Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 16.04.2020 09:50

YALNIZLIĞIN ALIN YAZISI

Facebook Twitter Linked-in

YALNIZLIĞIN ALIN YAZISI

Yalnızlığın alın yazısı meçhul bir virüsmüş meğer. Denize bakıyorsun suskun, dağlara bakıyorsun sessiz, caddelere dönüyorsun kimsesiz. Mevsime bakıyorsun bahar. Çiçek dökümü kırlar. Sadece oynayan kuzular, meleyen koyunlar. Çoban bile kavalsız, kaval sesi yok artık. Sevdasını, içini dökecek karşı tepe boş. Su uyur deniliyordu. Şimdi uyuyan şehirler, dağ, taş, ova... Yalnızlığın kapısını çalan yine eskiden olduğu gibi bad-ı saba...

Her sessizlik bir korku barındırır içinde. Bir imdat sesi ki ancak sağlıkçılar tarafından duyulur. Sessizlik biraz da hayali sevmektir. Düşünmektir. Gülümsemektir geçmiş günlerin güzel aynasına. Yoksa hayal olmasa, umut olmasa, insan bu korku ve sessizlik içinde çıldırır. Birçok insan bu günlerde düşlerini yansıtan eski, tozlu resimlere bakar. Dolar gözleri, gök susar, cadde ve sokak uyur. Öyle bir virüs korkusu ki insanı hayatın dışına atıyor.

Alın yazımızın yalnızlık olduğu bu otuz beş gün içinde kendi kentime bakmak istedim baştan sona. Sokaklar sesiz, yollar tenha, çevre cep aynası oldu bana. Düşündüm ve yorum yaptım kendimce. Neler doğru, neler yanlış. Sessizlik ayna oluyor düşünceye, diller susunca.

Çıkıyorum balkona bakıyorum çevreye. Bir taraf gülümseme diğer yan hüzün, acı ve gözyaşı. Doğa ve toplumsal olaylar çoğunlukla dile gelmez, insanlar görsün ister. Gülümseyenler; baştanbaşa yıkanmış sokak ve caddeler. Zamanında alınan çöpler. Yerler, sokak gerçek kimliğinde, kirden pastan, çöpten uzak. Her bireyde yardımlaşma duygusu. İnsanları düşünürken sokak hayvanlarına karşı yardımseverliği. Ercüment hâlâ sokak köpeklerini doyurmakta. Hava daha temiz, deniz berrak. Akarsulara az atılıyor çöpler. Dostların telefonla araması.”Nasılsın, iyi misin?” gibi gönül alıcı sözler. Trafik rahat, özgürce gidiyor tırlar. Trabzon Akçaabat arasında trafikte tıkanma yok. Her kes genelde nazik ve kibar. Bu güne kadar tanık olmadığımız apartman muhabbetleri balkondan balkona. Çok farklı bir hayat. Sakin ve sessiz. Denizde balık, hava da martılar daha rahat. Dağda ceylan, keklik, kuşlar, özgür ve korkusuz uçmakta. Ağaçlarda balta korkusu yok. Deniz, dere ve sular molozlardan kurtulmuş. Herkeste bir güzellik ve temizlik. Sağlıkçılara, polislere, görev yapanlara karşı bir sempatiklik. Siyasetçilerin ağzından genelde ölçülü çıkıyor sözler. Bundandır sessiz günlerde gülümsemeler.

İnsanlık artı eksi arasında. Bazıları diyor ki negatif, pozitif. Biraz da eksiye bakalım isterseniz. Öyle ya ne demişlerdi. Kuşun aynası göl, kurdun aynası gök. Bizler de bu sessizlik içinde gözlerimizi çevirelim kendi kentimize. Güzele alkış tuttuk, biraz da dönelim acıya. Öyle ya her şey de olmuyor günlük güneşlik. Yapılan var, yanlış yapılanlar var, unutulanlar var, yapılması gerekenler var. Bu otuz beş sessiz günde beyin rahat durmuyor düşünüyor işte.

İnsanlar yaptıklarıyla övünür, yapamadıklarını, yanlış yaptıklarını görebilmesi için önce empati yapması gerekir veya bir yapıcı eleştiri alması şart...

Ben eğitimle başlamak isterim. Şu Fevzi Paşa İlkokulu kapatılması kararı acıdır benim gönlümde. Artık bu virüs diyor ki eğitimde bundan sonra taşıma olmayacak. Butik okul modeli. Az öğrenci ve küçük sınıflar. O zaman okullar kapalı olduğu bu günlerde eğitimi yönetenler açılacak olan butik okulları ele almalı. Taşıma programları artık yapılmamalı. Her mahalleye bir butik okul. Az öğrencili sınıf. Konu uzun geçelim isterseniz. Ama son söz eğitim için: “Gülümseyen, mutlu, yarıştırılmayan çocuk.”

Sonrası kentimin akarsuları ve dereleri. Bu virüs şunu gösterdi. Su önemli. Çöpler, atıklar, molozlar sulara dökülmeyecek, deniz dolgusu yapılmayacak. Hatta çok katlı beton bina yapımına son. Tarlalar, tarım alanları gelecek için önemli. Tarım ve sağlık geleceğin meslekleri. Üretmek şart. Beton ekonomisinin yanlışlığı ve hızlı üretime geçiş olmalı. Milli ürünler,yerli tohum ,milli tarım. Bahçe tarımı küçük küçük. Derelerin üzerileri mutlaka açılacak. Virüs buralarda barınıyor. Haziran sel felaketi günleri. Tedbir önceden alınmalı. Bu sessiz günlerde olduğu gibi kent haftada bir deterjanlı su ile yıkanacak. Çöp atana, kirletene ceza gelecek. Yağmur damlası sularda yitmez ama tek çöp suları kirletir. Doğayı yok eder. Bu virüs doğal yaşamı çevre bilincini öğütlüyor. Anla artık diyor.

Her kurum ve sivil toplum örgütü şeffaf olmalı. Halka hesap vermeli. Yapılanı, yapılacak olanı üyesi bilmeli. Sır zamana yenilir; açılır bu dünyada. Herkes yaptığı iş ile ilgili hesap vermeli.

Muhtarlar bu sessizlik döneminde bu kadar halkına karşı sessiz kalmasını yadırgadım. İşini yapanları hariç tutmak şartıyla. Mesela cuma günü akşamı yapılan o market çılgınlığı ve sonradan açılan dükkânların durumu sorgulanmalı ve halka bilgi verilmeliydi bence. Muhtar bir mahallenin yöneteni olmalı. Orada olanı biteni görmeli. Yanlış yapanı ikaz etmeli. Mesela sokağa çıkma yasağına uymayanlara karşı tavır koymalıydı. Ama olmadı al baştan bir otuz beş gün daha. Yazık değil mi kurallara uyanlara?

Bu sessiz günlerde kentler baştanbaşa tanınmalı yerel yöneticilerce. Kir nerede? İşgaller kim tarafından yapılmış? Otoparklar kimlere ipotekli adeta? Sahilde yollar içinde zincirle kapatılmış; demir kapılı açık otoparklar var mı? Kimden almışlar bu yetkiyi? Umumi tuvaletlerin hijyen durumu. Akçakale Kalesi, yaylalar, Sera Gölü tuvaletlerinin temizliği ne? Kaldırımları kimler işgal ediyor? Arabaları kimler kaldırımlarda yıkıyor? 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —