca işsiz genç ne yapacak ki?”, “Tiner, uyuşturucu, zehir batağından bu gençlik nasıl kurtulacak ki?”, “Bu doğa harikası kent betonlara nasıl yenildi ki?”, “Bu trafik nasıl düzenlenecek ki?”

Bu ve buna benzer sorular karşısında bu kentin sevdalıları yorgun ve durgun otururlar bir köşede. Çare ayda bir yapılacak toplantılar ve alınan ama asla uygulanmayan kararlar.

Acaba çok mu şımartılmıştı o muhteşem zamanda insanlar? Yoksa gelecek kurgusu yapanların mı vurdumduymazlığı ile oluşmuştu bu durum? Artık bunları sorgulamanın zamanı geçti. O zamanda hiç farkedilmemişti, geçmişte muhteşem izi olanlar. Ama bu kentin bir misyonu vardı. Adı “güzellik, iyilik, ahlak, erdem ve doğruluk, estetik.” Bu misyonu yeni vizyonla yarınlara taşımalıyız. Ama bakıyorum ağzımdan “heyhat” gibi bir söz çıkmak üzere. Bakıyorum ihmal edilmiş kentsel düşünce. Bireyler küçük çıkarlar peşinde.

Çözüm kent sevgisi, modern kentçilik anlayışı, estetik kaygısı ve yaşanabilir bir kent anlayışından geçer. Birliktelikten geçer. Zaman zaman bu hamle içinde olmak istemiştir bu kent ama tam başarıyı yakalayamamıştır. Çıkarcı guruplar öne çıkmış, engel olmuşlardır kent çıkarı düşüncelere. Çevrenize bakarsanız birçok örnek görebilirsiniz. Mesela trafik, mesela gürültü kirliliği, mesela yapılaşma, mesela arsa rantı, mesela tarımsal alanların imara açılması...

Mesela şehir içine yapılmış, şimdi atıl duran hastane binası. Kimin aklıydı o binayı oraya dikerek, yeşili yok etmek? Karşı çıkanlara ne demişti o zaman bazı insanlar? Bir düşünsünler. Ama yok, düşünmezler hatta şimdi yalan bile söylerler.  Zübeyde Hanım Ana Okulu neden kapatıldı, amaç ne soran var mı ki?

Neden bunları yazıyorum. Çünkü ben geçmiş güzellikleri gören bir kişi olarak bu kentin ivme kaybettiğini, yavaş yavaş estetiğini yitirdiğini görüyorum. Ayrıca bir nedeni de yeni siyasal yapılanmalar başladığında veya yerel seçimler yaklaştığında kent yönetimine talip olanlar arasında başlayan bir çamur atma yarışı. İşini doğru yapanları karalama girişimleri. Bu kentin özüyle değil rantıyla meşgul olma düşünceleri. “O böyle, bu böyle, tek doğru benim, bana faydalı olacak mı göreve gelecek kişi.” Ama asıl olması gereken bu kent için kenetlenmek ve bu kenti insanıyla beraber yüceltmek.

Bu kenttin lobisi yok. Ama Türkiye’de lobicilik faaliyeti önemseniyor. Lobisi olanın bürokratı çok oluyor, siyasal gücü oluyor, bakanı oluyor. Bütçeden gerekli payı alıyor, yatırımları hızlandırıyor. Kentimde yılların hastalığı birileri bizi dışarıdan idare etsin. Herkes kendi çıkarı peşinde, sen olma ben olayım sevdasında. Ama dağarcığında bu kentle ilgili toplumsal bir değer yok. Varsa yoksa kesesi... Bu nedenle duyulmuyor güzel düşünen insanların sesi.

Dün “Fetö’ye” alkış tutanlar, bu gün maskelenmiş bir yerlere yamanma peşinde. Alın şu kentimizde iki yıl üst üste yapılan sözde Türkçe Olimpiyatları’ndaki resimleri, bakın hele kimleri görürsünüz, kimler sponsordu onlara. Dünün vahşi kaplanları bugün sütünü dökmüş birer kedi. Kurt kuzu postunda, ya yönetimlere girme gayretinde veya yerel yönetici olma peşinde. Ayrıca aynı tipler dün bu kentin değerleriyle alay edenler ve insanlarını harcayanlarla, bu kentli olmayan insanlarla kolkolaydılar. Hatta bir tanesi bu kentin Belediye Başkanı’na bile dil uzatabildi. Haddini aştı ama kimse bir şey söylemedi. Eller, bu kent alanlarında cirit attılar kimseler görmedi veya görmek istemedi. Bir başka rol peşinde insanlar.

Sorun çok. Yapılması gereken bundan sonra bu kent için bir olmak. Güzel işler yapmak. İnsanlarına sahip çıkmak. Siyasi düşüncesi ne olursa olsun, bu kent için güzel işler düşünüyorsa düşüncesine saygı duymak. İnsanları iyi tanımak ve geçmişlerini iyi araştırarak görev vermek.

Yerel seçimler yaklaştıkça ve siyasi partiler yeni yönetimlerini oluştururkenbukent insanını bir birine düşürmemeli.  Kent için kenetlenmeli, çıkar düşünmeden. Birbirinin ayağını çekme hastalığından kurtulmalıyız zaman geçmeden.

Ey güzel kentim. Sen benim vazgeçilmez belalı başımsın. Dertlerin benim derdim. Benim ruhumda sönmeyen eski bir şarkısın. Sen benim gönlümde o letafetinle kalacaksın. Birliğin, düzenin ve sevginle büyüyeceksin. Yeter ki bir daha oyuna gelmeyelim ve kentimiz için çarpsın yüreklerimiz. Şimdilik bizimkisi bir alaturka hüzün. Unutulmuşluğun, ihmal edilişin ve sevgisizliğin. Olan oldu, olanlar oluyor, bir de yarın var. Yarın için güzel hayaller kurun, güzelleştirin, sevin, büyütün, kenetlenin, insanını ve doğasını koruyun bu kentin. El oyunlarına gelmeyin. Hiç değilse ben gözlerimi yummadan bir Bakan çıktığını göreyim bu kentten. Benim kentim güzel düşünen, güzel duyan insanları sever.

Tüm okuyucuların 26 Ağustos Zafer Günü’nü, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı ve Mübarek Kurban Bayramlarını kutlar; sağlıklı, milli birlik içinde güzel bayramlar dilerim.