KÖŞE BUCAK
Mehmet Salih KÖSE
Eğitim Uzmanı
Geçen gün ana yolda dostları bekliyordum. Sabah vakti önümden onlarca servis aracı geçti. Servis araçlarının önünde Karayolları, KTÜ, Farabi Hastanesi, Büyükşehir Belediyesi, Ortahisar Belediyesi, Havaalanı çalışanları, Kaşüstü Hastane Personeli, DSİ personeli, Emniyet personeli, Gençlik ve Spor Müdürlüğü personeli, Adliye personeli, özel sektörlerin personeli olduğuna dair levhalar vardı.
Tek görmediğim öğretmen servis aracı ve Milli Eğitim Müdürlüğü personel servis aracı levhasıydı.
Başladım düşünmeye...
Öğretmenlerin anlı şanlı, mangalda kül bırakmayan sendikaları var. Bu sendikalar şu müdür gitsin, şu bizden gelsin çalışması yapma yerine, kendi personeline özlük hakkı (servis, yemek, ikramiye vs.) alma çalışması neden yapmaz?
Öğretmen ve eğitim çalışanları çakıllı, tümsekli, inişli çıkışlı, çamurlu, dikenli, karanlık yolları aşarak öğrencilerine her sabah ulaşma çabası içindeler. Bugün eğitim sendikalarını tuttuğu yol iyi yol değil. Tehditle, “oturun oturduğunuz yerde” demek kolay. Sendika yöneticileri de insan, öğretmenler ve eğitim çalışanları da insan. Sendika ağaları uyanık. Koltuğu ele geçirmiş hayat sürmekteler. Kimi sonra ya vekil olur veya iyi bir makamda bürokrat. O lafı da hep söylerler: “Bizim ayrımız gayrımız yok, sizler için çalışıyoruz.” Yerse... Çoğu kez de yenir.
Şöyle bir düşünün: Trabzon'da eş durumu sebebi ile oturma zorunda kalan bir öğretmenin görev yeri Tonya, Şalpazarı veya Çaykara. Hatta Hayrat'ın bir köyü. Bugün kaç liraya gidiyor buraya dolmuşlar? Ortalama elli altmış lira olsa, ayda öğretmen yirmi gün okula gitse en az 2 bin 400 lira ödeyecek. Öğle yemeği de ortalama 150 lira olsa o da eder 2bin 500 lira. Toplam ayda beş bin liraya yakın yol gideri var. Bu öğretmenin aldığı aylık belli. Geriye ne kaldı?
Bir başka konu öğretmenevleri. Her kurumun hemen hemen her şehirde misafirhaneleri var. Gayet iyi donanımlı. Gidin bakın en pahalı olan öğretmenevleri. Hele yolunuz Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlere düşerse yer bulmanız zor. Hatta yer olsa bile “yok” derler. Amaçları ya aracı koşsunlar veya bu yerler sivillere daha yüksek ücretle verilsin.
Bunlar acı gerçekler ve bu acı gerçekleri konuşmaktan korkuyoruz. Neden?
Bunca Milli Eğitim Bakanı geldi geçti. Sadece öğretmene yaklaşımı iyi ve sorun çözüm odaklı çalışan rahmetli Avni Akyol'u gördüm ben.
Yukarıdaki sorunları söyleyince adın kötü adama çıkıyor. Ya da üstlerinden yediğin fırça ile yokuş çıkar gibi soluksuz kalıyorsun. Onların eğitim adına dedikleri dedik, öttürdükleri düdük ama ne düdük...
Sanki öğretmenin yollardan çektiği, yılların alın yazısı. Hiç değilse belli hatlara servis aracı konulsun ya da servis, yemek ücreti öğretmenlere de verilsin. Şimdi yapılan ver takke, al külah... Sendikacı karşısında eğil, biraz daha eğil ki bir okula müdür ve yönetici olasın
Neden bu eğitimciler ve eğitim çalışanları yıllar boyu ‘ah’ ederler? Neden öğretmenler yad eldeler? Ellerinden tutan neden olamaz? Dertlerini dinleyen bulunmaz? Ben diyorum ki Öğretmenler Odası şart.
Şu günlerde dolmuşlara ve servis ücretlerine yapılan zamlarla, evlerinden uzakta görev yapan öğretmenler çok perişan duruma düştüler. Öğretmen o kadar gururludur ki asla kimseye de dökmez içini. Sadece havaya ve suya içini dökerler; onlar da zaten ses vermez. Hani o anlı şanlı sendikalar dertleri dağlara taşlara bağırarak anlatacaklardı ya... Onlardan da ‘tıss’ çıkmaz. Çıkarsa da titrek ve korkak, ürkek cılız bir ses. O da işe yaramaz. “Mideciler ve kör hırslılar” hançerli hiçbir oku atamaz. Oku tam hedefe atan güzel çocuk Mete Gazoz... O da bir öğretmen elinde yetişmiş. Yetiştirene de atana da hedefi tutturana da yürekten alkış.
Eskiden öğretmenin ve eğitim çalışanın bir değeri vardı. Ama bu değer kalmadı galiba. Eğer olsaydı diğer kurumlar gibi eğitimcilere de hiç değilse ilçeler arasında servis araçları konurdu. Eğitimcilerin ve öğretmenlerin gün ışığına çıkması için kurulmuş sendikalar kendi alemlerinde. Eğitimcilerin sorunları üzerine sünger çekilmiş. Öğretmen topluluğu o kadar saf ve temiz ki yalancı, aldatıcı, yaldızlı sözlere çok çabuk kanıyor. Yarı aç, yarı tok okula gelen öğrenciler gibi öğretmenler. İyi giyinmeyi bile unutmuş. Bakın şu sıralar öğretmenlerin kıyafetlerine bir de yıllar önceki öğretmenlere; ne demek istediğimi anlarsınız. Sanki bu şartlarda sahipsiz öğretmenler boğaz tokluğuna görevlerini yapmakta. Kitap alacak, sinemaya ve tiyatroya gidecek, elbise alacak parası yeterli değil. Kiralar çok pahalı. Evi yoksa vay haline öğretmenin.
Eğitim önemli. Öğretmen eğitimin baş aktörü. Toplumlar eğitimle ilerler. Öğretmenin ve eğitimin derdi hepimizin derdi olmalı. Bugün, kul köle olarak bir yöneticilik kapmış öğretmenlerin haricinde hangi öğretmene sorsan eğitim sorunlarını anlatır ama kendi sorunlarını söylemeye utanır.
Okula yetişme kaygısında olan bir öğretmen annenin durumunu düşünür müsünüz? Hem maddi hem de manevi yorgun bir öğretmen o gün ne verebilir çocuklara?
Öğretmenlere servis konulmalı veya gittikleri kilometreye göre servis ücreti verilmeli. Ayrıca öğle yemekleri okulda çıkmalı veya ücretleri verilmeli. Her öğretmene diğer memurlara verildiği gibi ayakkabı, gömlek kravat, elbise yılda iki defa verilmelidir. Ayrıca Öğretmenevleri öncelikle öğretmenlere hizmet vermeli, sivil ile öğretmen arasında yüzde elli fark olmalıdır. Kentlerde öğretmenler okulların açık olduğu günlerde belediye otobüslerinden, metrodan ücretsiz yararlanmalıdır. Devlet Tiyatrolarına öğretmenler ücretsiz girebilmelidir. Ören yerlerinde bu uygulama var.
Öğretmen de insan, öğretmen de Tanrı'nın kulu. Köylerde, şehirlerde imamlara lojman yapılırken öğretmene az da olsa lojman parası verilse öğretmen daha rahatlamaz mı?
Cumhuriyet'in 100.yılını kutlayacağız. Bir yüzyıl daha güçlü bir şekilde ayakta kalmak istiyorsak öğretmene ve öğretmenlik mesleğine saygı duyup sorunlarını en kısa zamanda çözmeliyiz.
Unutmayın güzel bir dünya düzenin sağlanmasında, kalplerin kalbe bağlanmasında, gönüllerin sevgi ile dolmasında iyi öğretmenlere ihtiyaç var. Çünkü öğretmen toplumu iyi götürme peşinde, insanları ayağa kaldırma uğraşında. Görevini yaparken millet, yurt aşkıyla severek çalışıyor. Mesleklerin en yücesi olan öğretmenleri yükseklerde tutmak gerek.
Sanki son yıllarda öğretmenler ‘tükenmişlik’ içinde.
Duygularım bugün böyle söze bürünmüş, yorgun bir nehir gibi dudaklarımda acı bir fırtına gibi estim; içimden geldiğince.
Kelimeler...Kelimeler... Hece hece düşündükçe böyle çıktı ağzımdan. Düşündükçe beyne toplanıyor kan. Dokundum bazı sorunlara, siz çok değerli öğretmenlerime sormadan. Bağışlayın lütfen.
İçimde geçmiş zaman izleri olan; güzel, çalışkan öğretmen arkadaşlarıma selam gönderiyorum buradan. Hep içinizde bulunsun o öğretmen marşının ruha yayılan aydınlık havası. Çalışkan, başarılı öğretmen arkadaşlarım çok büyüksünüz gözümde. Kiminiz benim için leylak, sümbül, zambak, ortanca, hanımeli, karanfil, gülsünüz. Kiminiz en olgun ayva, nar, limon çiçeği. Her cümleniz sınıfta çocuğun ruhuna dokunuyordu ya o sebeple hiçbirinizi unutmadım. Geçmiş zamandan kalma hatıralarınız renk renk boncuklar gibi dizilmiştir içimde; hâlâ saklarım, bilesiniz. Kısaca hepiniz yüreğimden havalanan bir kelebeksiniz. Sağlıklı güzel günleriniz olsun.
Bu hafta biraz da değinelim emekli olduğumuz mesleğe dedik. Sürç-i lisan etmişsek af ola... Biraz sitemkâr oldu sözlerimiz, biraz da acı...
Sağlıklı bir hafta hepinize...