Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 28.03.2023 12:22 Güncelleme: 28.03.2023 12:22

BİR ZAMANLAR RAMAZAN GÜNLERİ


KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

BİR ZAMANLAR RAMAZAN GÜNLERİ

Ramazan ayı ibadet ayıdır. Bereketi bol olan, rahmet ve mağfiret ayı olarak bilinir. On bir ayın sultanı olarak da kabul edilir. Kur'an-ı Kerim bu ayda indirilmeye başlanmıştır.

Ramazan ayı gelince her kentte farklı kültürel etkinlikleri de beraberinde getirmiştir. Bir kenti ve kent insanını tanımak için o yörenin Ramazan günlerini de bilmek zorundayız. Kentin toplumsal belleği Ramazan günlerinde farklı renklerle karşımıza çıkar. Belki de Ramazan günleri ve geceleri toplumsal belleğin ana damarıdır. Biz de bu hafta eski Ramazan günlerinin bu kentte nasıl geçtiğini bir daha yaşamak istedik ve döndük o eski Ramazan günlerine. Bilhassa Ramazan gecelerine.

Bu coğrafya Cumhuriyet öncesinde ve Cumhuriyet sonrasında çok önemli sosyal, kültürel ve politik değişmelere sahne olmuştur. Ama sanki Ramazan ayı gelenekleri o kadar çok değişime uğramamış yani hızlı değişmemiştir. Ancak hiç değişme olmamıştır dersek sanki bazı gerçeklerden uzaklaşmış oluruz.

Ramazan ayı yardımlaşma ayıdır. Bu yardımlaşma eskiden gizli yapılırdı. Şimdi sanki bir reklam olarak kullanılıyor. Ramazan ayında eskiden dilenen çocuklu kadınlar veya erkekler her namaz sonrası, bilhassa Teravih namazı sonunda cami önlerinde sıra sıra dizilirdi. Kim yoksul, kim rol yapıyor bilemezsin. Gündüzleri yakın ilçelerden kadınlar dükkan dükkan dolaşır yardım dilenirlerdi. En çok da “yetimlerim var” sözünü kullanırlardı. Bazı esnaf Ramazan ayında zekât dağıtırdı. Bu insanlar bilinirdi. Dükkanlarının önünde kalabalıklar olurdu. Bu konunda bonkör olanlar da vardı. Mesela Kurebi Ahmet, Başaranlar, Tonguçlar, Kasapoğulları, Şenerler, Usta Fırını, Temel Birinci, Osman Kan, Benzinci Osman'ın hacı babası, Yığcılar, Dervişoğulları, Manifaturacı Ahmet Türker, Topsakallar, Çolakzadeler, Tosunzadeler gibi ekonomisi iyi olan aileler. Ama bunu asla reklam aracı yapmazlardı.

Eskiden Ramazan günleri fırınlar yine pide çıkarırlardı. Hatta bazı fırıncılar Ramazan’ın ilk günlerinde tırnaklı yaparlardı ısmarlama. Mahallelerde ‘ilk namaz’ günü diye tırnaklı dağıtılırdı. Zenginler içine de kavrulmuş helva koyarlardı. Dürbinar, Nefsipulathane ve Ortamahalle’de helva kavrulurdu. O gün bu mahallelerden helva kokusunda geçilmezdi. Mis gibi helva kokardı sokaklar. İftar vakti özel yemekler pişirilirdi. Güveç en makbul yemekti. Pazılı burmalı, güllaç, yufka, kesme makarna, çorba ve yeşil marul salatası sofraların değişmezleri arasındaydı. Yemek kokusu duyuldu diye mutlaka bir tabak yemek gönderilirdi komşuya. Alınan tabak boş çevrilmezdi geri, o evden de bir şeyler konurdu tabağa. Tabak demişsem siz kalaylı bakır sahan olarak algılayın. O zaman hep bakır sahanlar kullanılırdı. Bakır taslar, bakır tencereler, bakır güğümler. Orta caddede bakırcılar vardı sıra sıra, belli bir ritimle bakır döverlerdi. Ramazan yiyeceklerini hazırlama daha önceden imece usulü yapılırdı. Yufka, börek açma, makarna kesme. Fırınlar özel lavaş çıkarırdı. Ama herkes lavaş alamazdı. Ekmekten biraz pahalıydı. Ekmek 25-50 kuruşsa lavaş bir lira, bir buçuk liraydı.

Eski Ramazan günlerinde dışarıda toplu yemek yeme yoktu. Çünkü tüm lokantalar Ramazan’da kapatılırdı. Ayrıca öyle herkesin gördüğü yerde toplu yemek yemek “biri imrenir, içi çeker” diye günah sayılırdı. Şimdi toplu yemekler sanki güç gösterisine dönüştürüldü. Otellerde en pahalı Ramazan iftarları. Hatta bu görüntüler magazin basınında. Hiç de Ramazan’ın ruhuna uygun değil.

Eskiden Ramazan günleri çarşıda pek de insan olmazdı. Salı günleri hariç kentin İstiklal Caddesi’nde veya şimdiki kütüphane önündeki alanda esnaf ceviz oynardı. Ama en çok ilgi çekeni Şeker Usta'nın fırının önünde oynanan ceviz oyunuydu. En çok da Fikri Kutlu vururdu attığını. Özel yapılmış bir ceviz milesi vardı. Daha kimler yoktu ki bu oyunda: Enver Yardım, Varali, Saraç Kardeşler, Çolaklar, Tonguçlar, Şenerler. Bir de şimdiki yüksekokulun olduğu yerde tütün alımı yapılan yer vardı. Kaban denilirdi. Önünde Tekel itfaiyesinin geniş bir havuzu vardı. Güvercinler fıskiyesinden su içerlerdi. Tekel bekçileri veya Tekel’den öğle paydosuna çıkan işçiler burada Ramazanlarda ceviz oyunu oynarlardı. Zaman zaman ‘cıvızlık’ yapan da olurdu içlerinde.

Ramazan günlerinde akşam üzeri evlerine erzak alanlar bunu siyah bir torbaya koyarlardı. Öyle ya alan var alamayan var. Etler Pazartesi günü akşamı gelirdi kasaplara. Tel kafesli vitrinlere asılırlardı boydan boya. Buzdolabı yoktu o yıllar. Hatta Ramazan yaz günlerine gelince çarşıdan buz alıp götürürlerdi evlere soğuk su içmek için. Buz satan Orta Cadde’de Temel Baş vardı. Bir parça buz yirmibeş kuruş. Bir gırnaba bağlanır eriye eriye taşınırdı eve.  Bu buzu da alamayan alileler vardı. Onlar da suyu soğuk olan kaynaktan su alması için gönderirlerdi çocukları. Orta Mahalle ve Dürbinar için en soğuk su Vakıf arazisinde bulunurdu. Şimdiki İmam Hatip Lisesi'nin bulunduğu yerde. Su yerden çıkardı ve gerçekten de soğuktu. Nefsipulathane'de oturanlar dere içindeki çeşmeden veya Hayri Aga’nın çeşmesinden alırlardı.

İftar vakti çocuklar top atışını beklerlerdi. Akçaabat topu Saları'da atılırdı. Önce Trabzon Boztepe'den atılırdı Ramazan topu. Bu gören çocuklar bağırırlardı: “Helim Aga bum. Trabzon attı, sen de at.” Top atılırdı. Topun atışı ile çocuklar çember gibi yapılmış demir bir telin ucuna geçirdikleri tipayı atarlardı ve ses çıkınca “herkes evine fare deliğine” derler ve ellerini yıkayarak iftar sofrasına otururlardı.

İftar sonrası evin büyükleri erkekli kadınlı caminin yolunu tutar, teravih ve yatsı namazını kılarlardı. Cuma günü akşamları mutlaka camilerde ölenler için mevlit okutulurdu. Eğer Nuh Hafız okuyanlar arasındaysa o camiye giden çok olurdu. Çünkü sesi güzel ve makamla okurdu. Bizim mahallede Ekrem Hafız’ın da sesi güzeldi. Çocuklar mevlit okunan caminin kapısına dizilir bir külah mevlit şekeri almışsa çok sevinirdi. Hele de külahtaki şekerler akide şekeriyse keyfine diyecek yoktu.

Camilerin önünde mektep denilen oturma yerleri vardı. Yaşlılar gidince burada gençler yüzük oyunu oynardı. İddialı yüzük oyunları yapılırdı. Hatta mahalleler arası bu yarışmalar yapılırdı. Tavana bir sele asılır, içinde çikolata, bisküvi, incir, üzüm olan bu seleyi kazananlar alırlardı. Yüzük oyunu Nefsipulathane, Dürbinar ve Orta Mahalle'de oynanırdı. Ama en güzel yüzük oynama yeri Orta Mahalle mektebiydi. Mektebin çaycısı Mehmet Amca özel bir yüzük tablosu kurmuştu. Hele de Mehmet Amca'dan kakao istemişsen keyiflenir ve ara sıra yüzük bulmada görüş belirtirdi. Geç saatlerde tombala çekilir. Hatta ‘cehennem oyunu’ oynanırdı. Ama bu oyunda ortada para olduğundan bu oyunu oynamaktan insanlar vaz geçmişlerdi.

Eskiden Ramazan geldi diye balık fiyatları, et fiyatları artmaz; hatta daha da ucuza satılırlardı.

Ramazan günleri siyasi partilerde insan sayısı artar, eğlenceler düzenlenirdi. Sporcular Sebatspor Kulübü’ne giderlerdi.  Halkevi’nde çeşitli etkinlikler düzenlenirdi.

Biz de bu hafta bu kentin geleneğine tanıklık ettiğimiz bazı anılarımızı paylaşmak istedik.

Şimdi yüreğimizi burkan o güzel yaşanmışlıklardan çoğunun kaybolup gitmiş olması. İnsan zaman zaman minarelere çıkarak döne döne güzel sesi ile ezan okuyan müezzinleri arıyor. Mesela Yeni Cami önünde her akşam o çınara konan sivilcik kuşları nerede? Hatta soruyor kendi kendine o çınarı oradan hangi akıl kesti ve o güzel şadırvanı yıktı?

Şimdi Ramazan. Gelin bu ay temiz şeyler düşünelim. Masallara bırakalım o güzel Ramazan günlerini ve gecelerini. Kaç kişi kaldık şunun şurasında eski Ramazan günlerini yaşamış ve hatırlayan?

Yeter ki anılara düşman olmayalım. Hiç değilse Ramazan’da iyilik yapalım.

Hepinizin Ramazan ayınız kutlu olsun. Sağlıklı, mutlu bir hafta dilerim. Ramazan günleri yine de güzeldir. Her gönle bir sevgi çiçeği diker de ondan.