Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 14.05.2024 11:40 Güncelleme: 14.05.2024 11:40

KALDIRIMLAR KİMİN?

Allah aşkına söyleyin şu kaldırımlar kimin?


KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

 

“Kaldırım” tek kelime. Yürümek için desem, yayalara ait olduğunu göstermiyor gözlemler. Kaldırıma ayak attığın anda, duracaksın şöyle bakacaksın önüne; artık insan mı çıkar, araba mı, eşyalar mı, Güneş altında ısınan pet şişedeki sular mı?

Yürümek mi istiyorsun kaldırımlarda? Zikzak çizmeyi, pardon gitmeyi bileceksin. Bir korku olmalı sende; kafana nereden bir saksı düşecek, ne zaman çöp torbası atılacak diye. Korkuyorsan kediden, köpekten sakın sakın ha sopasız kaldırımlarda yola çıkma.

Kaldırımlardan iki yanda hasır iskemlelerde dedikodu yapanlar ya da maç kritiği ile kafasını bozanlar ile siyaset uğruna kavga eden insanlara konu mankeni olarak geçeceksin. Çay ocağı dört metre, çaycı kaldırımı kapatmış, otuz metre. Hele şu yemekçilere ne demeli? Sanki kaldırımlar müşterilerin otoparkı. Bir de vale koymuşlar kaldırımlara; arabaları kaldırımlara yerleştirmekte.

Kaldırımlar çukur dolu, engebeli. Düşmüşsen ya kolunu kıracaksın ya bacağını. Bu iş garanti. Hele o kesilen ağaçların kökleri, değme çelme atan sporcuya taş çıkartırlar sana. Boş buldun da yürüyorsan kaldırımdan aman dikkat et, kafana değmesin her an bir tabela veya reklam levhası.

Hiç sıkılmadan söyleyebilirim, kaldırımlar yayalar' için değil, esnaf için satış yeri, arabalar için en sağlam ve bedava otopark.

Geçen gün evden çıktım. Hafif yağmur yağıyordu. Kaldırımlarda yine o araçlar. Bana, yol diye bırakılan araçlar için ayrılan asfalt. Bir dolmuş geldi geçti yanımdan, yol kenarında birikmiş suları başımdan aşağı boca etti. Karşıda bir kadın güldü. Belki de bana “kaldırımdan yürümedin ya oh olsun sana” diye de söylendi. Kör müydü gözleri? Kaldırımları araçlar işgal etmişti. Yürüyecek on santim yer bırakmamışlar. Az sonra bir adam geldi arkamdan, ona da kurulmuştu aynı tuzak. Baktık birbirimize, güldük. Ben, küfrettim içimden kaldırımları işgal edene, bilmem o arkadaş ne düşündü?

Kaldırımlar medeni ülkelerde yayalar için yapılır. Hatta o şehrin medeniliği, kaldırımların yüksekliği ile ölçülür.   Ama bizde bu düşünce nerede?

Bu şehirde kaldırımlar üzerinde kasalar, masalar, arabalar, kediler, köpekler. Kaldırımlara kuruluyor pazarlar. Kaldırım alelade bir kelime. İsteyen istediği gibi anlam yüklüyor, görev veriyor kaldırımlara. İşte ben buna alışamadım bu şehirde. Bir gün başım belaya girecek.

Gelin etmeyin, bu şehrin huzuru için görev verilenler. Biz yayalara acıyın. Biz emeklileri de düşünün azıcık. Bizler için güzel kaldırımlar yapın, kaldırımları biz yayalara bırakın. Korkuyoruz bozuk kaldırımlarda düşüp elimizi, ayağımızı kırmaktan. Bakın eli ayağı kırılanların acısı daha henüz yeni. Şu kaldırımlar yüzünden ne canlar gitti ne acılar yaşandı. Gözlerimle gördüm kaldırımda yürümek için yer bulamayıp, kara yolunda ölenleri. Siz yöneticiler, kaldırın gözlerinizi, şöyle bir çevrenize bakın. Kalbine dokunun insanların. Bir de geceleri kaldırımları esir alan serseriler ve köpekler var. Attila İlhan “cadde-i kebir, bütün ışıklarını yakmış gemidir” derdi Acaba öyle mi? Biz düşmüşüz, kırmışız kolumuzu bacağımızı. Hatta ölmüşüz bile. Sakın “bana ne” demeyin. Kaldırımda yürüyemeyen, bir âmâ, bir bedensel özürlü görsem içim parçalanır. Kaldırımlarda normal insan yürüyemiyor ki nasıl bedensel özürlü insan, çocuk arabası olan bir kadın dolaşsın?

Biz yayalara yürüyüş yolları yapsanız, kaldırımları bizlere bıraksanız, aydınlıkta da geçsek, gecenin karanlığında da güvenle yürüsek. Kaldırımları istilalardan kurtarın, bırakın biz yayalara. İster şarkı söyleriz kaldırımlarda, istersek türkü. Anneler çocuklarını çok rahat dolaştırsın kaldırımlarda. Bir yere şehir demek için önce alanı olmalı, sonra güzel caddeleri ve yayaların rahatça gezeceği kaldırımları.

Bir de kaldırımların kenarlarında cepler olmalı dolmuşlar için. Dolmuşlar bu ceplerde yolcu alıp, yolcu indirmeli. Kaldırımların üzerinde herhangi bir fırtınada kafamızın üzerine düşecek reklam levhaları olmamalı. Bir şekli ve standardı olmalı levhaların. Görüntü kirliğine boğmamalı insanları.

Ya size ne demeli esnaflar? En pahalı fiyata aldığın arabayla, iş yerine gelip arabanı kaldırıma çekmen şart mıdır? Dükkânın dışına koyduğun kasalarla benim yürüme hakkımı engellemiyor musun? Bu da kul hakkı sayılmaz mı?

Necip Fazıl'ın “Kaldırımlar” şiirini bulun, okuyun. O şiir ne arabalara ne de kasalara yazılmıştır. O şiirde insan işlenir. Kaldırımlar da insanlar içindir diye.

Haber saldık Ulaştırma Bakanımıza. İnşallah duyarlı olur ve hiç değilse düzeltin diye emir verir Karayolları’na. Düzeltin şu Trabzon Üniversitesi'nin de yer aldığı Yıldızlı, Söğütlü, Yaylacık arasındaki kaldırımları. Öğrencilere bulvarlar yapın, rahat dolaşsın yürüsünler; kurtarın işgallerden. Umudumuz var.  Hemşerimizdir. Halleder.

Balık suda solur. İnsan kaldırımdan yürür.

Yürürüz. Yeter ki kaldırımları biz yayalara bıraksınlar. İşgal etmesin uyanıklar kaldırımları.

Beni üzen bir başka konu da şu yolda yürürken gördüğüm, bazı esnafın dükkanları ve evlerin köşelerinde yıllardan beri asılı duran kirli, kırışık, yırtık sökük Türk bayrakları. Bayrak Kanunu doğrultusunda hiç değilse muhtarlar duyarlı olmalı. Esnafı, ev sahibini uyarmalı. Yine kızan olacak bu yazdığıma. Ama içimi döktüm rahatladım. Belki duyan olur sesimizi. Bu da benim çevreye bakış açım. Böyle bakıyorum.

İyi haftalar.