Abbas YOLCU

Tarih: 15.05.2018 15:47

“ÇAMURDAN GELMEK”

Facebook Twitter Linked-in

KIRK AMBAR

Abbas Yolcu

ayenihaber@hotmail.com

 

“ÇAMURDAN GELMEK”

İnsanlar, âhir zamanda şöyle bir soru ile karşılaştılar: ”Siyasî İslâmcılık bitti mi?”

Kitap, “kavramların metafizik birer orospu haline getirildiği bir dünyada yaşıyor olmak”tan bahsetmişti. Dolayısıyla “siyasî İslâmcılık” kavramının bir zarf olup, içinin ne ile doldurulduğuna bakmak gerekiyordu. Bu minvalde İslâmcılığı “zî-şân-ı nişan” gibi benimseyen bazılarına göre, arz üzerinden zulmün kaldırılarak, adâletin hâkim kılınması için kanıyla, malıyla ve canıyla cihâd eden kişilerin kendilerine yakıştırdığı bir sıfat biçiminde arz-ı endâm etmekteydi, islâmcılık.

Mâzîde bütün insanların mutluluğa gark olduğu bir altın çağ yaşanmıştı, rivâyetlere göre ve ardından bir asr-ı saadet ve onun da ardından hulefa-i râşidîn devirleri. İslâmcılara göre asr-ı saadet veya hulefa-i râşidîn devirleri insanlık adına yaşanabilecek en mükemmel devir örnekleri idi.

“Siyasî İslâmcı” yakıştırması, Müslüman olduğunu beyân edenler tarafından açık bir şekilde kabul edilmiş görünmese dahi bu kavramı içselleştirdikleri, gözden kaçırılmaması gereken hususattandı.

Onlar, haliyle içinde yaşadıkları topluluğun idâre biçiminin tağutî olduğunu beyanla şeriatçılık dümenine yatmışlardı. Kâfir düzen içinde yaşayan İslâmcıların onlara göre bir takım vazifeleri vardı. Bu vazifelerden en mühimi, mümkün olduğu kadar vergi kaçırmaktı. Kâfir düzeni vergilerle beslememek, aksine vergi vermeyerek zayıflatıp çökertmeye çalışmak ve Allah’ın dinini topluluğa hâkim kılmak için cihâd etmek gerekiyordu.

Ve gördükleri zulümlere karşı topluca ağlaşma seansları tertip ediyorlardı.

Bütün bu hareketliliklerinin hiçbir irfânî boyutu yoktu. Hemen hepsi gecekondu paryaları mesâbesinde bulundukları için bir medeniyet inşası, bir medeniyetin mâzîden devralınarak istikbâle taşınması gibi batı adamının entelektüel boyut diye vasfettiği oluşum ve girişimlere tamamen yabancı idiler.

Çünkü kitabın ifadesiyle “çamurdan gelmişlerdi”.(Bu, topraktan yaratılmış olmak manâsında değildir.)

Bahsi geçen bu salon ve oturma odası cihatçıları, diğer taraftan söylemlerini matbuat aracılığı ile içinde yaşadıkları topluluğa iletmeye çalışıyorlar ve gazeteler, dergiler çıkarıyorlardı.

Zaman geçip, devrân dönüp, sırrına asla vâkıf olamayacakları bir şekilde, kahrettikleri, buğzettikleri ve nefret ettikleri bâtıl düzen, kendilerine muvakkaten devredildiğinde hem şaşırdılar, hem sevindiler ve bâtıl düzenin yıkıldığı zannına kapılarak zafer narâları atmaya başladılar.

Ancak haklarında hayırlı lâkırdılar edilmediğini görmezden, duymazdan, aldırmazdan gelmeye başladılar.

Şöyle diyenler vardı, hâlbuki:

“...Ve beklenen felaket bir gün 'İslamcı medya'nın kapısını çaldı. 'Çevre'den 'merkez'e doğru akın eden siyasal İslamcılar kısa süre içinde mal mülk edinmeye, servet içinde kibir gütmeye, halka 'ırgat' gözüyle bakmaya başladı. Aslında İslamcıların tarihî serüveni tepetaklak olmuştu. İslamcılar vaktiyle devlete tağut diyor, birçok Müslümanı da 'devletçi' olmakla suçluyorlardı. Oysa İslamcılara göre devlet, cahiliye döneminde putperestlerin kendi elleriyle yaptığı putları acıkınca yemesi gibi bir şeydi. Devlet kavramına neredeyse 'anarşist' düzeyde karşı çıkan siyasal İslamcılar, iktidara yürüyüp (pâyitahtın) sisli sokaklarında fenersiz yakalanınca 'devlet'e secde edecek hale geldi.”

Neticede siyasî İslâmcılar olarak (kendileri bu yakıştırmadan her ne kadar vazgeçmiş iseler de) “malının kendisini ebedî kılacağını hesabediyor” ilâhî hitabını unutmuş görünmeye veya o ilâhî hitabı gözardı etmeye başladılar.

İçinde yaşadıkları toplulukta sanki kendilerinin egemenlikleri ile birlikte cinâyetlerin, arsızlıkların, hırsızlıkların sona erdiğini, kerhânelerin, meyhânelerin, kumarhânelerin kapısına kilit vurulduğunu, faizin her türlüsünün kökünün kazındığını, ilimde, irfânda, edebde, terbiyede, hoşgörüde, adalette ve merhamette başların arşa değdiğini varsaymaya başladılar.

Kelâmın hulâsası, gecekondu paryalarıyla, sokaktaki yığınlarla, bedevîlikle, şark kurnazlığıyla asâlet bir arada bulunmuyor, bulunamıyor.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —