Abbas YOLCU

Tarih: 20.08.2019 12:33

‘SODOM, GOMORE’

Facebook Twitter Linked-in

‘SODOM, GOMORE’

Abdi, içinde yaşadığı topluluğun hal ve gidişinden yakınıyor.

Yandaşlarının ve yol arkadaşlarının memnuniyetlerinin aksine, hep birlikte oluşturdukları kamusal düzenin nasıl bir harâbeye dönüştüğünü nihayet görmüş ve kavramış olarak feryâd u figân ediyor.

Şair, mütefekkir ve hattâ muharririn bir zamanlar haykırdığı gibi haykırmak istiyor:’Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak /Haykırsam kollarımı makas gibi açarak…/

Yahut:’…Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama/ Çatla Sodom Gomore, patla Bizans ve Roma…/

Veyahut:’…Başkentler haritası, yerde sarhoş kusmuğu…’

Apti her zaman yaptığı gibi, ünlü şairin tavla oynayışına benzer bir tavır sergiliyor. Ve ünlü şairin (bir söylentiye göre) yaptığı gibi, taşın birini veya birkaçını iki kapı arasına yerleştiriyor. Zira gelen zara göre taşı iki kapıdan kendisine uyan taraftan sayabilecek.

Apti, bu yanı ve yönüyle hacıyatmaza benziyor.

Literatürde hacıyatmazın her türlü savrulmada ayakları üzerinde durabilme hususiyeti ve kabiliyetine sâhip olmasının oportünizm diye ta’rif edildiği söyleniyor.

Böylece kendisinin de dâhil olduğu veya dâhil edildiği oluşumun doğurduğu vahim neticelerden mes’ul olmama yahut mes’ul tutulmama garantisini elde etmiş oluyor.

Ağlayıp, sızlanmaları arasında diyor ki Apti:’…Kaşığı belinde dolaşan birileri helal - haram demediler. Rüşvet, torpil demediler. “Gayeye giden her yol meşru idi” bunlar için. Vurgunlarını gizlemek için, haram malın zekâtı olmayacağını, haram malla hayır yapılmayacağını bilmezden gelerek, yediklerinin zekatı etmez bir parayla cami, okul, yurt yaptılar. Oralara adlarını verdiler. Hem Allah’ı, hem de insanları kandırmaya çalıştılar akıllarınca...’

Bu ’kaşığı belinde dolaşanlar’ diyerek şimdi aşağılamaya çalıştığı ve terk-i dünya eyledikleri zaman cehenneme gideceklerini söylediği zevât kimler ola ki?

Apti, onların hem cemaziye’l-evvellerini ve hem cemaziye’l-âhirlerini çok iyi biliyor.

Onlar, dünün dağlara taşlara, gökte uçan kuşlara, bütün yazlara ve kışlara, şuruplara aşlara (her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsa, yani akla gelecek her nesneye)’hak yol İslâm ile tek yol İslâm yazmaya azm u cezm u kasem eylemiş oda mücahidleri idiler.

Onlar, ‘çağdaşları günün çetin kavgalarında yer alırken, yıldızlara serenat besteleyen…’ ve devr-i dilârâ-yı cumhuriyetin kel ve keleş mekteplerinde tahsil görürken geleceklerini kurtarabilmek için emekleyen asefal uzviyetlerdi.

Ellerine geçeni biriktiriyor, yemiyor ve yedirmiyorlardı.

Boş zamanlarında lak lak etmek için toplandıkları evlerde, dantelli sehpalar üzerinde kendilerine ev sahipleri tarafından ikrâm edilmiş ve ucuza getirilmiş pasta, çörek, börek ile leblebi ve fıstık gibi yiyeceklerin yanında çaylarını yudumlarken, devr-i dilârânın oluşumlarına veryansın ediyorlardı.

O zamanlar, onlara göre her şey kötüydü. Egemenler, hiçbir yere hiçbir çivi çakmamışlardı. Demir çelik fabrikaları, şeker fabrikaları, çimento fabrikaları, mensucat fabrikaları, yollar, oto yollar, demir yolları, limanlar, hava alanları, petrol rafinerileri... yapmamışlardı. Okullar açmamışlardı. Ahali açtı ve açlıktan ağaç kökleri kemiriyorlardı. Çıplaktı ve incir yapraklarıyla örtünüyorlardı. Tuz yoktu, deniz kıyısında oturanlar tuz ihtiyaçlarını deniz suyunu kaynatarak gideriyorlardı. Traktör yoktu, karasaban vardı, elektrik olmadığı için evlerde buzdolabı ile çamaşır makinesi kullanılmıyordu.

 Her türlü –izm, tu kakaydı. Onun için her türlü izm, defolup gitmeliydi. Ve bunun için de cihâd edilmeliydi.

 Ama diğer yandan ‘virân olası hânelerde evlâd u ayâl vardı’.Sabilerin geleceği, söz konusu idi. Onun için, sabilerine lânetledikleri devr-i dilâranın mekteplerinin en iyilerinde en iyi tahsilleri gördürerek, yine devr-i dilârânın nimetlerinden azamî derecede istifade edilmeli idi.

Câhilleştirilme sür-git devam ettiriliyordu, işleri koyup kotaranlar tarafından.

 Nihayet, işleri koyup kotaranlar, esip savurma gücünü muvakkaten oda mücahidlerine devrettiler. Ama onlar, bu gücü ebediyen ellerinde bulunduracaklarını zannettiler.

 Âyet onları anlatıyordu, daha öncekileri anlattığı ve daha sonrakileri de anlatacağı gibi:’Malının kendisini ebedî kılacağını hesâbediyor (zannediyor).’

Yeri ve zamanı geldiğinde işleri koyup kotaranların, gücün kimden alınıp, kime verileceğini yoldan geçenlere sormayacaklarını da bilmiyorlar.          

Abdi, şimdi kalkmış, bu zevâtı yeni tanımış gibi, sanki eskiden beri tanımıyormuş gibi davranarak, Akdeniz bölgesi ağzı ile ‘ mızılamaya’ devam ediyor.

 Abdi, ağlıyor ama yeni gelin gibi gitmem de demiyor.

 Hâlâ onların yanında duruyor, bekliyor ve onların ağaları tarafından yemlenmeye devâm ediyor.

 Böylece Abdi, bütün inandırıcılığını kaybediyor.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —