KÖŞE BUCAK
Mehmet Salih KÖSE
Eğitim Uzmanı
Geçen yılların güzelliği geliyor gözümün önüne. Düşündükçe üzerime çöküyor hüzün. Susmak geliyor içimden. Konuşmak için bir dost yoksa işte o zaman kalemin oluyor en iyi dostun. Kentin dili olsa da konuşsa istiyorum. Bir teselli bulmak için haberlere bakıyorum. Savaş üstüne yarış. Kan kokusu var. İnsanlığımdan utanıyorum. Sanat paraya yenilmiş. Ruhum daralıyor. Atıyorlar eskiyeni. Bense istiyorum getirsinler eski beni. Zararı olur mu şu saatte demli çayın veya köpüklü bir kahvenin? Gönlüme kızıyorum. "Sen sus" diye haykırmak istiyorum. Kırılır üzülür diye yapamıyorum Belki de korkuyorum.
Bu gece belki de dostlarımı yoracağım. Çekinmeden gitme dur dinle beni diye haykıracağım.
Çocukken evimizin yolu yokuştu. Bir isim verilmişti bilmediğim zamanlarda: "Doktorun Bayırı." Arkası tepe önü dere. Balıklar yüzerdi o derede. Bir salgın olunca kentimde o dereyi geçmeme şartı getirilmişti salgın hastalıklı kimselere. Bu sebeple adı "Karantina Deresi" kalmıştı. Tepelere çıkmak için kavisli yollardan giderdik. Üstümüzde zeytin ağaçları, karşımızda defne ormanları. Her bahçenin başında dururdu katrana boyanmış tütün damları. Ama her evin kapı tokmağı sanat kokardı. Sokaklardan geçilmezdi semaver kokusundan. Her sabah günaydın derdi bize pembe şafaklar.
Şimdi yine evdeyim. Evimin önü deniz. Gece vakti. Maç sonucunu aldım 3-3 fena değilmiş. Ama kafam hala o salonda az olan dinleyici koltuklarında. Olanları yürekten alkışlıyorum. Olmayanlar, olması gerekenlere sözüm var ama buraya yazamam.
Güne gebe bir gecenin ortasında denize doğru kayıyor gözlerim. Denizde ışıl ışıl iki gemi. Ekrem Kutlu Hoca’nın sanki çizimleri. Gemilerin başında bir bulut. Karşıda Kaçkar Dağları beyazlara bürünmüş. Düşünüyorum gece vakti: Karşı dağlar kefeni mi giymiş, gelinliğini mi? Benim gözümde, duygumda gelinlik giysin isterim. Dağlar koro halinde kış şarkıları söylüyor bana. Dostlar, arkadaşlar geçiyor aklımdan. Ansızın çörekleniyor içime denizden gelen yosun kokusu. Gemide bulunan kaptan ve tayfalar acaba rüzgârdan korkmuş da mı buraya sığınmış? Yoksa karşımdaki iki gemi yetim mi? Hayır yetim olamazlar, yas tutsalar, o kadar ışık yakamazlar. Belki de yorgun düşmüştür kaptan, dinlendiriyor bu gece bu koyda tayfaları. Gökte birkaç yıldız, çok az ya. Çok nazlı ve çok da cilveli. Ay'ı arıyor gözlerim. Galiba saklambaç oynuyor benimle, göremiyorum. Bazı evlerde erken sönüyor ışıklar. Sabahtan erken kalkacaklar. Çalış çalış değişmez kaderleri. Benim böyle bir derdim yok. Adımıza "emekli" diyorlar. Suskun kuş gibiyiz, uyku girmez gözlerimize.
Sadece bir soru döner beynimizde: "Sanatsız ve kültürsüz bir kent olur mu?" Ne demişti Sayın Mustafa Şen vekil?.. "Şehirli olmak siz diye konuşmayı öğrenmek ve kullanmaktır."
Ben bu gece sessizlik biriktiriyorum. Kuş sesleri biriktirmeyi hayvan severlere, pul biriktirmeyi de koleksiyonculara bırakıyorum.
Gece karanlığında, ışıkları yanan iki gemiye bakıyorum penceremden. Şehrimde güzellikler açsın. Sanat adına güzel işlere imza atsın insanlar. Sevgi tohumları fışkırsın topraktan istiyorum.
"Bir biz biliriz" diyen sözlere kızıyor ve sanat etkinliklerine duyarsız kalan insanlara üzülüyorum. Eğer bir yerde dost varsa, sanata saygı duyan ve sanat konuşuluyorsa; konuşan her insanı, biz kendimize şah damarımızdan daha yakın buluruz.
Bir boş salonlar üzer beni bir de boş beyinler. Bu kadar sizleri oyaladığım ve yorduğum yeter. Hepinize iyi geceler. Efkarım biraz hafifledi, teşekkür eder, bir daha ki herhangi bir sanat etkinliğinde sizinle beraber olmak isterim.
Güzelliktir, sanattır kentin dili. Bir gelse. Bir konuşsa. Bunu söylemek istedim.