Abbas YOLCU

Tarih: 14.07.2020 09:59

‘SAATSİZ VE MAARİFSİZ’

Facebook Twitter Linked-in

‘SAATSİZ VE MAARİFSİZ’

Abuzittin, yazdı; yazarken ağladı, sızladı, inledi, veryansın eyledi. Sonra efendisini hatırlayarak yoga yapanların eriştiği ruh dinginliğine kavuştu.

 Önce dedi ki Abuzittin:

‘…Bu ülkenin derin devletinde gedik açıldığını, dağıtıldığını düşünüyorduk; ama bu konuda mesafe katedildi mi, katedilmedi mi bilmiyorum; ama bir anlaşma yapıldığı anlaşılıyor. ‘

‘Ülkenin kreması, masonik, baronik şebekelerdi; ülkenin kaymağını onlar yiyorlardı. Şimdi kaymağı az da olsa paylaştıkları anlaşılıyor.’

‘Olan bu.’

‘Değişen bu.’

‘Sistemi değiştirmek için yola çıkmıştık biz; bizi sistemin kölelerine dönüştürmek üzere olduklarını, bütün ilkelerimizi, ölçütlerimizi etkisiz hâle getirdiklerini görüyor, kahroluyorum.’

‘Kültürde bir şey yapamıyoruz; bu masonik, baronik şebeke tam anlamıyla iktidar! Nefes aldırmıyor!’

‘Eğitimde elimiz kolumuz bağlı; en güçlü eğitim kurumları masonik şebekenin kontrolünde; eğitim bakanlığına da onlar çeki düzen veriyorlar!’

‘Bu ülkenin bin yıllık kültürünün altı oyuluyor; bu ülkenin genç kuşakları mankurtlaştırılıyor!’

Yani Abuzittin nihayet uyandığını, ama uyanışı konusunda bir miktar ‘geç kaldığını’ dolaylı olarak anlatıp, ’ah, bu benim eşek kafam…’ demeye getiriyor.

Fakat her ne hikmetse bütün  ‘kaza oklarını’ hedefe nişan alarak ve atarak bitirdikten sonra efendi bellediği ve biat ile itaatte kusur etmediği ulu önderinin ma’rifetlerini, maharetlerini, ayrıca üstün ve erişilemez başarılarını anmayı kendi üzerine bir vecibe sayıyor.

Abuzittin, kırk elli sene öncesine ait söylemdeki gibi ‘kehkeşanlara kaçmış eski güneşlerini an’ dıktan sonra, küfrün aşılmaz zannedilen surlarında bir gedik açtıkları vehmiyle şairin ‘vur pençe-i Ali’deki şemşîr aşkına’ deyişindeki hamasetle gaza getirildiklerini itiraf ediyor.

Kurtlar sofrasında hiç kimsenin kimseye argo deyimi ile beleş nimet ikrâm etmeyeceğini, edilmişse bunun mutlaka bir bedeli olduğunu söylüyor. Söylüyor ama bunu anlamakta da geç kaldığını ifâde ediyor.

Demek ki Abuzittin’in uğruna kendisini fedâ ettiği kutsal ve aziz ve mukaddes ve mübarek ve muazzez ve mutahhar ve kocaman, iri yarı (deaaavası) nın cemiyette hayat bulduğunu göremeden göçüp gideceği anlaşılıyor.

Yani Abuzittin’e fildişi kulesinde ‘kılıç kuşandıranlar’ ve onu agoraya çıkartarak kocaman iri yarı (deaaaaava)sı için cihâd etmeye yönlendirenlerin ‘malı götürdüklerini ve götürmekte’ olduklarını anladığında kahrından öle yazıyor Abuzittin.

Abuzittin’in kulağına sistemi değiştireceklerini ve yerine akılların ve havsalaların almadığı mükemmellikte yeni bir sistem kuracaklarını fısıldayanlar, ona bu transformasyonu hangi büzükle gerçekleştirebileceklerini söylememişlerdi anlaşılan.

Atılan hamaset nutuklarıyla, ezbere alınan çok azı san’at değeri taşıyan,  pek çoğu manzumelerden oluşan dandik şiirlerle, ithal dinsel söylemlerle, ‘haşlak ve kavruk’ fikir kırıntıları ile surda gedik açılamayacağını anlayabilmesi için daha ‘kırk fırın ekmek’ yemesi gerekiyordu, Abuzittin’in.

Abuzittin, geç de olsa uyandığını söylüyor, ancak yığınlar şairin de dediği üzere ‘…öyle dalmış ki yüzyıllar süren uykusuna…’ dürtülse de uyanmıyor. Uyandırılmak istenmiyor. Onlara gösterilen rüyalarda mutluluklar var, nimetlere gark olunmuşluk var. Hazlar var. Hoşluklar var. Üzümü yiyip, bağını sormamak var.

Fakat onca ağlayıp, inlemeden sonra Abuzittin, bütün bu şikâyetçi olduğu olumsuzluklardan efendisine bir zerre bulaşmadığını izah etmeye çalışıyor. Ve bunu izah edebilmek için olanca gayretini göstererek, içerideki hallerin vahametine karşılık efendisinin keskin zekâsı ve erişilmez gücü sâyesinde dışarıda‘emsâli görülmemiş galibiyetler’ elde edildiğini belirtiyor.‘Muazzam askerî ve stratejik performansa ve savunma sanayisindeki (!) olağanüstü atılımlara…’ vurgu yapıyor.

Bu arada Abuzittin’in kerâmeti kendinden menkul bir entelektüel olarak sağı solu hesaba katmadan (sanayisi) ifâdesini kullanması, onun içinde yaşadığı topluluğun düşünsel (!) ve ekinsel (!)  kalitesini göstermesi bakımından örnek teşkil ediyor.

Sonra sahip oldukları kültürün altının oyulduğunu söyleyerek sitem ediyor.

(Sanayisi) ifâdesinin lümpen proletarya, gecekondu paryası, sokaktaki adam, kenar mahalle sâkini ağzı olduğunu ya bilmiyor veya umursamıyor.

Ünlü tiyatrocunun deyimi ile:

‘Saatsiz, maarifsiz bir Abuzittin’ işte...


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —