Abbas YOLCU

Tarih: 31.12.2016 16:35 Güncelleme: 31.12.2016 16:35

KIRK AMBAR


KIRK AMBAR

Abbas Yolcu

ayenihaber@hotmail.com

 

ZÜLÜFLÜ OĞLAN

Bozkırın Tezenesi,”Zülüf dökülmüş yüze aman aman/ Kaşlar yakışmış göze aman aman” diyordu,  kendisine ait olduğu bir türkü ile.

Tıpkı saçlı oğlanın zülüflerinin yüzüne döküldüğü gibi.

Ve saçlı oğlanın öteye beriye saldıran bir yiğit olduğu da bilinmektedir… Yiğit olması, doğduğu ve büyüdüğü coğrafya ile ilgili olabilir. Nitekim onun doğduğu ve büyüdüğü arazi, oldukça engebeli dağlık bir bölge olup,  bir kısmı ormanlarla kaplıdır.

Saçlı oğlan, hasbe’l-kader ancak bir miktar da kendi çabalarıyla içinde yaşadığı toplulukta kendisine mühim bir yer ayarlayabilmiş, kendisinin beğenmediği kurulu düzenin imkânlarından azamî derecede faydalanmış bir taşralıdır.

Şark kurnazlığı da böyle olmayı gerektirmektedir.

Yemek yediği kaba dışkılamak, ama dışkıladıktan sonra aynı kapta yemek yemeye devam etmek ancak ve sadece bir Asyalıya muvafık davranış biçimlerinden bir tanesidir.

Çünkü Asyalı veya şark kurnazı, câhilleştirilmiş yığınlar içinde kimliksiz, kişiliksiz, yeni deyimi ile omurgasız, asefal canlı türünü oluşturmaktadır.

Gücün ve güçlünün yanında yer almak, sahibinin sesi olmak varoluşunun temel felsefesi olmak zorundadır, saçlı oğlanın ve benzerlerinin. Başka türlü ayakta durmaları, karınlarını doyurmaları, temel ihtiyaçlarını gidermeleri mümkün değildir.

Saçlı oğlan ve benzerleri, her hangi bir batı ülkesinde yaşamış olsaydılar, onlara ayakkabılarını boyatacak kimseyi bulamazlardı. Ama içinde yaşadıkları câhil bırakılmış ve inatla câhil bırakılmaya devam ettirilen topluluklarda kendilerine plazalarda oturma imkânları sunulmaktadır. Elbette karşılığını ödetmek şartıyla gücü ellerinde bulunduranlar, kemik karşılığında saçlı oğlan ve benzerlerini düşman saydıkları kişilerin üzerine saldırtmakta bir sakınca görmemektedirler.

Saçlı oğlan, yıllar boyunca dost bellediklerini efendilerine yaranabilmek adına birdenbire düşman sayabilecek kadar dönek olmasını ve bu dönekliğinden utanç duymamasını yine içinde yaşadığı topluluğun fertlerinin aynı tıynete sahip bulunmasına bağlamak gerekmektedir.

Saçlı oğlanın yaşadığı ve inatla câhilleşmeye ma’ruz bırakılmış ve asla cehâletten kurtulamayacak olan topluluğun fertleri, ilkel kabile dini haline bilerek ve isteyerek çevrilmiş bulunan dinlerine sıkıca yapıştırılarak hak ile bâtıla kolayca yer değiştirtebilmektedirler. 

Yani bahsi geçen topluluklarda din, bir ticâret metaıdır.

Sahibinin sesi olan ve finodan zağara kadar boy boy, cins cins, renk renk köpek sürüsü,  dini kendi şahsî emellerine âlet eden efendilerinin arzuları ve yönlendirmeleri doğrultusunda aport dediklerine hırlamakta ve dişlerini göstermekte ve hatta ısırmakta birbirleriyle yarışır hale gelmektedirler.

Saçlı oğlanın yiğitliği de mutluluğu da efendilerine olan merbutiyetinden kaynaklanmaktadır.

Ancak aynı saçlı oğlan, gün gelir de hizmetinde bulunduğu efendilerinin acziyetleri ortaya çıkarsa,  romancının dediği gibi “ossaat”, efendilerini dönüp ısırmakta bir sakınca görmeyecek, akabinde kendisine güç sahibi yeni efendiler edinecektir.

Rivâyet edildiğine göre “Il Principe”ın yazarı, asırlarca önce kitabın belirttiğine göre “insanın içini açıp, bütün zembereklerini ortaya koymuş” bir adam olarak tarihe geçmiştir.

Din, bir manâsıyla güce tapmaktır.

Din, bir gücün karşısında ya gönülden gelerek veya zoraki boyun eğmektir.

Din, kaba sakallı iktisatçı ve felsefecinin de bahsettiği gibi “ felâketlerin belini büktüğü insanın iç çekişidir.”Yani, kendi güçsüzlüğünü fark etmek ve güce sahip olandan himmet dilemektir.

Saçlı oğlan, bulunduğu konumu ile içinde yaşadığı toplulukta yalnız değildir. Yığınlar, yine kitabın bahsettiği üzere “uğrunda çarmıha gerildiği yığınlar tarafından taşlanırlar”. İnsan adı verilen mahlûkun aynı zamanda tıynetidir bu.

Buna binaen filozof da demiş ki:

 “...Ölüm, yaşamı bir bütünlük, bir birlik haline getirir; ikinci olarak, ancak ölüm yaşama anlam verir. Ölüm olmasaydı hiçbir şeye başlayamazdık. Ama ölümün ne zaman geleceğini bilmiyoruz. Her an gelebileceği için yaşamın anlamı her an gerçekleştirilmelidir. Herkes ölecektir, bunu herkes bilir. Ama insan ölüm korkusunu günlük işler arasında uzaklaştırmaya çalışır. Aslında bütün bunlar kendi ölümü karşısında korkakça bir kaçmadır. Ama kendi ölümünü göz önünde tutan ve yine de sağlam kalan kendini sağlam tutan, kendi varoluşuna doğru açılabilir.”