Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 09.02.2026 12:53 Güncelleme: 09.02.2026 12:53

MAHALLE KÜLTÜRÜNÜ KAYBETTİK

TRABZON'DA YENİ BİR DERNEK KURULDU


KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

Modern

Trabzon için futbol şehri derler. Doğrudur. Yalnız Trabzon'da futboldan başka nice güzellikler var. Mesela çok söylenir: “Trabzon'da her metre kareye bir sanatçı düşer.” Bu da doğrudur. Yalnız son yıllarda Trabzon’da sanki sanat, dil ve edebiyat futbolun gölgesinde kaldı.

Bir zamanlar Trabzon Uzun Sokak, tarih kadar sanat da kokardı. Basın mensupları, şairler, hikayeciler, romancılar otururlardı hasır iskemlelere; çaylarını ya da kahvelerini yudumlarlarken sanat, şiir ve edebiyat konuşurlardı. Gün geldi, bu sanat güneşi yavaş yavaş soldu. Her sanatçı köşesine çekildi, ihmal edildi, sanki biraz da küstü. Bütün şehir düştü yuvarlak bir topun peşine. Kitap unutuldu, kitapçılar kepenk çekti. Artık Uzun Sokak’ta Niyazi Tarakçı, Aysel Gürel, Peyami Safa, Cemal Azmi Tellioğlu, Şevket Çulha, Dr. Sabri Uğurbaş, Hakim Ahmet Selim Teymur, Dr.  Gündoğdu Sanımer, kemancı ve bankacı Temel Şükrü Doğru, Rasim Şimşek, Kadı Burhanettin, Can Bali, Durukal Çulha, gazeteci Ömer Güner, Okan Çağal... görülmüyor. Lambert'in önerisine benzer bir şehir de yok artık. Sosyal sorumluluk bilinci sanki azaldı. Dostluk ve arkadaşlık, mesleki dayanışma yavaş yavaş erimekte. Genç nesil geçmişi bilmiyor. Farklı renkler, isimler, rol modeller peşinde. Türk Musikisi, Türk Sazı yetim.

Trabzon'da sanat bitmiş miydi? Hayır. Sanatçılar eksildi mi? Hayır.  Yine var, yine var. Hatta sanat okulları, üniversite sayısı fazla. Hepsi dağınık, hepsi bireysel uğraş içindeler. Ya da siyasetin kurduğu tuzak içinde kendilerine yol açmak istiyorlar. Kısaca sanki çoğunun dilinde o "Ölümsüz Şarkı."

 "Garip geldik gideriz, rafa koy evi barkı...

  Tek dudaktan dudağa geçsin ölümsüz şarkı."

 Trabzon şehrine renk veren sanatçılar, birden değişik tutumlar içine girdiler. Trabzon insanın içinde olan hudutsuz sanat sevgisi; sanki üç beş kişiye kaldı. Halk futbol aşkından, sanat aşkını yavaş yavaş unuttu. Yuvarlak topa sanki kitaplar yenik düştü, sazlar mahzun, makam hüzzam. Sokak ya siyasi çekişmelere veya futbol sevdalılarına kaldı.  Kahvehane köşelerinde dedikodu moda oldu.

 Yerel basın sayfalarını futbol haberleri ile doldurdu, sanat sayfaları yavaş yavaş kayboldu. İnsanlar günlük politikaların peşinde koşar oldu. Kentsel estetik anlayış rafa kaldırıldı. Belki de şehre kırsaldan gelen insanlar; karın doyurma derdine düştü.  En acısı esnaf, dükkanındaki Türkçe isimleri değiştirdi. Giysilerdeki yabancı isimler,  bizden neler götürdüğünü gençlerimiz fark bile etmeden; o giysiye para verdi ve giydi. Tabelalarda renklenmiş şekiller ve isimler sanki ihanete doğru yöneldi. Birileri, yabancılar; gençlerin kulağına yabancı müzikler fısıldadı. Şarkılar ve türküler unutturuldu. Kültür emperyalizmi, dilde bozulma, sanatta özenti bir ahtapot gibi sardı çevremizi. Gençlik boş hayallerin peşine düşürüldü, uyuşturucu tuzağına çekildi. Tribünlerde şarkılar yerine küfürler yükseldi.

 Kendi değerlerimize dönme zamanı geldi de geçti. Roman, hikâye, şiir, tiyatro, deneme, müzik, resim, heykel ve mimariye, bu şehrin, kendi kimliğimizin damgasını vurmanın zamanı çoktan geldi de geçmek üzereydi. Yani "Yeşil Köşkün Lambasını" bir sivil toplum örgütü yakmalıydı. Bu şehrin bir mimari anlayışı ve tarzı olmalıydı. Kendi kültürüne, kendi diline sahip çıkma kıvılcımı bu şehirde ateşlenmeliydi. Bu iş için Türkiye'de kurulmuş bir sivil toplum kuruluşu vardı: Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği.

Bu dernek Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde şubeler açmıştı. Trabzon'da da açmak istedi. Birkaç kişi ile konuşuldu. Trabzon'un temel harcında kültür ve sanat vardır. Bunu tüm Türkiye biliyordu. Her toplum kendi alışkanlıkları, kendi normları, kendi ölçüleri içinde huzurludur. Türkiye'de sanat güneşi önce İstanbul'da doğmuşsa; sonra doğduğu yer de Trabzon'dur. Bu şehir eskiye hasret bırakmayacak, kendi değerlerimizi çağdaş kılacak bir şubesi Trabzon'da açılsın isteniyordu. Kimse de bu şubeyi kuracak kişiden "Yüksek yüksek tepelere ev kurmasını” istemiyordu. Bu isteği, dostlarını kıramayan Trabzon'un eski vekillerinden Sayın Dr. Adnan Günnar kolları sıvadı ve işini de aksatacağını bilmesine karşın (Diş doktorudur ve kendi iş yerinde çalışır.) "Sabah Güneşi vurmuş/Boyalı konaklara/Yar bizi davet etmiş/Elmalı yanaklara" türküsünden esinlenerek, dostlarını kıramadı.

Sonra kendi de "Çadır kurdum Eğrova'nın düzüne/Ben mi baktım el alemin sözüne" diyerek, “Evet, ben Trabzon'da Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği'nin şubesini açıyorum” dedi. Şunu da ilave etti: “Evet, benim bir siyasi kimliğim var. Yalnız bu dernek siyaset üstü, milli bir dernektir. Her sanatsevere, sanatçılara, herkese açıktır.” İlk olarak da Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ahmet Metin Genç üye yapılmıştır.

Artık bundan sonra Trabzon'da Sayın Adnan Günnar ve ekibi şunu söylemek zorundadır. “Kalenin burcuna taş ben olayım./Ela göz üstüne kaş ben olayım." Yola çıkan yolcu hedefe varmalı. Bu derneği daha sonra güzel ellere teslim etmeli.

Temel amaç bu şehrin mayasında olan, insanın içine işlemiş ve şehirde klasikleşmiş çizgileri; mimari eserlerde, şairlerin şiirlerinde görülen sanat; bir daha renklensin, su yüzüne çıksın, futbol kadar konuşulsun. Bilhassa üst yöneticiler, üniversiteler, okullar tarafından görünsün, gençlere yol gösterilsin diye yola çıkmıştır bu kervan. Yolculuk sırasında kervana katılanların olacağı ümidi hep var.

Ben, Sayın Dr. Adnan Günnar'ın gözlerinden böyle bir iddianın ışığını gördüm ve teklifine evet dedim. Bu yaşıma geldim, köşeye çekilmek içime sinmiyor. İçimde birazcık sanata saygı duygusu, okuma sevdası, azıcık da yazma merakı var.  Gönlünü sevgiye, okumaya kaptırmış bir insan olarak ben de bu kervanın yolcusu olmak istedim. Selde bir yaprak kurtarmak da güzeldir.

 Anadolu'nun bir Türk Yurdu haline getirilmesi dil ve kültür yoluyla, edebiyatçıların uğraşısıyla olmuştur. Bir şehirde kültürel mirası korumak ve var olan kültürü geliştirmek Türk eğitim sisteminin de bir parçası olmalıdır. O zaman eğitimcilerde rol almalıdır. Alanlar da var. Onları da ayrıca kutlarım.

İşte bu misyonu yüklenen Sayın Dr. Adnan Günnar ve ekibine, bu ekibe katılacak olanlara çalışmalarında başarılar diliyorum. Dilde birlik; gönülde birlik yolcuğu kutlu olsun.

Artık Trabzon'da Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği’nin şubesi var.

Yakın zamanda adresi de belirlenip bildirilecektir. "Türkçenin fakirleştirilmeden gelişmesi için çalışan" her insana kapılarını açacaktır. Sanat sevenlerin buluşacağı güzel bir ortam oluşacaktır. Buna yürekten inanıyorum. Belki de bir şubesi de Akçaabat'ta olacaktır.

Kuruldu, biz yaşatalım, büyütelim.