Mert ZAFER
Şiddet, her köşede bizi bekleyen bir gölge gibi üzerimize çöküyor. Haber bültenlerinde, gazetelerin manşetlerinde, sosyal medyanın her köşesinde karşımıza çıkan bu olaylar, toplumumuzun derinlerine işleyen bir yaranın göstergesi haline geldi. Artık çocuklarımızı parka götürürken bile içimizi bir korku kaplıyor. Bu noktaya nasıl geldik?
Bir birey olarak kendime şu soruları sormadan edemiyorum: Neden bu kadar öfkeliyiz? Neden en küçük anlaşmazlıkları bile şiddetle çözmeye çalışıyoruz? Bu soruların cevapları elbette ki çok boyutlu ve karmaşık. Ancak kesin olan bir şey var ki, toplumsal huzurumuzu yeniden inşa etmek için hepimizin elini taşın altına koyması gerekiyor.
Toplumda artan şiddet olaylarının pek çok nedeni var. Ekonomik sıkıntılar, işsizlik, eğitimdeki yetersizlikler ve sosyal adaletsizlikler bu nedenlerin başında geliyor. Bir de medya var tabii. Şiddeti sürekli olarak gözler önüne seren, onu adeta normalleştiren bir medya ortamında yaşıyoruz. Şiddet haberleri reyting getiriyor, ilgi çekiyor ama bir yandan da şiddetin sıradanlaşmasına yol açıyor.
Çözüm için ne yapabiliriz? Öncelikle, şiddetin nedenlerini anlamaya ve bu nedenlerle mücadele etmeye yönelik adımlar atmalıyız. Ekonomik eşitsizliklerle mücadele etmeli, herkesin onurlu bir yaşam sürdürebilmesi için gerekli koşulları sağlamalıyız. Eğitim sistemimizi yeniden gözden geçirmeli, çocuklarımıza hoşgörü, empati ve barış içinde yaşama kültürünü aşılamalıyız.
Medya kuruluşlarına da büyük görev düşüyor. Şiddeti teşvik eden, onu meşrulaştıran içeriklerden kaçınılmalı. Bunun yerine, barışçıl çözümleri ve olumlu toplumsal davranışları teşvik eden yayınlar yapılmalı. Toplumun her kesiminden insanların bir araya gelerek bu konuyu tartışabileceği, çözümler üretebileceği platformlar oluşturulmalı.
Bireysel olarak da hepimize görev düşüyor. Günlük hayatımızda karşılaştığımız zorlukları şiddetle değil, konuşarak, anlayışla çözmeyi öğrenmeliyiz. Komşumuza, arkadaşımıza, hatta tanımadığımız insanlara karşı daha hoşgörülü olmalıyız. Empati, bir toplumun en güçlü silahıdır. Karşımızdakinin yerine kendimizi koymayı başarabildiğimizde, şiddetin yerini sevgi ve anlayış alacaktır.
Bir birey olarak, çocuklarımızın güvenle oynayabileceği, gençlerimizin umutla geleceğe bakabileceği bir toplum hayal ediyorum. Bu hayali gerçekleştirmek için hepimize büyük görevler düşüyor. Şiddetten arınmış, huzurlu ve mutlu bir toplum inşa etmek için birlikte çalışmalıyız. Bu, belki de en büyük sorumluluğumuzdur. Çünkü şiddetle kuşatılmış bir toplumda kimse güvende değildir. Ancak sevgi ve anlayışla, hepimiz için daha iyi bir gelecek inşa edebiliriz.