Abbas YOLCU

Tarih: 27.08.2019 10:42

YERLİ GASTE (!)

Facebook Twitter Linked-in

YERLİ GASTE (!)

İnsan olana bir omurga gerek...

Ama kişi, niyet etmemişse insanlaşmaya, omurgaya gerek kalmıyor ve dün kutsadıklarını bugün lânetlemeye, bugün lânetlediklerini yarın tekrar kutsamaya kalkışmayacağının hiçbir garantisi bulunmuyor.

Az gelişmiş ve gelişmesi asla mümkün olmayan orta doğu topluluklarında yaşayan, zıpçıktı gazetelerin köşelerinde yazılar yazan ve kemik karşılığında basın ağalarının sâdık kapı köpekliğine amâde hale getirilmiş yazıcılar takımı için dik duruşun, dönmemenin, sağa sola yalpa yapmamanın onlar adına her hangi bir pratik faydası bulunmuyor.

Bundan dolayı, sahiplerinin kapılarında bağlanmış olarak dün göklere çıkardıkları şahıslara bugün havlamayı ve hırlamayı âdet edinenlere ‘milli ve yerli’ düşün adamları pâyesi veriliyor. Onlar, siyasetin orangutanları tarafından kucağa çekilmiş bir halde kullanılmaya devam ediyorlar.

Kullanılmalarının bedeli, hem siyasî orangutanlar, hem basın ağaları tarafından kendilerine ödendiği için ve bu ödentiden memnûn ve mahzûz oldukları için rüzgârın estiği yöne doğru konum değiştirmekte bir ahlâk dışılık da görmüyor, aksine duruma göre vaziyet almayı ‘yerli ve milli’  şalvar davâsına ‘bir nev’i bir’ hizmet addediyorlar.

Ortadoğulular arasında çok sık rastlanan bu kapı kullarından üniversite tahsilini yarım bırakmış olduğu söylenen birisi, evvel zaman içinde dini bütünlerin içlerinde birikmiş gazı almak yani onların osurmasını sağlayarak rahatlatmak maksadı ile yayın hayatına giren provakatif mevkûtede yazılar yazmaya başlamıştı.

Keskin ve kıvrak cümleler kurarak dini bütünlerin uğradıkları haksızlıklara, onlara yapılan zulûmlere karşı çıkıyor, kendisinin çok sık kullandığı ifâde ile ‘şekvâcı’ oluyordu.

Sonra her Ortadoğulu gibi ‘eline tuz alarak zekerinin hıyar olduğunu söyleyenlerin peşine (sorgusuz sualsiz) düşenler’ gibi o da kerâmeti müntesibleri tarafından menkûl bir başka orta doğulu hakkında ‘...efendi’ ta’birini kullanmakta beis görmüyor ve o şahsın yaşadığı topluluğun geleceğinin inşasında katkısı bulunduğunu imâ yahut iddia ediyordu.

Bu kapı kulu ve benzerlerinin diğer insanlardan ayrılan bir özelliği vardı.

Onlar, düşüncelerinde asla yanılmazlardı (!). Ne söylerlerse söylesinler, söyledikleri mahzâ hakikatti. Zira her biri ‘sahibinin sesi’ olduğu için efendilerinin söylemleri, onların da söylemleri oluyordu.

Meselâ efendileri bir nesnenin sarı renkli olduğunu söylediği zaman cümleten onu tasdik ederek ve ona iman ederek ve kafa sallayarak sarı diyorlardı. Sonra efendilerinin işine gelmeyip sarı dediğine kara deyince, emir kulları ile kapı kulları da o nesnenin siyah renkli olduğu hususunda imanlarını tazeliyorlardı.

Neyse…

Bu üniversite terk gasteci (!), bir zaman sonra yazı yazdığı provakatif mevkuteden ayrılarak ismi ecnebî ama iddiası  ‘milli ve çok pek bi yerli’ mevkutede yazmaya başlayarak ekmek parasını çıkarma peşine düşüyordu. 

Meselâ şöyle diyordu bir yazısında: ‘...Küfredeceklere peşin bilgi: Hiçbir tarikatın, cemaatin, derneğin, ocağın, cemiyetin, konseyin üyesi yahut “gönüllüsü” değilim.’

‘Hayatımda hiç tarikat ayini görmedim.’

‘Herhangi bir cemaat evinde “tilmiz”, “öğrenci”, “şakirt” yahut “sığıntı” olarak kalmadım…’

Ama yarım üniversite tahsilli gasteci(!), kitabın beyân ettiği üzere ‘Alkibiyades’in oğlanlarından biri olmayı ’gönüllü’ olarak kabullenmiş görüntüsü veriyor.

Zira dün  ‘…efendi’ diye hitâbederek saygılarını sunduğu bir meczûba,  konjonktür gereği bugün insanlığın ve târihin  şâhit olabileceği  en büyük hain sıfatını yapıştırabiliyor.

Ve bunu yaparken sâdece yanıldığını söyleyerek kıvırtmaya çalışıyor.

Önceden hakikati ifâde ettiğini ısrarla söyleyen birinin sonradan yanıldığını belirterek başka bir hakikati bulduğunu iddia etmesi, onun yeni bulduğu hakikatten yarın bir başka hakikate doğru yönelmeyeceğinin garantisinin bulunmadığını gösteriyor.

Omurgasızlık böyle bir şey galiba.

Adı ecnebî, kendisi çok pek milli ve yerli gaste (!) de sağa sola sataşmak gibi…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —