Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 09.05.2023 11:30 Güncelleme: 09.05.2023 11:30

ASIL MESELEYİ UNUTUYORSUNUZ


KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

Varlığın ve yokluğun çok konuşulduğu bugünlerde bakıyorum bölgemizin, bana göre, çok önemli bir sorunu unutulmuş. Biraz sonra bahsedeceğim mesele yıllanmış şarap gibi duruyor hâlâ o yerlerde. O kadar birikti ki olduğu yerde, artık kokuları yayılmaya başladı çevreye.

Bugünlerde Karadeniz'e yolu düşenler iki gruba ayrılır.

Bunlardan bir grup beş yılda bir gelir, bölgenin sosyal ve kültürel gelişmesinden bahseder. “Şehirlerin tarihi potansiyelini değerlendirelim” der. Rize'de, Trabzon'da, Giresun’da, Ordu’da ve Samsun'da özgün mimarinin korunacağını da söylerler. Çevreye dikkat çeker, kentlerin yüksek binalara ve beton yığınlarına yenilmesini doğru bulmaz, dağ ve yayla turizminden bahsederler. Hatta peşi sıra yapacaklarını bir bir sayarak yol der, tren der, deniz ulaşımını söyler, metro derler. Bazıları da soğan ve sarımsaktan bahsederek pazar der, “domates biber patlıcan” şarkısını söylerler. Bazıları “vatan ve millet” sevdasını gündeme getirirler. Yani kendilerince fikirler ve pembe tablolar çizerler. Amaç belli: “Onu alma, beni al.” Ya da “Oraya gitme, bize gel.”

Her beş yılda bir buna benzer bol vaatli oyunlar. Devamı gelmez, unutulur gidilir, herkes kendi bildiği veya işine geldiği şekilde kurgular düzenini.

 İkinci grup ise bu coğrafyada yeşili ile maviyi sever, Karadeniz'i doğa harikası olarak görür. Bu bölgede yaşayan insanların karakterini doğadan aldığına inanır ve bu sıcak içten insanları görmeye gelir. Samsun'dan başlar, Sarp Sınır Kapısı’na kadar yol alır.  Ordu ve Giresun'da fındık bahçelerine hayran hayran bakar. Trabzon ve Rize'de en güzel çay  bahçelerinde resim çeker.

 Ama en çok Karadeniz'in dağlarına, sisine ve yaylalarına hayran kalır. Belki de yer yer yok edilen ormanları, kirletilen suları, yaylaları çirkin kılan beton evleri görünce üzülür, içinden bizim duymak istemediğimiz sözleri söyler. Ama onlar da bu bölgeye gezmeye gelirken bilirler ki Karadeniz'de yeşil ile mavinin uyumu yanında çok değişik bitkiler de göreceğiz. Her derde deva ginseng, Peru kökenli pepino, Rusya kökenli aronya, çalı çileği, Trabzon hurması, kara yemiş, çay, fındık, kara lahana... Devamı var, en güzel bal, hasır bilezik, en güzel bıçaklar, balık bu bölgededir. Davulun ritmi, kemençenin sesi, sisler arasında yavaş yavaş yükselirken dağlara, bir heyecan verir insana. Yüksekten düşen sular, komar çiçekleri, zifin çiçekleri, renk renk adını bilmediğimiz çiçekler, denizde çift tepeli karabataklar bu bölgede görülür.

Turizm son yıllarda Karadeniz'in gelişmesinde, ekonomisinin canlanmasında çok büyük etken olmuştur. Artık dünyanın dört bir yanından insanlar gezmeye, hatta devamlı kalmaya Karadeniz'e geliyor. Bölge insanı bu geçici misafirlere karşı hoşgörülü davranmayı da öğrendi. Zaman içinde bu bölgede büyük ve dinamik turistik pazarlar kurulabilir. Bunun için önce çevre bilinci oluşturulmalı. Bölge insanı, gelen geçici misafirlere karşı hoşgörülü olmalı. Karadeniz'in ekonomik ve sosyal gelişimi üzerinde turizmin gelecekte ciddi etkisi olacaktır. Bilhassa dağlar ve yaylalar bozulmadan ziyaretçilerini bekliyor. 

Karadeniz bölgesi bahar ve yaz mevsiminde turizm açısından gündeme gelir. Karadeniz’in mutfağı, dağı, sisi, rüzgârı, müziği, insanların esprisi ve kültürü dikkat çekmektedir. Turizmin Karadeniz’de imgesi, dağı, yaylaları, sisi, horonu, kemençesi, bitki örtüsüdür. Bir de Karadeniz'de gündoğumu ve günbatımı kızıllığı muhteşemdir. Çam kokusu, eski eserleri de iyi gelir gelip gezenlere. Benim buradan anlatman yetmez, gidip gezmek, görmek gerekir.

Ama Karadeniz'in yaylalarında çok büyük bir sorun var. Bakıyorum da bugünlerde hiçbir yetkili veya söylem ezbercileri, yöre insanı ve yerel yöneticiler parmak basmıyor bu konuya. Belki de o isimden çekiniyorlar. Bakıyorum merak ediyorsunuz nedir bu kadar önemli saydığım sorun? Ben diyorum ki yaylalarda ve dağlarda “kenef sorunu” çözülmedikten sonra turizmi geliştiremeyiz. Ben kenef dedim, isterseniz sizler tuvalet deyin. Türk dilinde adı o kadar değişti ki: Hacet yeri, abdesthane, kenef, 00, wc, hela, ayak yolu, memişhane, yüznumara... Bir de Almancası, İngilizcesi, Fransızcası, Arapçası, Çincesi, Korecesi, Rusçası var. Demek ki önemli şeymiş bu kenef.

Eskiden evlerin uzağına yapılırdı. Belki de bir suyun kenarına veya uçurum üzerine. Kokusundan uzak durmak isterdi insanlar. Belki de önemsenmezdi eskiden. Ama son yıllarda insan sağlığı için önemli hale geldi hijyen kuralları. Hastalıklar ve mikroplar kirli ve pis yerlerden bulaşır hep. Tuvalet de bir ihtiyaç. Dağa, yaylaya gelen insan önce çok güzel bir mekân seçer. Bu mekânı seçerken de önce tuvaletlerine bakar, sonra mutfağa, yatacak ve dinlenecek yerleri gözden geçirir, sonra fiyat sorar. Ama bu kadar güzel yaylalarda hiç de iç acıcı manzara değil tuvaletlerin hali. Ayrıca bazı yaylalarda tuvalet de yok. Gelişi güzel iş yerleri açılmış ama tuvaleti yok. Yaylada umumi tuvalet ise bir, bilemedin iki tane. İçerisine pislikten girilmez. Su yok, kâğıt peçete yok.

Siyasetçiler, yerel yöneticiler ve idare amirleri ile bölgede turizm ticareti yaptıklarını zanneden küçük esnaflar, iş yapmak, turizmi canlandırmak istiyorsanız önce temiz olacaksınız, insanları kandırmayacak ve kazıklamayacaksınız, kazıklatmayacaksınız. İşletmenin kadın erkek ve sakat insanlar için tuvaleti yoksa veya temiz tutulmuyorsa o işletmeyi kapatacaksınız.  En önemlisi de bölgeye, yaylaya yeterli tuvalet kuracaksınız. Şimdi seyyar tuvaletler var. Turizm sezonunda kurar, kışın kaldırırsın. Sabit kurulanlar varsa da bir kişi oraya yerleştirir, temizliğine bakar ve gelenden ücretini alırsınız. Yol bu. Takip ve denetim gerekir. Bunu çok güzel başaran yerel yöneticiler var. Yoksa yaylalarda turizme balta vururuz. Ben bu sorunun var olduğu yaylalar biliyorum. Örnek Ortadoğulu insanların çok tercih ettiği Hıdırnebi Yayalası, Kayabaşı Yaylası, Karadağ Yaylası.

Bir de cami tuvaletleri var. Çok kirli. Halbuki o caminin görevli bir kişisi var. O tuvaleti bir kişiye işletmesi için verebilir. Şehir içinde de sorun yok mu, var tabii. Bazı tuvaletler saat 23'te kapanıyor. Hiç değilse yaz sezonu şehirde birkaç tuvalet açık olmalı.

Bir de şu kahvelerin, lokantaların, çay bahçelerinin tuvaletlerini denetlenmeli. Bazılarında pislik diz boyu. İçeri girilmiyor. Bazılarında su yok. Biliyorsunuz bizim dinimiz çok önem verir temizliğe. “Temizlik imandan gelir.” deriz.

 Artık yaylaları tercih eden turistler, bilhassa da Arap turistler gideceğimiz bu yaylada ne yenir, nerede yenilir, hangi yemekler vardır, bir kahve nerede içilir, diye sormuyorlar. Sordukları şeyler gidecekleri yerin güvenli olup olmadığı, abdest alınacak temiz bir yerinin olup olmadığı, tuvalet ihtiyacı için temiz ve içinde suyu olan tuvaletlerin var olup olmadığı. Çünkü dünyada turizm artık doğa, güven ve hijyen üzerine kuruluyor.

Neden bu kadar doğal güzelliğe sahip Karadeniz’in yaylalarını, bitkisini, sisini, batan güneşini coşkun sularını turizme açmayalım? Neden tuvalet olmayışı, olanın da temiz olmaması yayla turizmini olumsuz etkilesin? Artık bölge ve bilhassa da yaylalar ve dağlar turistlerin ihtiyaçlarına göre değişime uğramalı. Hijyen, çöp sorunu, tuvalet temizliği ve yeterliliği sezon açılmadan çözülmeli. O bölgede yaşayan yerli halk da temizliğe ve tuvaletleri doğru kullanmaya, çöpleri etrafa atmamaya dikkat etmeli.

Son yıllarda küresel ısınmayla beraber pusulalar Karadeniz'i gösteriyor. Ama biz hazır mıyız bu hizmeti vermeye? Bilhassa yaylalarının yıllardır çözülmeyen “kenef sorunu” hâlâ devam ediyor. Tuvalet sorunu çözülmeyen, çöp sorunu çözülmeyen Karadeniz yaylalarına turist çağırmak çözüm değil. Önemli olan yüzümüzü kızartmayacak  hazırlıklar yapmak. Onun için, o çok isim değiştirmiş, ihtiyaç yeri hijyen yönünden çok önemli. Bence bugünlerde siyaset arenasında boy gösteren bu küçük yerel meselelerden başlamalı işlere. Büyük vaatlerden insanımız ne anlar. Ayrıca çok yıllar böyle unutulmuş sözlere alıştı bu kulaklar.

Farkında mısınız dostlar, doğaçlama yazınca konuyu uzatıyoruz. Nalına da vuruyoruz, mıhına da. Ama anladınız değil mi? Bazılarına göre küçük, bizim için kentlerde, dağlarda ve yaylalarda büyük bir sorun var. Bunu da dile getiren yok. Geçen gün bir dost “tuvalet sorununu yaz” dedi. Söz verdim ben de ve böylece kaleme aldım bu yazıyı.

Yazımı bir anımla bitirmek istiyorum. 1970 veya 71 yılları. Yaz dönemi. Geçici olarak tütün alımında görevimiz oluyor. Hiç unutmam, sıcak bir yaz günüydü. Yine böyle seçim zamanı. Öğle yemeğini yedikten sonra çalıştığımız binaya, şimdiki Güzel Sanatlar Fakültesi'nin olduğu binaya dönüyoruz. Tütün satanlara parayı dağıtan vezneci Teoman Timurcu, muhasebede de Erol Bayraktar ve Metin Günaydın var. Üçü de rahmetli oldu. Ak Cami yanında şimdiki çarşı olan yerde bir küçük park var. Önünden de otobüsler köylere yolcu taşıyor. Karşı tarafta Ali Çavuş'un kahvesi. O bahçede yazın oturanlara çay, kahve, limonata satıyor. Ali Çavuş'un kahvesi ve limonatası o yıllar meşhur. Kahvesi meşhur olan bir de Tekel’in karşısında Harun Aga (Sivrikaya) var. Aynı anda közde kahve pişirdiklerinde o caddeyi çok güzel bir kahve kokusu sarardı. Onların da ruhları şad olsun.

Dedim ya, yine bir seçim zamanıydı. O bahçede bir milletvekili adayı elindeki megafonla toplanan halka hitap ediyor. Günlerden salı. Akçaabat'ın pazarı. Eskiden siyasiler hep salı gününü seçerlerdi. İnsanlar kalabalık olurlardı çarşıda. Diğer günleri on-on beş kişi ancak olurdu. Tütün satımında biraz daha insan gelirdi çarşıya.

Şimdiki Fotoğrafçı Kemal'in dükkânın yerinde Osman Kazancı'nın petrol satan yeri vardı. Bitişiğinde de tuvalet bulunurdu Rahmetli Teoman Timurcu tuvaletten çıkmış Tekel’e doğru geliyor. O zamanki vekil adayı oradan vaatlerini sıralıyor. Teoman Timurcu AK Cami’nin yanına geldiğinde bu konuşmaları duyunca, caddeden parkta nutuk atan siyasetçiye seslendi: “Bırak onu bunu yapacağını söylemeyi de bu insanlara tuvalete gitmesini öğret. İşte o zaman oyum sana. İnsanlar tuvalete gitmesini bilmiyor, sen kalkmış onların anlamadığı şeylerden bahsediyorsun. Bu ülkenin temel sorunu kenef sorunudur, çöz gel, benim de oyumu al.”

O gün çok gülmüştük. Belki de şaka yapıyor Teoman Bey diye düşünmüştük. Çünkü çok nüktedan bir insandı. Ama şimdi anlıyoruz ki, şehirde ve yaylalarda hâlâ bu “kenef sorunu” devam ediyor. Bu yaz inşallah çözülür. Biz de yöre insanı da yüzümüz kızarmadan bakarız gelen turistlerin yüzüne.

Bana tuvalet konusunu “yaz” diyen arkadaş, bilemem sorununu dile getirebildik mi?

Şimdi görev yerel yönetimlere ve orada ticaret yapan insanlara düşüyor. Bilhassa da Hıdırnebi Yaylası’nda sorunlar var. Hepinize iyi haftalar.