Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 27.12.2016 19:17 Güncelleme: 27.12.2016 19:17

KÖŞE BUCAK


KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

GELECEKTE NASIL SÖYLENECEK BU KENT?

Yüzyıllar sonra bu kenti nasıl yazacak tarihçiler? Bu kent nasıl hazırlanıyor geleceğe? Hepsinden önemlisi nasıl anlatılacak bu kentin insanları? Tarihe kaç kişi iz bırakacak? Kent bilinci nasıl söylenecek? Spor, ekonomi, eğitim, sanat, tarım, deniz, dağ, yayla, orman, dere, ova, nasıl betimlenecek yüz yıllar sonra? Ya şarkılar, türküler? Horon olacak mı o yıllarda? Emek hakkında yazılacak mı şiirler? Yoksullara el uzatanları, aptalları, delileri, zengini, üreteni nasıl yorumlayacak yorumcular? Zorbaları, hak yiyenleri yazacak mı kitaplar? Güçlüyü, kuvvetliyi, bilgeyi, bilgisizi, kadını kızı, anneyi, nineyi, nasıl görecek, nasıl bilecek o zamanda insanlar? Bu kenti anlatacak mı masallar?

Bu soruları hafta sonu kendi kendime sordum. Benliğimi hor gören, ruhumu kirleten her şeyi çıkarıp attım üzerimden. Bu gözler, bu kollar, bu ayaklar bir başka baktı bu kente. Açtım kollarımı ve kucakladım kentimi artısı ve eksisiyle. Yazmak istedim duyduklarımı, resmettim gördüklerimi, gözledim kalabalıkları, ne işe yaradıklarını bilemediğim insanlara baktım şöyle bir... Binalarımızı düşündüm, dış görünüşlerine baktım ve sonra söylendim kendi kendime... Sahi bu kentte mimar var mı? Adetlere, geleneklere, geleneksel oyunlara baktım. Aklıma nakşetmiş olan firar, topaç çevirme, patlangoç, çelik çomak, sivisivi, ceviz, misket, çember çevirme oyunlarını bugün göremedim sokakta. Hatta bahar gelmişti. Gökyüzü bomboş. Hani nerede hartamalılar ve sıçan uçurtmaları... Kaç kişi şimdi biliyor renkli kâğıtlardan uçurtma yapmayı? Elde akıllı mı akılsız mı bilemediğim telefonlar. Kaydır kaydır sanal oyunlar. Çoğunda savaş ve ölüm var.

Birden gözümün önünden geçti kadınlar. Emekçiler... Tütün dikenler, ağaçların tepesinde yaprak kesenler, bel belleyenler, su değirmene zahire götürenler, elleri kuşaklarında sığır bekleyenler, odunları sırtlarında taşıyanlar, yayık çalkayanlar, sırtlarında uşakları, patates dikenler, tütün dizenler... Salamura, zirigtar, yufka tavası, hamsili ekmek ve pilav yapanlar,  tütün seçenler, Başarana denk taşıyanlar. Ud çalanlar, şarkı söyleyenler, at sırtında yazlığa yaylaya çıkanlar. Bu kent ne değerler kazandı sizlerin ellerinden. Yine onlar tutuyor çocukların elinden. Onlar daha güzel anlıyor bu kentin dilinden.

Yüzyıllar sonra bu kentin resmini yaparken, dertlerini yazarken çok şey deyin ama asla duygusuz bir kentti söylemeyin. Hatamızdı dikey kentleşme, yatay kentleşme dururken. Ama şimdi duygularımızla anlıyoruz hatamızı ayağımız toprağa değmezken.

Yüzyıl sonra kaç resim kalır elde bilemem yarısı, yırtık. Bu kentin en eski resimleri mutlaka ahlar ve vahlar içinde asılacaktır duvarlara. Belki de bu kentin güzel insanları süsleyecektir müzeleri. Hem yılları hem de yaptıklarıyla.

Mesela siyasette A. İhsan Birinci, A. Şakir Ağanoğlu, Kemal Cevher, H. Kadri Eyüpoğlu, Ali Kemal Başaran, Hayrettin Gurbetli.

Sporculardan Yaşar Mumcu, Nail Kokanalı, Ender Yığcı, Kâşif Töre, Kadir Özcan, Ali Kemal Özcan, Baykal Kazancı, Arif Özcan, Çolak İbrahim, Sobacı Orhan, Yavuz Şahin ve daha niceleri.

Nüktedanlar, Hüseyin Armutçu, Ali Yaşar Karan, Mehmet Mısır, Bekir, Ayakkabıcı Remzi Sivri, spor adamları Hüseyin Reis, Cavit Doksanbir, Kazım Kolot, Aslan Kalıntaş, M. Selami Yardım, Hasan Çavuşoğlu, Hacı Emin Hacımusaoğlu.

Yazarlar, Muzaffer Lermioğlu, Cemal Azmi Tellioğlu, Haydar Kenan Gedikoğlu, Hasan İzzettin Dinamo, Kadir Mısıroğlu, Yaşar Miraç ve daha birçok isim.

Belediye Başkanları Abdurrahman Sezgin, Emin Serdar, Cavit Doksanbir, Hacı Emin Hacımusaoğlu, Şefik Türkmen.

Hayır severler Selami Yardım, A. Fazıl Ağanoğlu, Murat Köse...

Eğitimciler Kemal Dilaver, Zekeriya Kaynar, Muhlis Kazancı, Osman Özlü, Nizam Dilaver, M. Celal İnal, Necati Bağdat, İsmet Sümer, Neşat Çakır, Ömer Balcı, Muzaffer Pulatkan, Mustafa Bahadır ve daha nice nice güzel insan.

Ya kentin ileri gelenleri... Say say bitmez.

Şarkıları, türküleri, horoncuları, köftecileri vardı. Kimi zaman neşeli, kimi zaman düşünceli. Hastaların dilinden anlayan doktorları vardı. Abdurrahman, Sağır Doktor, Esma Doktor, Turan Doktor, Kemal Enis Tarhan Doktor, Mahmut Doktor, İsmet Doktor. Hastayı iyi edemeyince üzülürlerdi.

Sahilde ele ele kol kola dolaşan gençler vardı. Omuz omuz yaşarlardı. Işığı yüzlerindeydi kardeşliğin ve dostluğun.

Göremiyorum şimdi, nasıl yazacak bu kenti yüzyıllar sonra tarih?  Ama uzaklardan gördüğüm ve seyrettiğim ve yürekten duyduğum, kaybolan eski kenti, bu haliyle de arayacak o gelecekte ki tarih. Ben kentin insana göre eğrisi doğrusu olamaz derim. Kentin sevenleri orada yaşayanlar olmalı. Yoksa bir kent bir iki kişi ile sevilecek bir kent olamaz. Gelecek yüzyıllara da güzellikler taşıyamaz. Nitekim geçmişin güzellikleri bugünümüze taşınmadığı gibi...

Bu kenti hep beraber güzel kent yapabiliriz. Yapayalnız bu kenti içten sevsen ne yazar diye söylüyor akşamın yıldızları. Bu kenti sevmeli korumalı ve geleceğe, gelecek kuşaklara güzellikleriyletaşımalıyız diye haykırıyor Orta Mahalle. Bu kenti yalansız sevmeli ve güzelliklere gölge olanlara içten dur demeliyiz. Yoksa kenti içinden olan bizi de yargılayacaktır tarih.

Şimdi ne yapacağız? Gerçekleri görerek sahip çıkacağız ve söyleyeceğiz. Ben yokum deme... Sen yoksan kentin de yoktur. Sen zeytin ağaçlarına sor bu kentin gerçeklerini. Hem dayanıklı hem de uzum ömürlü zeytin ağaçları söylemek için bir şeyleri açıvermiştir dallarını sana doğru. Sen yoksan sana iyi geceler.

Çirkinlikler,  çizgiler, çöplükler içinde zordur yaşamak gençler. Bırakın tertemiz kalsın duvarlar, sahiller, denizler. Ne kininiz var yerde açan çiçekten, dalda öten kuştan, alt geçitten, üst geçitten, ağaçtan?  Mecbur musunuz karalamaya, yaralamaya ve kirletmeye. Medeni olmak diye bir söz var dilimizde.  O duvarların, okulda sıraların, yaylada ağaçların, piknikte kırların hali ne? Çöp çöp sepetine atılır, tiyatroda konuşulmaz, ıslık çalınmaz, sokakta aşırı bağırılmaz, gürültü yapılmaz. Saygınız olsun kentinize ve güzel yazsın yüzyıllar sonra tarih. Bu kent hepimizin bu kenti kent gibi görmeliyiz her kesimden insanlar, yönetenler ve yönetilenler. Hepsinden önemlisi ben bir bireyim diye bilenler. Sorumluluklarını bilenler.