Abbas YOLCU

Tarih: 29.09.2020 10:07

EVLER DÖŞEMEK (BİR SORU ÜZERİNE-2)

Facebook Twitter Linked-in

 

 

EVLER DÖŞEMEK (BİR SORU ÜZERİNE-2)

Soru şu idi:     

‘Hakikat uğruna neyin ne zaman ne kadar göze alınabileceğini telkin eden istikamet nasıl sağlam temeller üzerine oturtulabilir?’

Hakikat, islâm inanç esaslarına inanmak ile ahlâkî prensiplere uymak olarak kabul edildiğinde, kişinin kendi irâdesiyle seçimini de yapması gerekiyor. Bu, tercihini var olan zıtlıklar karşısında gücü yettiğince inandığı ve kabullendiği esaslardan yana kullanması anlamına geliyor.

Tasavvuf ulularından birinin ifâdesiyle ‘dünya nimeti için zaaf haline düşmemek, zaaf haline düşmemek için ise elindeki şükür ipine sıkıca sarılması’ şeklinde de anlaşılması mümkün görünüyor.

Hikmet nazarı ile bakılırsa şayet, insanın yaratılış itibariyle zayıf, nankör, bencil, kan dökücü ve daha da dikkat çeken yanı ile ‘zavallı’ bir mahlûk olduğu anlaşılıyor.

Felsefî anlatımla insan, ölüme mahkûm edilmiş ve bu mahkûmiyetinin farkında olabilen tek varlık olma özelliğini taşıyor. İdam mahkûmundan tek farkı, ne zaman öleceğini bilememesi.

Yunan filozoflarından birinin ta’rif ettiği üzere: ’İnsan, bir arızadan ibâret.’

Yani gel-geç. Yani bugün var, yarın yok. Yani, şairin: ’Evler döşemekti bendeki tasa / Yaptım, ettim, nöbet mezara geldi /Yeter bana üç beş arşın bez olsa / Beklenmedik mallar pazara geldi’ diye sızlandığı bir durum.

Yine mutasavvıfın ifâdesiyle: ‘Nefsin orduları, fevç fevç akıyorlar.’

O halde ‘dağların kabul etmediği bir emâneti yüklenen insanın’ yaşadığı zaman dilimi içinde ‘emânetin’ ağırlığını bütünüyle hmesi gerekiyor.

Dolayısıyla istikamet üzere olmanın daraltılmış tek anlamı kalıyor: ‘Dünya nimeti için zaaf haline düşmeyip, şükür ipinin elinde bulunduğunu’ hiçbir zaman ve zeminde unutmamak, ‘eşyadan eşyaya seyahat edip durmamak’ ve ‘öylesine ahmak ahmak, öylesine hüzün verici bir dolap beygiri’ gibi hazların etrafında dönüp durmamak…

Fakat kitap der ki: ‘Tefekkürün Sina’sı metrûk bir manastır.’

Haliyle dünya nimeti için zaaf haline düşmenin, hazların peşine takılmanın istikameti bozacağı bir bedahet.

Ayrıca ‘fevç fevç akan nefsin orduları’ karşısında direnç göstermek yerine ‘bir başıma kalsam şeh-i devrâna kul olmam / virân olası hanede evlâd u ıyâl var’ mazeretine sığınmak istikameti bozan zavallılıklar arasında görünüyor.

Anlaşıldığı kadarı ile kan, irin, sidik ve sümükten ibâret olan bir varlığa asalet kazandıran davranış biçimi onun ‘zora yok demesi’ anlamına geliyor.

Zora yok dememek, diyememek, her hal gidişte takıyye yapmak, yarınki mevhûm güzel günler için bugün muvazaacılık oyunu oynamak, gayeye ulaşmak için vasıta kullanarak o vasıtaları kullanmayı caiz saymak da istikameti bozuyor.

Daha açık bir ifâde ile ‘köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı deme’nin şahsî menfaatler açısından birtakım getirileri olsa bile istikamet sahibi olmak isteyen şahıslar için karakter bozukluğuna yol açtığı anlaşılıyor.

Diğer taraftan ‘insanları, en çok meşgul eden konulardan uzak tutma san’atı’ olarak ta’rifi yapılan siyasetin ve siyasî mülahazalar olarak adlandırılan kıvırma biçimlerinin içinde yer almak, siyasî mülahazalarla istikamet tayin etmeye çalışmak, istikamet t’ayin edilebileceği iddiasında bulunmak, eski deyimi ile ‘zehî hayâl-i muhâl, zehî tasavvur-ı bâtıl.’

Rivâyet edildiğine göre İblis, Âdem’i yüksek bir tepeye çıkararak ona arzı gösterdi ve dedi ki: ’Bana itaat edersen bu gördüğün hazinelerin tamamı senin.’

O Âdem’in oğullarından birisi idi Ebu Zerr deniliyor.

Ebu Zerr, altının ışıltısından etkilenmeyen bir âdemoğlu idi deniliyor.

Ebu Zer ’lâ’ demişti, istikametini irâdesiyle tâyin ederken, deniliyor.

Ebu Zerr, hürriyetinin farkında olan insandı, deniliyor.

Ama istikâmet sahibi olmak, zor ve çetin bir yolculuğu gerektiriyor.

Kitabın da belirttiği gibi ‘Olemp’e bir çıkılıp, bir varılmıyor. Ancak ve sadece bin çıkılıp, bir varılabiliyor.’

‘Başı önünde, tevekkül ve teselli içinde akan insan zincirinin herhangi bir halkası olmaya râzı’ yığınlara göre değil bu işler.

Hani bir zamanlar dillerde dolaşan şarkı sözü gibi:

‘Zor dostum, zor...


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —