Huzur KORKMAZ TOPAL - Yaşam Koçu

Tarih: 22.01.2026 14:05 Güncelleme: 22.01.2026 14:05

MAĞDUR DEĞİL, ÇOCUK MAĞDUR... KATİL DEĞİL, ÇOCUK KATİL...

Birkaç gündür izledikçe, dinledikçe tüylerimizi diken diken eden KATİL sözcüğü kafamızın içini kemirip duruyor.


GÖRDÜKLERİM DUYDUKLARIM

Huzur KORKMAZ TOPAL

Yaşam Koçu

huzur06peri@gmail.com

 Sadece katil denmesi değil bir de çocuk ve katil kelimelerinin aynı cümlede geçmesi çok daha acı veriyor bize.

Çocuk kelimesi henüz yetişkin olmayan insan yavrusu anlamına gelir. Büyümesini tamamlamamış, henüz yetişkin olmamış bireylerin yaptıkları her şey ebeveynlerinden sorulur. Çocuklar ailelerinin aynası ve temsilcileridir. Çocuk ailede ne görüp öğrenirse onların etkileriyle hareket eder. 

Anne ve babalarının elinde şekillenen çocuklar topluma kazandırılır. Aileler çocukları başarılı olduğunda benim diyerek sahip çıkıyorlarsa bir suç işlediğinde de onun suçunun sorumluluğunu almak zorundadırlar.

Çocuklar, yaptıkları davranışların sonuçlarını bilmeden hareket ederler. Ebeveynler bu davranışın suç mu, yoksa güzel bir davranış mı olduğunu onlara ilk anda söylemelidirler.

Bilinen bir kıssadır; bu konuyu ne kadar da güzel anlatıyor:

Çocuk bir gün okul arkadaşından habersiz aldığı kalemi annesine ve babasına göstererek çok sevdiğini ve arkadaşından aldığını söyler. Anne ve baba hiçbir tepki göstermezler ve bu kalemin sahibinin haberi olup olmadığını bile sormazlar. Bu durum karşısında çocuk bu tür eylemleri defalarca tekrarlar ve ilerde de meslek haline getirir. Gel zaman Git zaman bir gün suç üzeri yakalanır ve hikâye bu ya idam ile cezalandırılır. Mahkûmun son arzusu sorulduğunda anne ve babasını ister. Geldiklerinde ‘beni en çok seveniniz yanıma gelsin’ der. Anne koşarak yanına gider. Suçlu annesine dilini çıkarmasını söyler.  Anne dilini çıkartır ve suçlu annesinin dilini ısırarak kopartır. “İlk hırsızlık yaptığımda beni uyarıp yaptığımın yanlış olduğunu söyleyerek beni cezalandırsaydınız şimdi ben bu durumda olmazdım” der ve dar ağacına çıkar. 

Ebeveynler çocuklarını hayata hazırlarken bir şeyi gözden kaçırıyorlar. Çocuklar iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini, doğru ile yanlışı bilemezler. Bunları onlara anne ve babaları öğretmelidir. Doğru yoldan sapmayan ahlaklı bireyler yetiştirmek anne ve babanın görevidir. Bu görevi hakkıyla yerine getiremiyorlarsa çocuklarının suçunu onlar üstlenmelidirler.

Zifin Kadın Derneği’nin başkanlığı yaptığımı birçoğunuz bilmektesiniz, dernek olarak dikkat çekmek isteriz ki, çocuklar geleceğimizin temelidir ve bu temelin harcı da anne ve babaların eliyle karılmaktadır. ZİFİN-DER olarak toplumun bilinç düzeyini ve geleceğini düşünen idarecilerle birlikte çalışarak elimizden ne gelirse yapmaya hazırız. 

Çocuk-Aile-Toplum-Evlilik-Çocuk Sahibi Olma gibi konularda toplum bilincinde farkındalığı arttırıcı çalışmalarda iş birliği yapmaya hazır olduğumuzu bildirerek sahada olmaktan onur duyarız.

15 yaşında bir çocuk için cani deniyorsa, 17 yaşında bir çocuk akranı tarafından hunharca öldürülebiliyorsa bizler bu hale nasıl geldik diye düşünüp birbirimizi suçlayarak vakit kaybetmektense hemen bir şeyler yapmamız gerektiğini düşünerek eyleme geçmeliyiz.

Şiddetin toplumsal bir yara olduğunu bilerek, ahlak bilinciyle sorumluluk alarak her bireyin şiddet karşısında kendine düşeni yapmasının önemine de değinmek isterim. Aileler sevgi, saygı ve nezaket bilinciyle hareket ederek çocuklarını bu temel davranış kuralları ile büyütüp ve gücün ne şekilde gösterilmesi gerektiğini öğretirse toplumda çok daha az şiddet olayları meydana gelir. Çünkü sevgi varsa şiddet ve korku yoktur, saygı varsa rahatsızlık ortadan kalkar ve şiddetin düşmanı saygı varsa yanlış anlama ortadan kalkmış olur. Güç görünüşte değil düşüncelerde gizlidir. 

Gücünü göstermek kaba kuvvet gerektirmez. 

Bir gün fil ormanda dolaşırken güzel bir şelale görür ve altına girerek bir güzel yıkanır. Yıkandıktan sonra yoluna devam eden fil karşıdan gelen ve her tarafı çamur içerisinde olan domuza yol verir. Domuz bu yol vermeyi oldukça abartarak “Ben çok güçlüyüm, fil dahi benden korkusundan kenara çekildi ve bana yol verdi” diyerek böbürlenirken, filin çevresinde toplanan hayvanlar ise neden domuzdan korktuğunu sormuşlar. “Biraz önce çok güzel bir şelalenin altına girerek bir güzel yıkandım, domuz ise oldukça kirliydi. Aslına bakarsanız ben domuzdan hem çok büyük hem de çok güçlüyüm, fakat domuza yol vermeyip üzerine bassaydım yeni yıkadığım ayaklarım kirlenecekti. Güçsüz olduğum için değil, ayaklarım kirlenmesin diye yol verdim. Ondan korkacak hiçbir nedenim olmadığı gibi açıklama yapmaya da gerek duymadım.” dedi.

Bu kısa hikâyeden topluma düşen ise, gücün şiddetle değil akılla alakalı olduğunu öğretmek ve çocuklarımıza, gerçek güç kendini ispatlamaya gerek duymaz diyebilmektir. 

En güçlüler nezaketli insanlardır, en başarılılar sevgisini göstermekten çekinmeyenlerdir, en mutlular yardım edenlerdir, en yükseğe tırmananlar ise şiddet göstermeyip konuşarak ve dinleyerek sorunları çözebilenlerdir. 

Sevgi, saygı ve nezaketle kalın.