Abbas YOLCU

Tarih: 22.08.2017 10:29 Güncelleme: 22.08.2017 10:29

“MENDİLİNDE GÜL OYA”


KIRK AMBAR

Abbas Yolcu

ayenihaber@hotmail.com

 

MENDİLİNDE GÜL OYA”

Ceketinin yaka cebindeki bordo renkli mendili ile poz veren “bir zamanların kartalı”, ilgisinin bulunmadığı din alanına girerek fetvalar ve hükümler veriyor. Bundan dolayı eskiden de olduğu gibi asla ve kat’a utanç duymuyor.

Bu ahı gitmiş vahı kalmış bunak, kendisi için kurduğu veya kurguladığı anlayışın mutlak doğruluğuna iman etmiş bulunuyor. Ve bütün değer hükümlerini kendi kurgusu olan anlayışa dayandırıyor. O anlayış içinde sadece siyah ve beyaz renkler bulunuyor. O da muarızları gibi aykırı düşüncelere tahammülü olmayan bir ortaçağ kalıntısı.

Gazetenin birinde yazdığı yazıda hayranı olduğu bir şahsın dinle ilgili bilgilerini paylaşarak demiş ki: 

“... Yine ayrıca yüce Kur’an’ın sureler, (sûreleri demek istemiş olabilir) Allah’tan bir, iki, üç, dört, beş, yüz on dört gibi gelmiş iken bu sıra beş, seksen yedi, seksen dokuz, doksan iki, yüz on iki, elli beş... olarak değiştirilmiş, böylece yüce Kur’an anlaşılması çok zor bir hale gelmiştir.”

Değiştiren kim, nasıl değişmiş? Onu izah etmiyor.

Ve devamla diyor ki ahir zaman bunağının hayran kaldığı şahıs:

“Bir de buna fakir, fukara, kimsesiz, yetim ve miskine yardım, destek, eğitim kurumları açılması, yaşatılması ve vergi vermek gibi manâlara gelen salata da (muhtemelen salata değil, salât demek istemiştir) namaz denilmekle Kur’an’ın çok kolay olan anlaşılması, neredeyse hiç anlaşılmaz hale getirilmiştir.”

Herhalde bütün bunları peygamber adı verilen kişi yapmış olsa gerektir.

Bu çağdaş olduğu iddiasındaki kafa, azgın eşekler ülkesinde iyi kötü itibar gören bir kafadır.

Ama kitap başka bir şey diyor: “ Her hangi bir batı ülkesinde olsa bu kişiyi tımarhaneye tıkarlardı.”

Her neyse...

Pembe suratlı bunak,  kitaptan alıntılarına hızını alamadan şöyle devam etmiştir:

“Meselâ Kur’an’da ilk beş sureyi bilmeden Allah’ın Hz. Muhammed’e neden ve nasıl görev verdiğinin faziletini anlayamazsınız, yine meselâ en az beş bin sure okumadan Bakara ve Al-i İmran surelerini anlayamazsınız, münhasıran Kur’an’ı anlayamazsınız, oysaki şu anda Fatiha’dan hemen sonra Bakara ve Al-i İmran sureleri gibi uzun ve zor sureler, resmi Kur’an’ın hemen başına konulmuş, Kur’an’ın Allah tarafından indirildiği sırası, tertil ve düzeni bozulmuştur. En basit bir düşünce ile siz Allah’tan iyi mi bileceksiniz ki Kur’an’da surelerin sırasını değiştirirsiniz. İşte bu nedenle mutlaka iniş sırasına göre dizayn edilmiş Kur’an okunmalıdır. Eğer Kur’an’ı Fatiha’dan başlayan resmi Kur’an ile kırk kere okusanız tam anlamanız mümkün değildir…”

Ahir zaman bunağının alıntı yaptığı şahsın kim olduğuna gelince:

Kaynaklara göre bilimsel(!) olarak dinle diyanetle pek ilgisi olmayan, hattâ meslek olarak da din ilimleri adı verilen bilgi yığınlarından nasibini almamış, yani din tahsili yapmamış,  teknik alanda çalışan veya çalışmış bir köylü.

O halde onun anlattığı hikâyeler kayda değer midir?

Değildir.

Asıl kayda değer olan, azgın eşekler ülkesinde uzun yıllar boyunca el üstünde tutulmuş, kendisine önemli roller verilmiş, hesapta saygı değer bir bunağın, tarih boyunca hiçbir felsefenin açamadığı din adı verilen “paslı kilidi”, bir köylünün dilinden dökülenlerle izaha kalkışmasının vahametidir.

Hâlbuki ceketinin yaka cebindeki bordo mendili ile matbuat piyasasında arz-ı endam eden pembe suratlı bunak, o yaştan sonra terliklerini giyip, evinde oturarak televizyonda hayvanlar âlemi ile ilgili belgeselleri takip edip, aklının asla eremeyeceği işlere karışmasa hem kendisi hem inciler döktürdüğü gazete adına daha hayırlı bir eylemde bulunmuş olurdu.