Abbas YOLCU

Tarih: 04.01.2017 11:20 Güncelleme: 04.01.2017 11:20

DEMLİ ÇAY


DEMLİ ÇAY

Yusuf HOCAOĞLU

hocaogluyusuf@hotmail.com

 

 

İBN-İ HALDUN GERÇEĞİ

İbni-i Haldun büyük bir gerçekliktir. Medeniyetimizin ilerlemesi için üzerinde durulması, düşünülmesi ve geliştirilmesi gereken muazzam bir gerçekliktir. Cemil Meriç’in dediği gibi, “İbn-i Haldun ortaçağın karanlık gecesinde muhteşem ve münzevi bir yıldız; ne öncüsü var ne devamcısı.”, Eseri mukaddime ise, “girdapları, mağaraları, zirveleriyle çağları aydınlatan bir fecir”dir.

Peki, İbn-i Haldun kimdir ve bizlere eserinde nelerden bahsetmiştir?

Özetle ifade etmek gerekirse; İbn-i Haldun 27 Mayıs 1332 yılında Tunus’ta dünyaya gelmiş, modern historiyografi, sosyoloji ve iktisadın öncülerinden kabul edilen yaşadığı yüzyılın İslam düşünürü, devlet adamı ve tarihçisi kabul edilir.

İbn-i Haldun’un bizim coğrafyamızda tesiri ne oldu sorusuna, Osmanlının tarih anlayışını derinden etkilemiştir diyebiliriz. Başta Kâtip Çelebi, Naima ve Ahmet Cevdet Paşa olmak üzere Osmanlı tarihçileri Osmanlı Devleti'nin yükseliş ve çöküşünü pek çok defa onun teorileriyle analiz etti. 19. yüzyıldan itibaren ise Avrupalı tarihçiler tarafından keşfedildi ve eserleri büyük takdir gördü.

İbn-i Haldunun eserleri sosyolojik açıdan çok önemlidir. Özellikle mukaddime ve Kitabu’l İber Avrupalı birçok sosyoloğu derinden etkilemiştir. Bugün Avrupa’nın sisteminde İbn-i Haldun’u ve onun tezlerini görmek mümkündür.

Bu tezler ve kuramlardan birkaçını şu şekilde özetlersek;

Devlet kuramı: İbn-i Haldun, toplum ile devleti ayrı ayrı varlıklar olarak ele alır. Toplum, insanların doğa ile mücadelelerinde birbirlerine ihtiyaç duymalarından dolayı bir araya gelmelerinden oluşurken, devlet insanı hemcinslerinin saldırıları ve zulmünden korumak için oluşturulan bir şeydir. İnsanlar hemcinslerinin tacizinden korunabilmek için bir yasakçıya ihtiyaç duyar ve onun otoritesine boyun eğerler. Devlet de toplum gibi doğal bir şeydir, tüm insan topluluklarını kapsar, ancak bu ne Tanrı buyruğudur ne de tek tanrılı dinlere özgü bir durumdur. Ehl-i kitap olmayan kavimlerin de çok sayıda devlet kurduğunu, hatta bunların sayısının Ehl-i Kitap olanlardan çok daha fazla olduğunu söyler. Ona göre, peygamberlik ile hükümdarlık arasında hiçbir mantıki ve zorunlu ilişki yoktur.

İnsan aklı: İnsan düşüncesinin çeşitli dereceleri vardır. İlk derece “temyizi akıl”dır. İnsan bu akıl sayesinde kendisini tehlikelerden korur, para kazanır ve yaşamını sürdürür. İkinci derece “tecrübi akıl”dır. Toplum içerisinde ilişkiler kurma, toplumsal kuralları oluşturma bu akıl sayesinde gerçekleşir. Üçüncü derece ise “nazari akıl”dır ve “varlık”ı olduğu gibi tüm özellikleriyle bu akıl kavrayabilir.

Son söz yine İbn-i Haldun’dan olsun: “Coğrafya kaderdir.”

Daha güçlü bir devlet umudu ve ümidiyle,

Selam ve muhabbetle...