ÖĞRETMENİM CANIM BENİM
Alnımızda bilgilerden bir çelenk
Nura doğru can atan Türk genciyiz
Yeryüzünde yoktur olmaz Türk'e denk
Korku bilmez soyumuz.
İsmail Hikmet Ertaylan
“Gelecek gençlerin, Gençler ise öğretmenlerin eseridir”
Mustafa Kemal Atatürk
Milli Eğitim kökenli bir ailede yetişmenin gururuyla 24 Kasım Öğretmenler gününü kutlayarak yazıma başlamak istiyorum.
Ben ilk, orta ve lise öğrenimimi Ankara’da tamamladım. Benim okuduğum yıllarda öğretmen kutsaldı. Öğretmen saygı duyulması gereken bir insandı. Biz böyle duyduk, böyle öğrendik. Anne ve babalar çocuklarını ilkokula verdiklerin de “öğretmen hanım/öğretmen bey benim evladım senin evladın, eti senin kemiği benim” diyerek öğretmene teslim ederlerdi.
Çocuklar, yani bizler de ders notlarından daha çok davranış notlarımızın zayıf geleceğinden korkardık. Sanırım anne, babamız şunu çok iyi bilirlerdi:
Davranışları güzel ve örnek olan çocukların derslerinde de başarı tam olur.
Her 24 Kasım tarihinde, ilkokul öğretmenimi hatırlarım. Sanırım çoğunluk olarak herkeste aynı şey olur. Öğretmen, ilkokul öğretmeni diye kalır aklımızda.
“İlk öğretmenin kimdir senin, kim öğretti alfabeyi” diye başlayan bir şarkı var; bilenler bilir. Bilmeyenlere tavsiye ederim, isterlerse “Google Amca”ya sorabilirler. Ali Rıza Binboğa yazarsanız arama motoruna ilk çıkan şarkısı budur.
İlkler her zaman iz bırakır insanda. Benim ilkokul öğretmenim öğrendiğime göre Hakk’a yürümüş. Allah rahmetiyle muamele etsin; çok naif, çok bilgili ve duyarlı, çok da samimi bir insandı.
Okula gittiğimiz andan itibaren hatalarımızı rencide etmeden bizlere söyler, her iyi bir şey yaptığımızda da bizleri ödüllendirirdi.
Okumaya başlayan öğrencileri için -şu an bana çok büyük gelmeyen ama zamanında kocaman gelen- bir elma ağacı çizdirmişti bir kartona. O ağacın her bir elmasının üzerinde her birimizin ismi vardı. Okumayı yavaş yavaş öğrenirken ismimizin yazdığı elma da yavaş yavaş kızarırdı. Her bir kızaran elmanın sahibi o elmanın kızarması şerefine bir ödülü hak etmiş olurdu.
Ödül dediğim, uzaktan kumandalı bir araba veya konuşan bir bebek değildi tabi ki. Bizlere verdiği ödüller öyle elle tutulur, gözle görülür şeyler değildi, hâlâ kalbimde sedef bir sandıkta taşıdığım duygulardı. Sevgi, saygı, nezaket, hoşgörü, minnet, sadakat, umut gibi duyguları nakşetti gönüllerimize. Nasıl mı anlatayım,
Her hafta başı ilk derste elma ağacı asılırdı tahtaya. Hepimiz sırayla hafta sonu verilen yazılı ödevimizi gösterdikten sonra yüksek sesle okuma ödevimizi de yapıp yapmadığımızı kontrol eden öğretmenimiz, başarılı olan arkadaşlarımızın elmasını biraz daha kızartırdı.
Bir keresinde yapmadığım bir ödev sonrasın da benim adımı okudu ve “gel Huzur kızım bize şu fişleri bir güzel oku” demişti. Ödevimi yapmadığımı nasıl anladı diye düşünürken, mahcup mahcup tahtaya kalktım. Kem küm okudum ama hiç de elmamı kızartacak kadar iyi okuyamadığımın bilincindeydim. Benim o güzel kalpli, sevecen ve naif öğretmenim yanıma geldi ve arkadaşlarıma dönerek, “çocuklar şimdi sizden Huzur’u alkışlamanızı istiyorum. Çünkü Huzur ödevini hakkıyla yapmadığı halde, benim isteğim üzerine tahtaya çıktı ve iyi olmadığını bile bile elinden geleni yaparak güzel bir cesaret örneği gösterdi. İşte bu cesareti gösteren Huzur arkadaşınız bir alkışı hak etmiş oldu” dedi.
Ben şimdilerde gösterdiğim cesaretin o günün etkisiyle olduğunu düşünüyorum. Yapamamak önemli değil, başarılı olamamak da. Önemli olan bir şeyi yapmak istemek ve o cesareti göstermektir. “Başarısızlık, başarıdan önce gelen deneyimdir.”
Bu vesileyle beni ben yapmakta emeği geçen yaşayan, yaşamayan bu mesleği hakkıyla yapan tüm öğretmenlerin gününü kutlar, saygı ve sevgilerimi iletirim.
Öğretmen kutsaldır ana gibi, öğretmen kutsaldır baba gibi
İlk öğretmenin kim senin, kim öğretti alfabeyi
Bir harf için kırk yıl köle olunuyorsa
29 kere kırk yıl kölesiyiz öğretmenin.
Ali Rıza Binboğa