Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 28.02.2022 23:52

HARMANCIK

Facebook Twitter Linked-in

KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

HARMANCIK

Kentlerin kendilerine özgü kimlikleri vardır. Bunlar her kentte sayısız öğeler şeklinde görülür. Hatta bu öğeleri bazı ressamlar fırça ve boyalarla renk renk sunarlar bizlere. Bazıları bir fotoğraf ile taşırlar geçmişi. Kimileri o öğeler için şiirler yazar, kimi yazılmış güfteyi notalara döker ve söyler. Hatta romanlar hikayeler yazılır, filmler çekilir. Çünkü bu öğeler o kentin kültürel ürünleridir. O kentte yaşayanların; hangi kaynaktan beslendiğini gösterir.

 Örneğin Trabzon bir “futbol şehri”dir. Ordu “yaylacı ve türkü”dür. Rize “çay”, Giresun “fındık”tır. Samsun denilince akla “Millî Mücadele ve Atatürk” gelir. Sinop “tarihi cezaevi ve balıkçılık”la ünlüdür. Artvin “ormandır, dolambaçlı yollar ve Atabarı”dır. Bu özellikler kentlerin dışlarına kadar taşmıştır.

 Kentleri birbirinden ayıran bu özellikler o kentte yaşatıldıkça diğer kentlerin ilgisini çeker. Bu kentleri insanlar görmeye gelir. İşte bu da bir turizm hareketidir.

 Ama çevreme bakıyorum. Değişen zaman ve zaman içinde  değiştirilen veya yok edilen değerler var. Bu da kimlikli kentlerin tükenişi oluyor. Ahmet Hamdi Tanpınar kentler için şöyle der: “Uğradığı değişiklikler, felaketler ve ihmaller, kaydettiği ileri ve mesut merhaleler ne olursa olsun o, hep bu ilk kuruluş çağının havasını saklar; onun arasından bizim ile konuşur, onun şiirini teneffüs eder.” Burada bahsettiği şehir Bursa'dır. Ama bu söz her kent için geçerlidir.

 Ben izniniz olursa bu hafta kendi kentimin bir parçasından bahsetmek istiyorum sizlere. Dürbinar Mahallesi'nin belki de ikinci adı sayılan “Harmancık”tan. Kimi insanımız “-cık” ekini söylemez, sadece “Harman” derdi.

 Benim kentimi kimler kurdu bilemem. Ama bildiğim bir şey var. Yaratan bu kente çok cömert davranmış ve  çeşitli güzellikler vermiş. Belki de bu kentin özelliklerini, kültürünü bazı bölgelere hapsetmiş ve orada yaşasın istemiş. İşte bunlardan biridir “Harmancık” benim gözümde. İki katlı, cumbalı evler aynı boyda dizilmişti güneyinde. Yüzleri güne dönük. Arka yüzleri Sarıtaş'a bakarken, giriş kısımları Karadeniz'i seyrederdi uzaktan. Renkler ya sarı ya pembe veya beyaz. Balkonları vardı asil ruhlu. Gün doğarken içlerinde nur doğardı adeta. Bahçelerinde her türlü meyveleri vardı insanlar tatsın diye. Hatta bu meyveleri toplamak için çocuklarca yapılırdı gizli gizli planlar. Mesela bıldırcın tutmaya gidenlerin en büyük zevki ellerindeki “kaplama” ile ayvadan ayva almaktı. Bir çeşme vardı ortasında suyu gelirdi Abeda'dan veya Çamlık’tan. Önünde Rusların attığı toplarla yıkılmış bir evin duvarları kalmıştı ayakta. Çocuklarca uydurulan “burada cin var, peri var” masalları. Belki de büyüklerce bu uydurulmuştu. Çocuklar o eski eve girmesin ve kötü adamlardan zarar görmesin diye.

 “Harmancık”ın ortası sanki küçük bir stat. Her akşam üzeri burada maçlar yapılırdı çocuklarca. Buradan yetişenler ünlü futbolcu olmuşlardı. Aklımda kalanlar Temel, Ömer ve Fikret Kazancı, Kâşif Töre, Baykal Kazancı, Lemi Çelik, Osman Çelik, Manadın Ahmet, Çolak İbrahim, Aslan Kardeşler, Osmulli, Şenol Kürkçü, Ahmet Saraç, Osman Saraç, Sinan Çelik, Langırt Mehmet, Şeker Usta'nın Mehmet, Cengiz Tosun. Okay, Hamdi, Osman, Keylan Aslan... Bir de Hasan vardı. Hanefi Gökçimen, Erol Bayraktar. Daha nice ismini şimdi hatırlamadığım güzel insan.

 Harmancık sadece futbol arenası değildi. Aynı zamanda Akçaabat'ın en güzel kızlarının yaşadığı bir semtti. Her genç yüzü kızararak geçerdi kızlar arasından. Ne mümkün balkonda oturan, dantel işleyen kızlara bakmak. Hele de laf atmak. Çoğu esnaftı veya memur. Ayrıca çok da değerli insanlar yaşardı bu semtte. Yazar ve eğitimci Muzaffer Lermioğlu, Öğretmen Muhsin Kazancı, nüktedan ve hazır cevap Haydar Ustaoğlu. Züccaciyeci Hafız Haydar, Aga İbrahim, şık giyimli Tosun sülalesinden Ahmet Tosun, Nihat Saraç, Abdurrahman Sezgin, Adnan Sezgin, Zafer Akın, Kazancı ailesi, astsubay ve yazar Bahadır, Osman Baş ve daha niceleri.

Harmancık'ın bir başka özelliği, Sarıtaş'tan veya Abeda'dan gelenler buradan geçerlerdi. Hatta Satari'den, Tütüncüler'den gelenler. Salı günü sanki burada kurulurdu seyyar alıcılar. Pazara giden yağı, yumurtayı, tavuğu, kabak çekirdeğini, minciyi daha ucuza almak için dizilirlerdi yollara. Pazartesi günü mezbahaya inek satmaya gidenlerin yine buradan geçerdi yolları, sabah erkenden. Ama Harmancık’ta en hareketli günler Pazar günleri olurdu. Seyyar satıcılar, simitçiler, askıda dondurma satanlar çıkardı buraya. Bir de gazete satanlar dolaşırdı bu semti; “Yazıyor yazıyor … gazetesi yazıyor” diyerek.

Harmancık'ın Karadeniz'e bakan tarafında bahçeler vardı sıra sıra. Önce tütün sonra sebze yapardı marabalar. Kenarlarında zeytin ağaçları vardı. Bahçelerin ortasından geçen su arkı. Pazar gününün önemli sosyal faaliyetleri o gün burada yapılan mahalleler arası maçlar ve kadınların “kadınlar sinema matinesi” olurdu. Sinema saat 13.00'de başlar 16.00'da sona erer. Sinemadan çıkan kızların sevdalıları tutarlardı köşe başlarını. Amaç sevdiği kızı görmekti. O zaman kolay mı bir kız ile bir gencin konuşması.

 Harmancık kadınlarının maharetli elleri vardır. Terzilikte, çeyiz yapmakta, dantel dokumakta. Bir de her evin balkonunda ve   bahçesinde çiçek vardır. Olan olmayanla kök vererek çoğaltırlardı bu çiçekleri.

 Kimler geldi kimler geçti Harmancık’tan.

Ama bugün Harmancık'ın tarihi, kültürel güzellikleri, doğası ve mistik yapısı tarumar edilmiştir. Harmancık'ın “idealist” duygu sahipleri o yöreden çoktan göçmüş gitmiştir. Şimdi ayakta direnen üç ev. Onlar da kapılarında yazan “satılık” tabelası ile kaderlerine küskün. Ne Haydar Ustaoğlu'nun esprileri kaldı o semtte ne de Osman Tosun'un diktiği güzel elbiseleri giyinen kravatlı insanlar.

 Keşke birileri kalksa ve o güzel Harmancık'ı yeniden ele alsa ve eski haliyle düzenlese. Film platosu bile olur orası.

Utanarak sevmek istiyorum Harmancık'ı, unutarak değil. Her gün “elveda” derken kentimin parça parça kimliğine bir de “merhaba”ları görmek istiyor insan.

En son sinema ve Milli Eğitim binası da yıkıldı. Orada kimlerin emeği ve hatıraları vardı. Derenin üzeri açılacaksa yanlış da değildi yapılan. Ama oranın da bir geçmişi vardı bu şehrin envanterine girecek. Tarihi kimliği ve kültürü ile ilgili. Belki yıkılmadan çekilmiş ve yazılmıştır. Belki birilerinin aklına gelmiş ve bu güzelliği yapmıştır. Ne emek verilmiştir yokluklar içerisinde. Rahmet olsun ruhuna Emin Balta'nın ve sağlıklı günleri olsun o derneğin başında olan Neşe Markal'ın.

 Dostlar o kadar güzellikler var ki kaybettiğimiz. Düşünüyorum ve hatırlıyorum da  sırtımda taşıyorum geçmişin hatıralarını. Son ağlayışları gösterirken kalbim; kendi ellerimizle yaptığımız Milli Eğitim binasını da dozerlerin ellerine terk ettik. Ama bundan üzüntüm yok da şu Harmancık'tan bugün yüzüm kızararak geçtim. Ne balkonlarda bir çiçek gördüm ne de saçlara takılan papatyalara rastladım. Sadece yan tarafta bir balıkçı tezgâhı ve bir de market vardı. Çocuklar suskun, taş binalar içinde tutsak.

 Bir kenti tanıyacaksanız arka sokaklara girecek ve hikayelerini dinleyeceksiniz.

 Bir şehir hüznü yaşar şimdi Harmancık'ta ve daha değişik yerlerde. Önce güzelliği içimize koymuşlar, gözümüzün önüne sermişler. Sonra öldürmüşler yabancı adımların hırsıyla. Harmancık'tan geçerken hayalimde bir maç seyrettim. Bir tarafta mahallenin çocukları bir tarafta rantçılar; çift kale maç yapıyorlar. Üstelik hakem de rantçılardan yana. Maçı yine çocuklar kaybetti. Gözleri yaşlı. Garibime giden maçı seyredenler çılgınca rantçıları alkışlıyorlardı.  Şimdi o üç beş evin ocak başında, ısırgan otları ve bir de yaban incir ağacı.  Gönlüme doldurdum “Harmancık” hatıralarını; ara sıra çıkarıp okuyorum. Zaman zaman eski kırıntılar düşündürür insanı. Harmancık ile anlatılacak çok çok hikayesi olanlar var. Hatta orada ne ud çalınıyor ne de şarkılar söyleniyor.

İçime çöküp kaldı Harmancık’ta top oynayan çocuklar. Bir dublör arıyorum çocuk mutluluğunu oynayacak. Acıyı taşır sırtında Harmancık. Artık orası kibirli değil. Güzelliği düşünmek bile suç kadar yasaklı. Gördüğüm sanki bir masal aldatmacası. Böyle bir gün işte. Kim haklı; ben mi yoksa el mi?

 

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —