Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 04.09.2018 11:40

KÖYLÜ MEHMET

Facebook Twitter Linked-in

KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

KÖYLÜ MEHMET

Bir zamanlar köyler vardı. Bu köylerde köklü insanlar yaşardı. Zaman geldi köyler köksüz bir ağaç gibi soldu gitti. Üretim bitti. Belki de köylü Mehmet ölmek üzere. Son nefeste.

Köylü Mehmet'in güzel günleri olmuştu. Tavuk, inek besledi, Buğday, mısır ekti, tütün dikti. Belledi, ayıkladı, tarla sürdü. Kara toprağı dost belledi. Geçim dedi toprağı sevdi. Elde etti bugünkü serveti. Hep yeşil sevdi. Sararınca hasat eyledi. Başta tütün, mısır, buğday, arpa, bakla, yerelması, domates, patıIcan, bostan. Ara sıra ay çiçeği. Zeytin, kokulu üzüm, çilek, kabak.

Kara topraktan çok değer çıkardı Köylü Mehmet.. Hele de inekleri, koyun kuzu, keçi. Çok severdi sanmayın yayla göçü.Onun için bir sevdayı toprak.Göçte biraz ayrılık vardı, biraz da çile.Ama madem sürüsü vardı, çekilirdi bu çile...

Ağalar vardı bir zaman. Ama Köylü Mehmet ağalara da direndi ve toprak edindi, işledi. “Toprak benim kara sevdamdır” dedi.

Köylü Mehmet çarık, kara lastik, iskarpin de giydi. Renk renkti çocuklarının elbiseleri. En büyük aksesuar peştamal ve omuzdaki el dokuma camedan. Atı vardı, bir de eşeği. Taşıyordu çarşıya, pazara tütün, odun, sap, bakla. Ara sıra dizerdi eşeğin semerine ayakları bağlı tavukları iki sıra.

Köylü Mehmet'in karısı ve çocukları vardı, bağda bahçede, birbirine sadık. Ellerinde çapalar, çayır biçerdi tırpanlar, kurutulurdu yoncalar. Çocuklar yıkanırdı tahta teknede, çamaşırlar civitle yıkanır, kül suyu ile arındırılır asılırdı tellere.

Köylü Mehmet'e misafir gelirse hazır dururdu bir kavanoz kahve köşede. Yoksa çay, ayran. Açsa kır iki yumurta tavaya, yanında pileki ekmeği buğdaydan. Buğday Amerikan malı değil, Mehmet'in hozanlığından.

Köylü Mehmet sabah ezanı ile kalkar, abdest ve namaz. Sonra ya bir bardak süt veya çorba. Doğru tarlaya. Asıl kahvaltı yapılırdı kuşlukta. Yemekler yenirdi ya tahta sofrada veya sepet içinde tarlada. Çocuklar inek otlatır merada. Ellerinde yağlı ekmek, bir de çubuk. Elbiseleri ya tirilden veya basmadan.

Zaman çok çabuk geçti. Birileri Köyü Mehmet'in kanına girdi. Soylu ağaların kanı karıştı kanına. Atı sattı, çapayı, kazmayı, beli yaktı. Düştü kentin yoluna.. Çünkü çok şehir masalları anlatmışlardı O'na... Hep gülecek zannetti şehirde. Gitmeyelim dedi karısı Fadime. Dinlemedi ve toprağı terk etti ve şehre Köylü Mehmet göç etti.

Ama şimdi bakıyor gökte yıldız yok, çevrede yeşil. Gülen insan nadir. Bilmediği şeyler duydu, Esrar, eroin, alkol ve zehir. Çocuklar akşamları gelmiyor eve. Ev desen karanlık adeta bir hücre. Mavi anlatılmıştı Köylü Mehmet'e şehir, halbuki her taraf kapkara. Oksijen kirli,etrafta uçmuyor kuşlar.Var olan sadece bol gürültü, menfaat ve çıkar. Komşu yok, dost yok, kayboluyor çoluk çocuk. Maviyi arıyor gökyüzünde, şehirde gökyüzü yok. Deniz kirli, etrafı sarmış küfler. Su paralı, tuvalet para. Yol yok geçilecek. Paran varsa alınır selamın, yoksa olursun perişan.

Bir gün küçük kızı sordu Köylü Mehmet'e: “Neden getirdin bizi bu şehire?” Köylü Mehmet cevap veremedi bu soruya, döküldü gözünden iki damla yaş. Kız devam etti: “Neden kopardın bizi köyümüzden? Düşlerime giriyor kuzular, kuşlar çiçekler.” Köylü Mehmet'in yüreğine saplandı bıçaklar ve oklar. Kaçmak istedi bu şehirden ama düşündü toprağına ihanet etmişti. Satmış o güzel toprak ucuza gitmiş, para da erimiş gitmişti. Bu duruma ağlıyordu gökteki bulutlar. Hâlbuki mutluluk kokuyordu köydeki çinko kaplı çatılar.

Köylü Mehmet ölmek üzere.. Gece zifiri karanlık. Ne gök var ne de yıldız. Küçük kız bir köşede düşünmekte. Kardeşleri gelmemiş, gelse de eve faydaları yok.

Köylü Mehmet'in son sözleri üretimden başka çare yok. Götürün beni köyün mezarlığına. Biz ihanet ettik bu kutsal toprağa. Şehir tüketiyor işte tüketti beni. Allah insanı üretsin diye yaratmış. Üretimin önemini anlayacağız günün birinde.Bak dinle ne anlatıyor bize yeşil suratlı doğa. Bir daha iyi düşünmeli her insan toprak olmadan. Köy ne kent ne? Papatyalar üreten insanları bekliyor, işlenesi toprak Köylü Mehmetlere muhtaç.

Son pişmanlık hiç de para etmiyor.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —